İlham Perileriniz Gelmiyor mu?


EGE LİFE, 01 OCAK 2006,YIL: 2, SAYI: 24
İLHAM PERİLERİNİZ
GELMİYOR MU?

Sizi esinleyen ilham perileriniz artık gelmiyorsa, kolayı var. Siz onlara gidin. Hele bu işi yapanların dokuz güzel kız olduğunu bilirseniz eminim hiç durmazsınız.

Eski çağlarda insanlar doğa olaylarını, doğaüstü olayları, hepsini de kendilerine benzeterek insanca anlamlar yükleyerek anlatmaya çalışmışlardır. Biz bugün bile farkında olmadan sanatsal yaratıcılığımızın ifadesinde “ilham perisinden” bahsederiz.

Yelkenlerimizi mitolojik esintilere açarak, zaman içinde yolculuğa çıkıyoruz. İlham perilerini; Tanrı Zeus’un dokuz güzel kızı Mousaları (Museleri) bulmaya gidiyoruz…
O günler, tanrıların yeryüzünde yaşadığı günlerdi… Neşeli Nymphalar’ın (doğa perilerin) kırlarda türküler söyleyip dans ettiği, coşkun Kentaurların (at adamların) dolu dizgin koştuğu, efsanevi kahramanların canavarlarla dövüştüğü günler… Satyrlerin (keçi kulaklı adamların) sabahlara kadar şarap içip eğlendiği, rahiplerin tapınaklarda tanrılar için tütsüler yakıp, adaklar sunduğu günler…
Ve o günler, güzel Mousaların yani Zeus’un dokuz kızının Helikon Tepelerinde halka halka korolar kurup, bütün ölümsüzler soyuna; Olymposlu Tanrılara övgüler düzdüğü günlerdi… Onlar yürürken Olympos yolunda, elinde ateş saçan yıldırımıyla babaları Zeus’un konağına doğru, tanrısal ezgiler sarardı dört bir yanı ve büyülü bir ses yükselirdi adımlarından… Onlar, koca kalkanlı Zeus ile Eluther yamaçlarının Kraliçesi Mnemosyne’nin aşklarından olmaydılar… Dokuz gece sevişmişti Zeus ile Mnemosyne… Ve dokuz kız dünyaya getirmişti kraliçe, bir yıl sonra…
Klio, Euterpe, Thalia, Melpomene, Terpsikhore, Erato, Polymnia, Urania ve Kalliope deninilmişti adlarına, bu güzel perilerin …
Klio’nun adı, kutlamak övmek anlamına gelmektedir… Elindeki kağıt tomarı ve kum saati ile insanların unutulmaması gereken ünlü, şanlı olaylarını, eski zamanlarda yaşamış büyük adamların zaferlerini dile getirdiği için tarih yazarlarını esinlerdi. Euterpe, flütüyle lirik şiiri esinler ve bulunduğu yere neşe saçardı…
Thalia’nın adı, doğanın canlanıp şenlenmesi anlamına gelmektedir. Elinde komedya maskesi veya çoban değneği ile çoban şiirini ve komedyayı esinler, insanlara neşeyi ve kahkahayı öğretirdi…
Melpomene, tragedyayı simgeler. Bu yüzden bir elinde tragedya maskesi diğer elinde de Herakles’in sopası vardır. En büyük kahramanların üzüntülerini ve kederlerini trajik sahnelerle canlandırırdı.
Terpsikhore, şiirin ve dansın esin perisidir. Elinde Liriyle insanlara esin verir. Dansın uyumunu ve ritmini düzenlerdi.
Erato,. Elinde ketrasıyla, aşk şiirini esinler. Sevme ve sevişme duygularını uyandırırdı.
Polymnia, tanrısal şarkıları ve sessiz tiyatroyu (pandomimi) esinler. Tanrıların büyüklüğünü anlatan, en eski, en güzel kasideleri okurdu.
Urania, elindeki küreyle gökbilimini, astronomiyi sembolize etmektedir. Yıldızların, göklerin sırlarını yeryüzündeki fanilere açardı.
Kalliope’nin adı güzel sesli anlamına gelmektedir. Destansı şiirin ve güzel söz söylemenin esin perisidir. Yerinde söz söyleyenleri, birde kahramanlık destanı söyleyen ozanları esinlerdi.
Apollon’un arkadaşları olan Mousalar, bütün olayları bilen esin perileriydi. Hiçbir şarkı, hiçbir bilgi onlar için yabancı değildi. Onlar geçmiş zamanın olaylarını, gelecek zamanın sırlarını biliyorlardı. Bu sevimli kızlar dokuz kişiydiler. Daha sonraları bir hayranlık ifadesi olarak, Lesboslu kadın şair Sappho’ya da onuncu Mousa denmiştir.
Beyaz kollu Mousalardan ve ışık saçan okçu Apollon’dan gelir, ozanlar ve çalgıcılar soyu. Mousalar, bir ozana tanrısal sesler verdi mi, bal akar ozanın ağzından… Ve hep övgüyle anar o ozan, var olan tüm tanrıları...
Bir gün Mousalar, Helikon Tepelerinde keçilerini otlatan Hesiodos ile karşılaştılar... Ve çiçek açan bir defneden bir dal koparıp, verdiler ona, asa diye… Ve tanrısal sesler üflediler içine, olacakları ve olmuşları yüceltmesi için. Ve de övmesi için kendilerini, her söylediği destanın başında ve sonunda…
Dile geldi ozan Hesiodos:
“(…) Selam size, Zeus’un kızları,
verin bana o büyülü sesinizi,
kutlayın benim dilimden ölümsüzler soyunu,
onlar ki doğdular toprak ana ve yıldızlı gök’ten,
karanlık gece’den, suları acı deniz’den.
söyleyin nasıl doğdu tanrılardan önce
toprak, ırmaklar, şişkin dalgalarıyla engin deniz,
pırıl pırıl yıldızlar ve üstümüzdeki sonsuz gökler.
sonra nasıl doğdu onlardan
her varlığı borçlu olduğumuz tanrılar,
nasıl paylaştılar şanları şerefleri,
ve nasıl yerleştiler kıvrım kıvrım Olympos’a,
anlatın bütün bunları, ey Mousalar,
ta başından başlayıp anlatın,
ne vardı hepsinden önce anlatın(…)”
O günler tanrıların yeryüzünde yaşadığı günlerdi… Bir ses üfledi Mousalar Hesiodos’un içine, olacakları ve olmuşları yüceltmesi için. Ve de övmesi için kendilerini, her söylediği destanın başında ve sonunda…
“(…) İşte böyle seslenir Olympos’lu Mousalar
Dokuz tanrısal kızı ulu Zeus’un:
Klio, Euterpe, Thalia, Melpomene,
Terpsikhore, Erato, Polymnia, Urania
Ve hepsinin başı sayılan Kalliope,
Kalliope’dir çünkü krallara eşlik eden.
(…) Baldan tatlı olur her söyledikleri,
(…) İşte budur Mousaların insanlara verdiği,
Mousalardan ve okçu Apollon’dan gelir
Yeryüzündeki ozanlar ve çalgıcılar
Nasıl Zeus’tan gelirse krallar.
Ne mutlu Mousaların sevdiği insana
Bal akar onun dudakları arasından.
Bir insanın dertsiz başına dert mi düştü,
Üzüntüden kanımı kurudu yüreğinde,
Mousaların sevgilisi bir ozan
Anlatınca eski insanların destanlarını,
Övünce Olympos’un mutlu tanrılarını
Unutuverir hemen dertlerini,
Anlatın bütün bunları, ey Mousalar (…)”
O günler tanrıların yeryüzünde yaşadığı günlerdi…
Antik Dönemlerde sanatsal yaratıcılığa, masal tadında tanrısal öyküler yakıştırmıştır insanlar, inanarak… Sembollerle anlam yükleyerek…
Tanrıların, soylu kralların ve ozanların sanatsal yeteneklerini Tanrı Apollon’un yönettiği dokuz güzel İlham Perisi; Mousalar esinlemektedir… Sanat dediysek hepsi değil; o dönemde yalnızca şiir ve tragedyadan (seyirlik gösterilerden) bahsediyoruz…
Oysa daha sıradan daha doğal yaratıcılığın ve esinlemenin tanrısı Dionysos’tur. O, Şarabın ve tiyatronun tanrısıdır… Dionysos, Tanrı Zeus ile sevgilisi Semele’nin çocuğudur... Zeus, karısı Hera’dan korktuğu için, doğar doğmaz Nysa (Sultanhisar) Dağlarına göndermiştir onu… Dionysos üzümü ve şarabı burada öğrenmiş, tüm dünyaya, şarabın verdiği hoşluğu ve esrikliği tanıtmaya buradan başlamıştır. Şarabın ve Tiyatronun Tanrısı, tüm bunları “Dionysos Alayı” denilen dostları ve yol arkadaşlarıyla birlikte yapmıştır… “Dionysos Alayında” cilveli rakkaseler; Bakhalar, keçi ayaklı Panlar, şişman karınlı ayyaş Silenoslar ve keçi kulaklı Satyrler yer alırdı…
Sizlerin serzenişlerini duyar gibi oluyorum… Haklısınız. Elbette sanat, böyle masalsı dünyalarda, mitolojik öykülerin anlattıkları gibi olmuyor… Toprağa düşmüş tohum gibi nemi ve güneşi bekliyor sanatsal yaratıcılık… Sonra, olgunlaşarak patlayan tohum gibi, insan aklı ve yüreğiyle yoğrularak imgesel zenginliklere dönüşüyor… Ve insanların yeteneklerine göre farklı sanat türlerinde çıkıyor karşımıza…
Siz ne derseniz deyin, biz mitolojik esintilerin izinde yürümeye devam edeceğiz… Çünkü, yazımızın başında söz verdik. İlham Perileri Mousaların izini süreceğiz…
Ozan Heseidos gibi dağ yamaçlarında beklemenize gerek yok. Hemen ruh halinize ve yeteneklerinize uygun, en güzel ilham perisini seçmeye bakın… Hala ayrımına varamadıysanız birde resimlerine heykellerine göz atın… Ben baştan söyleyeyim, Urania bana ilham veriyor… Sonra da demedi demeyin… Urania kulağıma güzel sözler söyledi, geleceğe dair…
Dedi ki: “Ey güzel insanlar yeni yılda mutluluklar var, güzellikler var yeryüzünde payınıza düşen, hadi hemen bulmaya gidin hep birlikte…”