Dağ Yamaçlarından Senfonik Esintiler


EGELİFE, 01 AĞUSTOS 2008, YIL: 5, SAYI: 55
DAĞ YAMAÇLARINDAN SENFONİK ESİNTİLER

Yazı ve fotoğraflar: Nizami ÇUBUK
www.nizamicubuk.com



“Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi
Kâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni…”
Nesimi


Ve o günler, tanrıların başı dumanlı ulu dağlarda yaşadığı günlerdi… Neşeli doğa perilerinin kırlarda türküler söyleyip dans ettiği, coşkun at adamların doludizgin koştuğu, efsanevi kahramanların canavarlarla dövüştüğü günlerdi… Keçi kılıklı Panların sabahlara kadar şarap içip eğlendiği, rahiplerin tapınaklarda tanrılar için tütsüler yakıp, adaklar sunduğu günlerdi…
Ve o günler, Tanrılar Tanrısı Zeus’un dokuz güzel kızı esin perilerinin, ulu dağların tepelerinde halka halka korolar kurup, bütün ölümsüz tanrılar soyuna övgüler düzdüğü günlerdi… Onlar şarkılar söyleyerek kol kola yürürken, babaları Zeus’un Olympos dağındaki konağına doğru, tanrısal ezgilerin yankıları sarardı dört bir yanı… Onlar, koca kalkanlı Zeus ile çiçekli yamaçların kraliçesi Mnemosyne’nin aşklarından olmaydılar…
Klio, Euterpe, Thalia, Melpomene, Terpsikhore, Erato, Polymnia, Urania ve Kalliope denilmişti adlarına… Her birinin hüneri diğerinden daha üstündü… Ama ille de şiir, tiyatro ve müzikti bütün yaratıcı sanatların özünde olan ortak yanları.
Ve o günlerden sonra, ilham perisi olarak sanatsal yaratıcılığı esinleyip durdular ölümlü insanlara, durmadan yorulmadan…
Ve o günlerden bu günlere süzülüp gelenlerin arasından, payımıza düşenin daha fazlasını almaya çalışıyoruz dur durak bilmeden.
Zaman içindeki yolculuğumuzun duraklarında, dönemeçlerinde hep sanat, hep bilim olacak elbette…
Belki sanatın esin perilerini ararken, yaşanmışlıklardan geriye kalan anıların izlerini sürebilme şansımız olacak.
***
Türkiye’nin aydınlık yüzü Köy Enstitülerimizi her yıl saygıyla, sevgiyle ve özlemle anıyoruz. 18 Nisanlar yaklaştığında hep farklı duygulara kapılıyoruz… Ama değişmeyen gerçekse, Köy Enstitülerinin tüm dünyanın hayran kaldığı başarılı bir eğitim kurumu olarak herkesçe kabul ediliyor olmasıdır. Özellikle sanatın öne çıkarıldığı eğitim uygulamaları hepimizi yeni ufuklara ve yeni heyecanlara sürüklüyor.
Denizli Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi olarak bizler yine her zamanki telaşlı yılsonu etkinliklerimize hazırlanırken, bir ara gücümüzün azaldığını, ekip ruhumuzun kaybolduğunu fark ediyoruz… Hemen aklımıza 18 Nisan ve Köy Enstitülü öğretmenlerimiz geliyor… Emekli ama gönlü gençlik dinamizmiyle dolu öğretmenlerimize ulaşarak, bize sanat etkinliklerini nasıl planlayıp uyguladıklarını anlatmalarını ve bunları bizimle paylaşmalarını istiyoruz.
Enstrümanını kapan Köy Enstitülü öğretmenlerimiz heyecanla geldiler, okulumuza… Çocuksu duygularla hem koro hem solo parçaları heyecanla çalıp söylediler… Okul yıllarında yaptıkları etkinliklerini, bayram törenlerini, sınıf gecelerini nasıl gerçekleştirdiklerini anlattılar… İmece kültürünü, paylaştıkça çoğalmayı anlattılar…
Dinledikçe şaşkınlığımız hayranlığa dönüşüyordu…
Sanki esin perilerimizi bulmuştuk…
Öğrencilerimiz ve genç öğretmenlerimiz önce, yeteneklerine bakarak onların emekli müzik öğretmeni olduğunu sandılar. Oysa onların her biri sınıf öğretmeniydiler. Ama onlar öğretmen olmanın yalnızca bilgiyi aktaran kişi demek olmadığını; aynı zamanda bilimle, sanatla, sporla ve tarımla uğraşmak ve başarmak demek olduğunu anlattılar. Öğrencilerimiz, Köy Enstitülü öğretmenlerimizin müzik dağarcıklarındaki repertuar zenginliğine ve ulusallıktan evrenselliğe açılan geniş bilgi birikimlerine hayran kaldılar.
İşte tam bu günlerin birinde Honaz Dağı’nın yamaçlarından bir ses geldi kulaklarımıza… Honaz’ın Karaçay kasabasında gönüllü müzik öğretmeni olarak çalışan ve kendini eğitime adamış yürekli bir öğretmen Ayşe Gedizlioğlu çağırıyordu bizleri; “Hadi ne olur gelin buralara, bu çocuklar da, buradaki insanlar da kora ve orkestra dinlesinler… Kemanı, piyanoyu ve çok sesli türküleri dinleyebilsinler.” Bu yürekli sesi duyup ta gitmemek olurmuydu? Hemen öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz kolları sıvadık, hazırlıklarımızı yaptık ve düştük yollara…
Gönen Öğretmen Okulunda okurken müzik öğretmenimiz İsmet Erçetin bizlere müziğin her türünü sevdirmeye çalışırdı. Öğretmen olacağımız için hem nitelikli bir dinleyici hem de bir çalgı eşliğinde müzik dersi işleyebilecek bilgi ve becerimizin olmasını isterdi. Mutlaka her müzik dersinin bir bölümünde bize plak çalar dinletirdi. Eğer o günkü konuyu hemen işleyip çalma konusunda başarı gösterirsek daha uzun süre dinleme şansımız olurdu. Aslında müthiş bir güdüleme yöntemiydi bu… Zaten konuyu hemen halledip öğretmenimizin müzik üzerine yorumlarını daha çok dinlemek isterdik. Öğretmenimiz bazen de kendisi keman ve piyano çalarak bizlere mini dinletiler sunardı. Vivaldi’nin Mevsimlerindeki seslerin ne anlama geldiğini anlatırdı… Âşık Veysel’in yüreğinden damlayan sevgiyi… Ruhi Su’nun türkü yorumlarındaki enginliği anlatırdı... O yıllarda Fikret Kızılok’u, Moğollar’ı dinletirdi. Hafta sonlarında okulumuzda izlediğimiz filmlerin müziklerine mutlaka kulak vermemizi söylerdi. Dağarcığınız çocuk şarkılarıyla dolup taşsın derdi. Öğretmenlik yapmaya gittiğiniz köylerde öğrencilerinizden başlayarak, köy halkına da çok sesli müzik kültürünü tanıtmalısınız diyerek öğütlerdi. Sevgili öğretmenimiz ne çok şeyler kazandırmıştı bizlere… Yolda giderken bunlar geldi geçti gözlerimin önünden…
Evet, işte Karaçay’a geldik…
Honaz Dağı’nın yamaçlarında şirin bir kasaba Karaçay…
Kardeş okulumuz Karaçay İlköğretim Okulu’nun gül yüzlü öğrencileri çakmak çakmak gözleriyle bilime, sanata susamışlar, arayıp araştırıp öğrenmek istiyorlar ve önlerinde öğretmenleri Ayşe Gedizlioğlu, Belediye Başkanı Sezgin Karateke ve Honaz İlçe Milli Eğitim Müdürü Aydın Karlıdağ bizi dostça karşılıyorlar.
Denizli’de, Türkiye’nin en başarılı sanat eğitimi veren okulu Hakkı Dereköylü Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nin öğrencileri başarmanın haklı gururuyla ve heyecanıyla bildiklerini paylaşmak, paylaşarak çoğalmak istiyorlar…
Okulun avlusuna sıralar yerleştirilmiş izleyicilerin oturması için. Öğrenciler ve kasaba halkı yavaş yavaş yerlerini almaya başlıyor…
Okulumuzun korosu ve orkestrası sahnede hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyor. Çalgıların akortları gözden geçiriliyor ve büyük bir alkışla konser başlıyor. Dağların yamaçlarından engin ovalara senfonik esintiler yağmaya başlıyor. Tarlasından bağından yorgun argın gelmiş kasaba halkı dikkatle ve gülümseyen yüzlerle klasik müzik dinliyor. Ayşe öğretmen çok keyifli, Atatürk’ün de müzikte yapmak istediği şey buydu diyor. Sanatı sırça sarayından çıkarıp halkla buluşturmaktı. Anadolu insanından aldığını yine ona sanatsal bir dille tekrar sunabilmekti diyor.
Konserin sonunda, kasabanın çocukları orkestramızın çalgılarına tek tek dokunarak onları yakından tanımaya çalışıyorlar.
Bizler çok mutluyuz…
Artık bizi kimse durduramaz… Haziran başında Türkiye Çok Sesli Korolar Şenliğine katılmak üzere Ankara’ya gidiyoruz. Zaten koro öğretmenimiz Sevgi Utma yıl boyunca öğrencilerimizle bunun hazırlıklarını çok özenle yapmıştı. Dağların yamaçlarında senfonik müzik dinletebilen öğrencilerimiz şimdi de Türkiye’nin başkentinde Ankara’da ünlü koroların geldiği seçkin bir dinleyici topluluğuna çok seslendirilmiş Türküler dinletecekler.
Evet, okulumuzun korosu anons edildiğinde çılgınca bir alkış kopuyor. Sunucu, okul koromuzun on yıldan beri bu etkinliklere katılarak çok başarılı bir sanatsal çizgi izlediğini anlatıyor. Çok sesli koro kültürünün farklılıkların birlikte olması demek olduğunu, demokrasi kültürünün bir parçası olduğunu söyleyerek okulumuzu ve koromuzu övüyor.
Ve koromuz yöremizden bir Türküyü yeni bir yorumla sunarak başlıyor konserine “Cemilemin Gezdiği Dağlar Meşeli”…
Koromuzu göğsümüz kabararak izliyoruz…
Halk ozanı Nesimi’nin dizeleri dökülüyor dudaklarımıdan:

“Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi
Kâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni…”