Dünün Pamukkale'sinden Yarının Denizli'sine


FUNİKA DÜNYASI DERGİSİ 2007 EKİM
DÜNÜN PAMUKKALE’SİNDEN YARININ DENİZLİ’SİNE
TARİHSEL MİRAS

Nizami ÇUBUK
ncubuk@msn.com ncubuk@msn.com
www.nizamicubuk.com


Görkemli pınarlarla süslü
Su perilerinin kraliçesi
Altın kent, Hierapolis…”
(Hierapolis Tiyatro yazıtı)


Antik Çağların Hierapolis’inden günümüzün Pamukkale’sine… Bu gizemli kent, seyyahların ve ozanların dilinde hep güzel bir kadın imgesiyle betimlenerek anlatılmıştır…
Hierapolis; sıcak suları, Plutonyon’u (Cin Deliği diye bilinen zehirli gaz çıkan mağara) ve beyaz travertenleri yüzünden çağlar boyunca hep ilgi görmüştür. Özellikle Plutonyon’un yarattığı gizem antik dönemlerde birçok tanrının inanç ve tapınma (kült) mitolojisinde geçen öykülerle ilişkilendirilmiştir. Kibele, Hades ve Apollon bunların başında gelmektedir. Hierapolis’in yerel dinlerle yoğrulmuş mitolojik zenginliği zamanla sanat yapıtlarına da yansımıştır.
Hierapolis sözcük anlamı olarak kutsal kent anlamına gelir. Antik Çağların Coğrafyacısı Amasyalı Strabon, Hierapolis’te zehirli gaz deliği Plutonyon’da dinsel törenler yapan hadım edilmiş Kibele rahiplerini anlatmaktadır. Tanrıça’ya kulluk eden hadım edilmiş rahipler (Galluslar) mağaraya girip çıkarak, zehirli gazın etkisine karşı yalnızca kendilerinin bağışıklık kazanmış olduklarını göstermeye çalışıyorlardı (aslında nefeslerini tutarak hile yaptıklarını kimseye fark ettirmiyorlardı).
İnanç olarak, Ana Tanrıça Kibele kültünden Hades inancına geçişle birlikte farklı bir mitolojik öykü önem kazanmaya başlamıştır.
Antik Dönem Ege uygarlıklarında, bu yerle ilgili gizemli olaylar, ölülerin ve yeraltı dünyasının tanrısı Hades (Pluton) ile ilişkili görülmüştür. Bu nedenle antik dönemin kaynakları kutsal yere Plutonyon ya da cehennem kayıkçısı Kharon’un adından türemiş olan Kharoneyon adını vermişlerdir.
Hierapolis Kharoneyon’u (Plutonyon’u) aslında, içinden sıcak su akan, zehirli gazlar çıkan bir fay kırığıdır, mağaradır.
Hades kültünde bu tür yerler Ölüm Ülkesi’nin giriş kapısı olarak değerlendirilmiştir. Bu anlayış o kadar etkili olmuştur ki Romalı zengin hastalar ölmeden az zaman önce Hierapolis’e getirilerek burada ölmeyi ve ruhlarının Ölüm Ülkesi’ne kolayca inebilmesini çok istemişlerdir. Bu yüzden Hierapolis nekropolü (mezarlığı), mezar türü bakımından en zengin antik kent nekropollerinden biri haline gelmiştir.
Hades’le ilgili efsanelerden en çok bilineni güzeller güzeli Persefone'yi kaçırmasının öyküsüdür. Hierapolis Plutonyon’u belkide burada da bir başka mitolojik öykünün merkezini oluşturmaktadır. Yani Hades’in Persefone’yi yeraltına kaçırdığı yarık olarak düşünülmektedir.
Hierapolis Tiyatrosu Sahne kabartmalarında, bu olay sanat değeri yüksek bir heykeltıraşlık eseri olarak betimlenmiştir.
Kutsal alan çevresinde Hellenistik kent yerleşimin kurulmasıyla, mağaranın etrafındaki kutsal alanın denetimi, yerli ama eski dinin rahiplerinden yeni kentin din adamlarına geçmiştir. Plutonyon, zamanla kentin yeni koruyucu Tanrısı Apollon’un kehanet merkezine dönüşmüştür.
Bu yerin kutsallığı, eski çoktanrıcı dönemden Hıristiyanlık dinine de aktarılmıştır. Hierapolis’te daha önce öldürülmüş olan İsa’nın on iki havarisinden Aziz Filip adına burada bir anıtmezar (Martyrium) yapılmıştır. Bu yüzden Hierapolis’te ölmek ve gömülmek önceki dönemlerde olduğu gibi Hıristiyanlarca da ayrıcalıklı bir anlayışa dönüşmüştür. Mezar sayısının çoğalmasına yol açan bu durum; ölüm yıl dönümlerinde, yakınları adına tören yapan ve mezarların çiçeklerine bakan ayrı bir derneğin kurulmasına da yol açmıştır.
Hierapolis’in özellikleri ve özgünlükleri saymakla bitmez…
Roma Döneminde Anadolu’daki dokumacılığın merkezi Hierapolis, Laodikya ve Colossae olarak biliniyordu. Özellikle, Hierapolis’teki termal sular kumaş boyamacılığında boyaların sabitlenmesinde olağanüstü olanaklar sunuyordu. Termal sularda, bitkisel boyalarla erguvani renklere boyanan kumaşlar, Romalı soylular tarafından pelerin olarak beğeniyle kullanılıyordu. Hierapolis’te üretilen erguvani kumaşlar yıkamakla ve güneşte kalmakla öyle hemen soluvermiyordu. Aristokrat Romalılar beyaz togalarının üstüne bu erguvani pelerinleri takarak çok soylu bir görüntü sergiliyorlardı.
Hierapolisli boyacılar mesleki faaliyetlerini daha etkili yürütebilmek için birlik kurarak örgütlenmişlerdi. Kurdukları “Erguvani Kumaş Boyacıları Birliğinin” üyesi tüccarlar, Efes Limanı üzerinden Roma’ya kumaş gönderdikleri için çok zengin olmuşlardır. Ve şehirlerindeki Tiyatro binasının yapımına da büyük miktarlarda parasal katkı sağlamışlardır. Hierapolisli ünlü kumaş tüccarı Flavius Zeuksis’ın mezar anıtına övgüyle; “Yetmiş iki kez Roma’ya gidip geldim…” Diye yazılmıştır. “Tarih tekerrürden ibarettir”: Sanki günümüzün Denizlili tekstilcilerini anlatıyoruz.
Roma İmpartoru Septimius Severus, çocuklarının eğitimi için öğretmen olarak; Hierapolis’li ünlü bir sofist (bilge) olan Antipatros’u seçmiştir. Uzun yıllar Roma’da imparatorluk sarayında çevirmenlik ve hocalık yapan hemşerimiz Antipatros imparatorluk olanaklarının Hierapolis’e akmasını sağlayarak imar faaliyetlerine büyük katkılar sağlamıştır. Babaları öldükten sonra büyümüş olan İmparatorun iki oğlu Karakalla ve Geta iktidar mücadelesine başlamışlardır. Bu mücadelede kardeşini öldürerek iktidara geçen Karakalla’ya çok kırılan Antipatros: “Benim öğrencilerim kardeşini öldüremez, demek ki ben boşuna uğraşmışım” diye, Hierapolis’e dönmüştür. M.S. 215’de Hierapolis’e gelerek uzun süre burada kalan Karacalla hocasının gönlünü almak için çok çaba harcamıştır. Hatta hocası adına para bastırmıştır. Ama nafile… Kardeşini katleden öğrencisini asla affetmez, bu soylu bilge... Ve bir sabah Sofist Antipatros, Karakalla’nın üsteleyip durmasına tahammülü kalmadığı için kendi canına kıyarak intihar eder…
Denizli’de bugün yaşayan birçok güzelliğin, değerin aslında tarihsel bir yolculukla ta ötelerden süzülüp geldiğini bir bilebilsek!... Çok şeyi çözmüş oluruz.