Defne ile Apollon


EGELİFE, 01 EKİM 2008, YIL: 5, SAYI: 44
MİTOLOJİDEN SANATA YANSIMALAR:2
DEFNE İLE APOLLON

Yazı ve fotoğraflar: Nizami ÇUBUK
ncubuk@egelife.com
Kaçma güzel kaçma
Ben adam yemem
Gizli sırlarını ellere demem… (Halk Türküsü)


Torosların Akdeniz’e uzandığı kıyıda, dayanılmaz yaz sıcağından defne ağaçlarının gölgesine sığınarak serinlemeye çalışıyorum. Uzandığım hamakta hayallere dalıyorum. Ağustosböceklerinin senfonisi hayallerimin fon müziği sanki…
Defneyapraklarının arasından süzülen güneş ışıkları yeşilin tüm tonlarını bir dağıtıp bir topluyor hiç yorulmadan…
Işıltılı defneyaprakları arasından gizemli dünyalara, zaman içinde yolculuğa çıkıyorum.


Eskiden çok eskiden yeryüzünde
Güzelliği dillere destan
Bir su perisi vardı adı Defne
Upuzun saçları altın sarısıydı
Dolaşırdı kuytu ormanlarda bütün gün
Defne, ırmak tanrısının kızıydı
Babası Peneus derdi ki, kızım
Sen bana bir damat borçlusun
Sen bana bir torun borçlusun
Defne dedi ki babacığım
Beni zorlama ne olursun
Bırak beni kız kalayım ne olursun
Sıram sıram boynu bükük yavuklu
Bekleye dursun bir yanda
Defne başıboş gönlü özgür
İnatçı, hırçın ve gururlu
Koşup durdu ormanda… (Melih Cevdet ANDAY)

Bir gün Tanrı Apollon Thessalia`da, kıyıları ağaçlarla gölgelenen Peneus Irmağı kenarında, genç ve güzel bir kız gördü. Bu güzelin adı Defne idi ve Apollon görür görmez hemencecik âşık olmuştu ona. Defne, ormanların derinliklerinde dolaşmaktan, ay ışığında yabani hayvanları kovalamaktan ve avlamaktan hoşlanıyordu. Defne hayatı boyunca yalnız yaşamaya yemin etmişti. Erkeklerden nefret ediyor ve evlenmeyi kesinlikle düşünmüyordu.


Aslında Peneus Irmağının kızıdır Defne. Babası ondan torunlar istedikçe, o da yalvarırmış babasına: ” Nasıl ki Zeus, kızı Artemis’e sonsuz bakirelik bağışladıysa, sende benden esirgeme bu dileğimi sevgili babacığım” diyerek…
Ancak, Apollon görünce vurulmuş bir kere yıldızlar gibi parlayan ışıl ışıl gözlerine, dolgun dudaklarına, narin ellerine… Yüreği, kıza sahip olma isteğiyle yanıp tutuşmaya başlamıştı.


Ama Defne farkedince Apollon’un arzu dolu bakışlarını kaçıp uzaklaşmak istemişti yanından. Apollon da düşmüştü kızın peşine ve yalvararak: ”Dur, kaçma güzel peri. Aşkın düşürdü beni senin ardına. Koşma da düşüp yaralanmasın nazik bedenin, senin acına dayanamam sonra… Bir sığırtmaç ya da koyun çobanı değilim ben. Delphoi Tapınağı’nın, Hierapolis kentinin, Klaros’un, Tenedos’un, Patara’daki kral sarayının efendisi olarak bilinirim ben. Zeus babamdır benim. Geçmişteki yaşanmışlıkları ve gelecekteki olacakları bilebiliyorsak, benim sayemdedir bu.”


"Benim geyiğim sen, kuzum sen
Benim biricik güvercinim sen
Kuzu kurttan korkar, geyik aslandan
Güvercin kartaldan kaçar
Ben sana acı vermek istemem
Ayaklarını kanatmasın çalılar
Yavaşla biraz düşeceksin
Geçtiğin keçi yolları dar
Dur hele kaçma benden
Sevgimdir seni kovalayan..."
Daha sözünü bitirmeden avcı
Korkak adımlarla uzaklaştı Defne
Kaçarken daha bir güzelleşti de
Ardında tir tir titreyen avcı
Tavşan kovalayan hırslı bir tazı
Gibi düştü Defne'nin peşine.
"Ben de yılmadan kovalayacağım
Büyülediğin kimmiş öğren
Ben ne bir dağlı ne bir çobanım
Oklarından sakınılmaz bir tanrıyım
Koca Zeus'tur babam
Geçmişi, bugünü, geleceği
Benimle bildi herkes, benimle bilir
Saz tellerine ben verdim seslerini
İlaçlar yaptım yabanıl otlardan
Ama bana çare değil şimdi hiçbiri
Kimden kaçıyorsun öyle sen
Asıl sensin benim avcım
Beni sen vurdun can evimden".
Tavşan koşuyor, durmadan koşuyordu
Ardında av köpeği ter içinde
Boynunu uzatmış, yetişmek üzere
Birinde umut vardı, birinde korku
Tavşan ensesinde nefesler duyuyordu
Çünkü ışık gibi saran tanrıyı
Sevinin kanatlarıydı. ( Melih Cevdet ANDAY)

Apollon, Defne kızın peşini bırakmıyordu. Hem dil döküp yalvarıyor, hem de koşup kovalıyordu kızın arkasından. Ama boşuna… Defne kız korkmuştu bir kere, delicesine kaçıyordu… Ve yorulup düşene kadar durmadan koştu… Daha fazla koşacak gücü kalmadığında ise düşerek yere yıkıldı ve tanrılara yalvarmaya başladı.


"Kurtar beni sevgili babacığım Peneus, döndür beni başka şekle ırmağından akan suyun gücüyle…”
“Ey toprak ana beni ört, beni sakla, hadi kurtar beni!”


Gücü kalmamıştı artık Defne'nin
Koşamıyordu kaçamıyordu
Sapsarı, yalvardı babasına
Peneus'un suları üstünde gezdirip gözlerini
"Cezasını çekiyorum güzelliğimin
Irmakların gücü de sen gibi tanrısalsa
Ne yap yap değiştir beni
Başka bir biçime koy baba".
Yalvarması daha bitmemişti ki
Bir gevşeklik sardı her yerini
Örtüldü göğüs yapraklarla
Kolları, saçları dal oluverdi.
Avcı kollarına aldığı zaman
Kalbi çarpıyordu Defne'nin
Taze yaprakların altından.
Yazık dedi tanrı çok yazık
Saramadan yitirdim seni
Bari benim ağacım ol da
Yaprakların çelek olsun kahramanlara
Ezgilerde, türkülerde anılsın bundan sonra
Yan yana adlarımız
Yazık dedi tanrı çok yazık...


Melih Cevdet ANDAY

Toprak ana onun yakarışını duymuştu. Defne, daha sözlerini bitirmeden bir uyuşukluk kaplamaya başlamıştı kol ve bacaklarını. Yumuşacık göğsü ince bir kabukla örtülmüş, güzel kokulu uzun saçları yapraklara dönüşmüştü. Kolları dallar halinde uzanmıştı göğe doğru… Bacakları gövde, küçük ayakları ise kök olup indi toprağın derinliklerine… Yüzü görünmez olmuştu dal ve yaprak yığınları arasında. Ama o güzelliğinin parıltısı hiç kaybolmamıştı...


Apollon böyle de sevmişti peri kızını. Dallarını okşayıp, yapraklarını tutmuştu parmaklarının ucuyla, sanki incitmekten korkar gibi… Bu taze kabukların arasında güzel Defne’nin yüreğinin attığını duyabiliyordu hala... Ağacı öpücüklere boğmak istiyordu ama dallar ve yaprakalr kaçıyordu onun dudaklarının dokunuşundan.


“Karım olamadın ama ağacım olacaksın hiç değilse” diyordu, Apollon. “Taç gibi taşıyacağım seni başımda, lirimi sen süsleyeceksin, ok kılıfımı yine sen. Zafer kazanmışların sen olacaksın tacı. Kokulu güzel saçların gibi yeşil yaprakların da dökülmeyecek kışın soğuğunda bile... Her mevsim güzelliğinin süsü olacak yaprakların. Senin de adın Defne olsun bundan böyle.”


O günden sonra Defne, Apollon`un başına tac ettiği saçlarının çelengi oldu. Ve defneyapraklarından yapılmış taçlar taktılar ölümsüz kahramanların alınlarına ödül olsun diye…
Ünlü sanatçılar bu mitolojik öykülerden imgesel zenginlikler yaratmışlardı. İşte Melih Cevdet Anday’ın şiirinde bunu görebiliyoruz.
Ama ille de Barok Dönem (16. ve 18. yüzyıllar) İtalyan sanatçısı Gian Lorenzo BERNİNİ’nin (7 Aralık 1598, Napoli – 28 Kasım 1680, Roma), yaptığı Apollon ve Defne heykeli (1622-25 Galleria Borghese, Rome) öykünün coşkusu ve heyecanı ile bizi içine çekmektedir.