Şenlikler


DENİZLİ ÇEVRESİNDE

ESKİ ZAMAN ŞENLİKLERİ


http://www.nizamicubuk.com/

ncubuk@msn.com ncubuk@msn.com



Antik çağlarda tanrılar, krallar ve doğallıkla insanlar şenliklerde eğlenmeyi yaşamlarının vazgeçilmez bir parçası olarak görürlerdi.

Ve o günler, tanrıların yeryüzünde yaşadığı günlerdi...

İnsanlar, sanatsal yaratıcılıklarına masal tadında öyküler yakıştırmışlardı ya da simgelerle anlamlar yükleyerek sunmuşlardı duygularını...

Antik çağların mitolojilerine göre; uludağlardan yeryüzünü yöneten tanrıların düğünleri, şenlikleri özellikle de tanrılar tanrısı Zeus'un düğünleri; yeryüzündeki bolluk ve bereketin başlangıcı sayılırdı... Hatta üremeyi, çoğalmayı simgelediği için ona "Kutsal Evlilik" (Hieros Gamos) adı verilmişti... Belki de günümüzde Anadolu köy düğünlerinde damatla gelinin üzerine tohum serpilmesi de bu geleneğin bir uzantısı sayılmalıdır.

Aslında gösterilerin, eğlencelerin ve şenliklerin, kısacası sanatın iki tanrısı vardı: Apollon ve Dionysos...

Apollon esin perileri Mousalarla, sanatın daha çok Olymposlu tanrılara özgü "aristokrat" bir uğraş olduğunu göstermeye çalışırdı...

Dionysos ise erguvan renkli şarabın tadını bilen, tüm yeryüzü insanlarına sanatın kendilerine özgü bir güzellik olduğunu sunmaya çalışırdı...

Ancak hiç birinin gösterilerinde ve şenliklerinde "popstar yarışmalarına" benzeyen "gıdıkla beni güleyim" türü suluklara asla yer verilmezdi; Çünkü o dönemlerin insanları da bunlara alışık değillerdi zaten... Onlara göre şenliklerde, ortaya konulan gösteriler, bilgelikle ve ustalıkla yoğrulmuş tanrısal yetenekler olarak çıkardı ortaya...

Tanrıların, soylu kralların ve ozanların sanatsal yeteneklerini özelliklede şiiri, müziği ve seyirlik oyunları Tanrı Apollon'un yönettiği dokuz güzel İlham Perisi; Mousalar esinlemekteydi...

Apollon, Olympos dağında, dağın parlak tepesinde kitharasını çalarak, Mousaların korosunu, danslarını yönetmekteydi. Mousalar yani sanatın esin perileri de Apollon'un kitharasının eşliğinde şarkı söyleyip, dans ederek Olymposlu Tanrıları eğlendirmekteydiler... Bu sevimli kızlar yani sanatın esin perileri Mousalar, her biri ayrı yeteneğe sahip dokuz kız kardeştiler...

İnanmayan beri gelsin... Hierapolis (Pamukkale) Tiyatro kabartmaları dediklerimizin tanığıdır... "Apollon ve Mousalar" kabartma kuşağında anlatılanlar, bu anlamda oldukça ilginçtir:

Hierapolis Tiyatrosunda, Mousaların işlendiği kabarma kuşağında sanatın dokuz esin perisinin yanı sıra, şiirlerine olan hayranlığın ifadesi olarak, Midillili şair Sappho'da Mousalardan sayılmıştır.

Sahnenin birinci bölümünde Polymnia, tanrıların büyüklüğünü anlatan en eski en güzel dinsel kasideleri temsil etmektedir. İkinci bölümde Klio, elinde tuttuğu papirüs tomarıyla tarihi; yanında duran Euterpe iki flütle lirik şiiri simgelemektedir. Üçüncü bölümde bulunan kabarmalarda en başta, elinde çobandeğneği ile komedyayı ve çoban şiirini esinleyen Thalia, ortada elinde Herakles sopası ve maske tutan tragedyanın perisi Melpomene, kenarda ise dansın ve koroların esin perisi Terpsikhore elinde liriyle çalıp oynamaktadır. Dördüncü bölümde ilk figür Erato'dur. Elinde ketrasıyla cinsel arzuyu ve aşk şiirlerini esinlemektedir. Yanında duran Kalliope güzel konuşmanın ve epik şiirin temsilcisidir. Beşinci bölümde elinde yer küreyi tutan Urania, gökbiliminin esin perisi olarak, Sappho'ya bakmaktadır. Burada ilk defa onuncu Mousa olarak Sappho da betimlenmiştir. Sappho kendi şiirlerini, sanatını göstermek istercesine, elinde papiruslardan oluşan rulolar tutmaktadır.

Daha sıradan, daha doğal yaratıcılığın ve esinlemenin tanrısı ise Dionysos'tur. O, Şarabın ve tiyatronun tanrısıdır... Dionysos, Tanrı Zeus ile sevgilisi Semele'nin çocuğudur... Zeus, karısı Hera'dan korktuğu için, doğar doğmaz Nysa (Sultanhisar) Dağlarına göndermiştir onu... Dionysos üzümü ve şarabı burada öğrenmiş, tüm dünyaya, şarabın verdiği hoşluğu ve esrikliği tanıtmaya buradan başlamıştır. Şarabın ve tiyatronun tanrısı, tüm bunları "Dionysos Alayı" denilen dostları ve yol arkadaşlarıyla birlikte yapmıştır... "Dionysos Alayında" cilveli rakkaseler yani Bakhalar, keçi ayaklı Panlar, şişman karınlı ayyaş Silenoslar ve keçi kulaklı çoban Satyrler yer alırdı...

Sizlerin serzenişlerini duyar gibi oluyorum... Haklısınız. Elbette şenlikler ve gösteri sanatları, böyle masalsı dünyalarda, mitolojik öykülerin anlattıkları gibi olmuyor... Toprağa düşmüş tohum gibi nemi ve güneşi bekliyor sanatsal yaratıcılık... Sonra, olgunlaşarak patlayan tohum gibi, insan aklı ve yüreğiyle yoğrularak imgesel zenginliklere dönüşüyor... Ve insanların yeteneklerine göre farklı sanat türlerinde çıkıyor karşımıza...

Uygarlıklar ülkesi Türkiye'de dünden gelen şenliklerin tarihsel mirası, bugün de hala değişik biçimlerde sürüp gitmektedir... Antik çağlarda, şarap ve eğlence tanrısı olarak bilinen Dionysos; aslında menderes havzasında, bağcılık geleneğine bağlı olarak gelişen bir inancın tanrısıdır.

Bugün Bekilli'de, Güney'de yapılmakta olan "Bağcılık ve Şarap Festivalleri" bu anlamda, bir rastlantı değildir. Eskiden beri bu yörede yapılmakta olan ev şarapçılığı veya endüstriyel şarapçılık, bu tarihsel mirasın yani yüzyılların taşıdığı köklü geleneğin, günümüze kadar olan yansımalarıdır.

Şarap şenliklerin iksiridir, uygarlıktır, kültürdür...
Olympos'ta Tanrıların ölümsüzlük içkisi Nektar'a inat, yeryüzündeki ölümlü insanlara Dionysos'un sunduğu bir "abu hayattır".
Üzüm asmalarının kökeni neresidir, üzüm türleri nereden gelir nereye giderler tamı tamına bilemesek de şarabın öyküsü Anadolu'dan başlar. Bu kesin!...
Şenliklerin ve Şarabın Tanrısı Dionysos dostlarıyla birlik olmayı, alay alay dolaşmayı, herkesin katıldığı coşkulu ve kalabalık eğlenceleri sever yalnızca...
Kısacası doğa tanrısı olarak Dionysos coşkunun, mutluluğun ve yaşama sevincinin tanrısıdır. Üzümle simgelenen şarabın ve şarabın yarattığı sarhoşluğun, taşkınlığın ve sınır tanımazlığın tanrısıdır.
Dionysos'un bir yanı da seyirlik oyunlardır. Tiyatro oyunları tragedyalar aslında Dionysos adına yapılan şenliklerden doğmuştur. Bu şenliklerde genellikle tekeler kurban edilirdi. Eğlencenin doruğa ulaştığı şarabın su gibi aktığı bu kutlamalarda tanrıya başta teke olmak üzere adaklar adanırdı. Tiyatroda "trajedi veya tragedya" sözcüğü, Yunanca'daki "tragodia" sözcüğünden kaynaklanmaktadır ve bu sözcük "teke şarkısı" anlamına gelmektedir.
Dionysos törenlerinde kullanılan tef, davul, dümbelek ve kavalın Anadolu kaynaklı sazlar olduğu bilinmektedir. Dionysos inancının özünde bulunan kendinden geçme, coşku ve taşkınlık gibi davranışlar Ana Tanrıça Kibele törenlerinde de karışımıza çıkmaktadır. Bu, Dionysos'un Anadolu kaynaklı bir tanrı olduğunun en önemli kanıtlarından sayılmalıdır.
Dionysos, Menderes'in bitek ovalarından başlayarak bütün dünyaya asmayı, üzümü ve şarabı tanıtmaya başlar... Bu asla tek başına yapılan bir yolculuk değildir. "Dionysos Alayı" denilen şenlikli bir yol arkadaşlığıdır onunkisi. Paylaşılan ve giderek çoğalan bir yolcuktur bu... Doğuya gittikçe; bazen bir Şamana dönüşür, bazen Hayyam olur, bazen de Bektaşi Dedesine dönüşür... Batıya gittikçe; agoralarda nutuk atan, stoalarda dolaşan ve tiyatrolarda tragedyaları esinleyen esrik bir sanatçı bilgeye dönüşür...
Şenliklerin tanrısı Dionysos'un izlerini Denizli çevresinde sürmek mümkündür

Nysa (Sultanhisar) ve Hierapolis (Pamukkale) antik tiyatrolarında Dionysos Alayını ve Şenliklerini anlatan çok güzel, sanat değeri yüksek kabartmalar vardır. Özellikle Dionysos ‘un düğünü sahnesi günümüzün köy düğünleri gibidir. Çal'ın Ortaköy kasabası yakınlarında Dionysopolis (Dionysos şehri) antik kenti vardır.

Eski köy düğünlerinde akşamları ateş etrafında yapılan "maşalama"da orta oyunlarında; değişik kostümlerle türlü kılıklara giren erkekler, tadına doyulmaz şenlikler sunarlardı...

Yine eskiden köylerde, kurak geçen günlerde yağmur dileğinde bulunmak için garip giysilerle örtünen ve "Yağmur Gelini" denilen bir adam ev ev dolaştırılarak bağışlar toplanırdı. Her gittiği evde tepesinden aşağı su dökülerek, ıslatılırdı...

Bu şenlik ritüelleri aslında Türkmen Şaman gelenekleriyle yoğrulmuş ama özünde Dionysos Şenliklerinden günümüze süzülüp gelen bizim olan güzelliklerdir.

Şen kalın, şenlikli kalın...