Atatürk ve Sanat


EGELİFE, 01 KASIM 2007, YIL: 4, SAYI: 45


ATATÜRK VE SANAT



Nizami ÇUBUK
ncubuk@egelife.com ncubuk@egelife.com
ncubuk@msn.com ncubuk@msn.com
www.nizamicubuk.com

Sanat, güzeli yaratan, gerçekliği simgelerle anlatan bir etkinliktir. Hoşa giden, düşündüren biçimler yaratma çabası ve eylemidir. Sanat yetenek, düş gücü ve yaratıcılık gerektirir...
Sanatın işlevi duyguları zenginleştirmek, kişiyi coşkulandırmak ve ona estetik bir olgunluk kazandırmak olduğu kadar, onu aydınlatmak, eğitmek ve bilgilendirmektir de...
Kültür ve uygarlık merdivenlerini yukarıya taşıyan basamakların önemli bir bölümü de sanattır, sanatsal yaratıcılıktır.
Antik çağlarda, Rönesans’ta ve Aydınlanma dönemlerinde hep sanat ve sanatçıdır çekip çeviren, toplumu ileriye taşıyan… Toplumlar, Ortaçağ bağnazlığına karşı koymanın yolunu; sanatsal yaratıcılıkla, bilimsel düşünceyle öğrenirler…
Cumhuriyet, Rönesans’tan başlayarak gelişen ve Fransız İhtilalinden bu yana uygarlık tarihinin birikimiyle olgunlaşan bir yönetim biçimidir…
Atatürk, Türk tarihinin “Ortaçağına” karşı “Cumhuriyet Aydınlanmasını” hayata geçirirken, en özlü sözlerini bilime, sanata ve kültüre ilişkin söyleyerek, yeni dönemin ufkunu belirlemiştir:
“Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir.”…
“Yüksek uygarlığın merdiveni sanattır”.
“Bir ulus ki resim yapamaz, bir ulus ki heykel yapamaz, bir ulus ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapamaz, itiraf etmeli ki o ulusun ilerleme yolunda yeri olmaz”.
“Cumhuriyetin temeli kültürdür”.
“Sanatsız kalan bir ulusun hayat damarlarından biri kopmuş demektir”.
“Sanatçı uzun uğraş ve çabalardan sonra alnında ışığı ilk hisseden kişidir.”
"Efen¬di¬ler... He¬pi¬niz me¬bus ola¬bi¬lir¬si¬niz, hat¬ta cum¬hurbaşkanı bile ola¬bi¬lir¬si¬niz, fa¬kat sanatkâr ola¬maz¬sı¬nız."
"…Ha¬yat müziktir… Müziğe ilgisi ol¬ma¬yan kişi in¬san de¬ğil¬dir... Müzik ha¬ya¬tın ne¬şe¬si, ru¬hu… Ve her¬ şe¬yi¬dir.”
"Ar¬ka¬daş¬lar… Bir ulu¬sun yenileşmesindeki öl¬çü, müziğin¬deki de¬ği¬şimdir… Ulu¬sal, in¬ce duy¬gu¬ları, dü¬şün¬ce¬leri an¬la¬tan yük¬sek de¬yiş¬le¬ri, söy¬le¬yiş¬le¬ri top¬la¬mak, on¬la¬rı biran ön¬ce müziğin genel ku¬ral¬la¬rı¬na gö¬re iş¬le¬mek ge¬re¬kir. An¬cak; Türk ulu¬sal mü¬zi¬ği böyle yük¬se¬le¬bi¬lir, ev¬ren¬sel müziğin içinde ye¬ri¬ni ala¬bi¬lir.”
Bin bir zorluklarla yapılan Kurtuluş Savaşı’nın sonunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde yeni ve coşkulu bir dönem başlar… “Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır!..” Bu içtenlikli söz, inançla ve haykırarak söylenmiştir bir kere… Öyleyse bizim Cumhuriyetimizin de kalıcı ve uzun ömürlü olması için sanatla, bilimle kısacası kültürle beslenmesi gerekmektedir… Bunu yapmak demek, ümmet anlayışından yurttaş bilincine, bağnazlıktan bilimsel ve laik düşünceye geçmek demektir aynı zamanda...
Ata¬türk 27 Ekim 1922 gü¬nü Bü¬yük Za¬fer'i kut¬la¬mak için İs¬tan¬bul'dan Bur¬sa'ya ge¬len öğ¬ret¬men¬le¬re Şark Ti¬yat¬ro¬su'nda¬ki top¬lan¬tı¬da şöy¬le ses¬len¬miş¬tir:
"Ha¬nım¬lar, bey¬ler! Or¬du¬la¬rı¬mı¬zın elde ettiği za¬fer, si¬zin or¬du¬la¬rı¬nı¬zın za¬fe¬ri için yal¬nızca ze¬min ha¬zır¬lamıştır... Ger¬çek za¬fe¬ri sizler kazanacak ve sürdüreceksiniz… Ulusumuzun siyasal, toplumsal yaşamında, ulusumuzun düşünsel yol göstericisi bilim ve fen ola¬cak¬tır. …Okulların ve¬re¬ce¬ği bilim ve fen sayesindedir ki Türk ulusu, Türk sa¬na¬tı, ekonomisi, Türk şi¬ir ve ede¬bi¬ya¬tı, bü¬tün güzelliğiyle gelişecektir”
Daha Kurtuluş Savaşı yıllarından başlayarak sanat eğitimi, müzecilik ve arkeolojik kazılar büyük bir önem kazanmıştır. Çağdaş sanat kurumlarının açılması ve yetenekli öğrencilerin yurtdışına gönderilmesi, işte o yıllarda büyük bir heyecanla ve özlemle hayata geçirilmeye başlanmıştır.
Cumhuriyetin onuncu yılında, onca yokluğa yoksulluğa karşın, Atatürk ünlü “Onuncu Yıl Söylevi”nin önemli bir bölümünde, sanattan ve bilimden bahseder:
“...Şunu da önemle belirtmeliyim ki, yüksek bir insan toplumu olan Türk Ulusu’nun tarihsel bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki ulusumuzun yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, üstün zekâsını, bilime bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, ulusal birlik duygusunu sürekli ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek ortaya çıkarmak ulusal ülkümüzdür”… (29 Ekim 1933)
Topkapı Sarayı’nın ve Ayasofya’nın müze olarak düzenlenmesinden, sanat kurumlarının açılmasına ve sanatçıların yetiştirilmesine kadar birçok olayda doğrudan Atatürk’ün katkısı ve emeği vardır.
"Bir vatanın sahibi olmanın yolu, o topraklarda yaşanmış tarihsel olayları bilmek, orada doğmuş uygarlıkları tanımak ve ona sahip çıkmaktan geçer." Diyerek, Arkeolojinin bir bilim dalı olarak eğitim dünyamızda yer almasını sağlamıştır.
Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde tarih dersleri vermeye başlayan Afet İnan'a Ocak 1936 yılında aşağıdaki satırları yazdırır:
"Doğanın esrar dolu sinesine her gün daha çok girmekte olan insan zekâsı, gerçeğe kavuşmak için çalışanları tatmin edecek ve insanlık tarihini aydınlatacak yeni bilimler bulmuş ve tespit etmiştir. İşte Arkeoloji ve Antropoloji o bilimlerin başında gelir."
Başta İbrahim Çallı olmak üzere sanatçılarla ve bilim adamlarıyla kurulan dostluklar, sanatın ve bilimin çalışma ortamlarına heyecan coşku katmak içindir…
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e bir gün “Türk Kimdir?” diye sorulduğunda, “Bana kâğıt kalem getirin” der ve sorunun cevabını şiirsel bir dille cevaplandırır;
“Bu memleket dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği, olağanüstü bir varlığın yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne en aşağı yedi bin senelik Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgârlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından korkar gibi oldu, sonra onlara alıştı.
Türk yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan Güneş'tir…
Bir gün, ressamlar Türk'ün simasını kaybederlerse yıldırımı alsınlar, yapıversinler...”
Büyük Atatürk, ayrım yapmaksızın bütün Anadolu Uygarlıklarının kültürel mirasına sahip çıkarak, yurt sevgisinin derinliğini kavratmak ister… Bu düşünce O’nun Dünya insanlarına karşı hissettiği hümanizma anlayışında “Yurtta Barış, Dünyada Barış” diyerek kendini gösterir... Dahası, Çanakkale Savaşı’nın ardından Türk Şehitlerine gösterdiği derin saygıyı, yabancı ülkelerin şehitlerine de göstererek evrensel bir yüceliğe kavuşur...
Atatürk, Gençliğe seslenişinde “Birinci görevin, Türk Bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuza kadar korumak ve savunmaktır”… Diyerek başlamaktadır. Çünkü “En büyük esridir, Cumhuriyet”… Ve “Cumhuriyetin temeli kültürdür”… “Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, uyarı almak, düşünmek, zekâyı eğitmektir”… Cumhuriyeti omuzlarında taşıyacak olan Türk toplumunun sağlam bir kültürel altyapıya sahip olmasını istiyordu. “ Fikri hür, vicdanı hür, İrfanı hür...” nesiller yetişmeliydi. Çünkü hedef “Ulusal Kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmaktı!…”
Çünkü O, bin yılların birikimi olan uygarlığın, bilimin ve sanatın insanları özgür yurttaşlar olarak yücelten değerler olduğunu biliyordu... Ve buna yürekten inanıyordu.