Miitolojide aşk ve cinsellik


SUNAK DERGİSİ 17.SAYI OCAK ŞUBAT MART 2006

MİTOLOJİDE AŞK VE CİNSELLİK


Nizami ÇUBUK

ncubuk@msn.com ncubuk@msn.com


Antik Çağların mitolojisine göre; Evrenin ve yeryüzünün yaratılması cinsellikle başlar… Tanrılar, severler; âşık olurlar, eşlerinden gizli çapkınlık bile yaparlar… Tanrılar ve tanrıçalar rolleri gereği; Yeryüzündeki tüm işleri kendi aralarında paylaşmışlardır; Yerin, göğün ve denizlerin; savaşın, barışın ve aşkın tanrıları ve tanrıçaları vardır.

Tanrıların içinde en çapkını baş tanrı Zeus’tur. Ona çapkınlığı kızı Aphrodite (Afrodit) bulaştırmıştır. Zeus, karısı Hera’dan çok korkmasına karşın, mutlaka bir yolunu bulur; tanrıçaları ve ölümlü insanları baştan çıkararak; yapacağını yapardı…

Zeus’un yaramaz kızı Aphrodite, babasına oynadığı bu oyunlarla O’nu ölümsüzlerle yaşadığı on bir aşkın dışında, ölümlü kadınların hatta yakışıklı bir delikanlı olan Ganymedes’in bile peşinde koşan çapkın bir erkek haline getirmiştir.

İşte, Zeus’un çapkınlarından aklımızda kalanlar:

Mezopotamya’nın güzel kızı Europa’yı boğa kılığına girerek bilinmez diyarlara kaçırmıştır…

Kartal kılığına girerek, Troya kralının oğlu Ganymedes’i Olympos’a kaçırmış ve tanrılar sarayında sakilik yaptırmıştır...

Kuğu kılığına girerek, güzel Leda’yı Olymposa kaçırmıştır…

Semele ile olan ilişkisinden şarap tanrısı Dionysos dünyaya gelmiştir...

Apollon ve Artemis, Zeus’un tanrıça Leto ile yaşadığı yasak ilişki sonucunda doğmuşlardır.

Aşk tanrıçası Aphrodite ise, Zeus’un yasak aşkı Dione’den olma en çılgın kızıdır…

Bu yaptıklarına karşılık, Zeus da Aphrodite’ye bir oyun oynamış, kızını, kendisi kadar olmasa da, ölümlü ve ölümsüz erkeklerle evlilik dışı ilişkilerde bulunmaya mahkûm etmiştir. Böylece, Aphrodite’nin kocası Hephaistos’un dışında, Ares’ten, Hermes’ten, Dionysos’tan, hatta Poseidon’dan ve bazı ölümlülerden çocuk sahibi olmasını sağlamıştır.

Aphrodite’nin hükmüne boyun eğmeyen tanrıçalar da vardır. Bunlar; Athena, Artemis ve Hestia’dır… Bu tanrıçalar yaşamları boyunca bakire kalmayı erdem saymışlar ve öylede yaşamışlardır. Bu yüzden de Aphrodite ile sürekli kavga edip durmuşlardır.

Aphrodite’nin ölümlü insanlar ve ölümsüz tanrılardan çok sayıda çocukları olmuştur… Dionysos ile ilişkisinden Priapos dünyaya gelmiştir. Hani şu, Efes Müzesi’nde mahcubiyet duyarak seyrettiğimiz; büyükçe cinsel organı olan ve bereketi simgeleyen heykelcik…

Savaş Tanrısı Ares ile yaşadığı ilişkinin sonunda; kanatlı aşk meleği Eros doğmuştur. Eros durmadan sağa sola aşk okları fırlatır. Vurulanların vay haline; Umarsız sevdalara düşerler!…

Haberci Tanrı Hermes de Aphrodite’nin tuzağına düşen tanrılardandır. İlişkilerinin sonunda ise; anne ve babasının adından ortak etkiler taşıyan, güzeller güzeli bir çocuk Hermaphroditos dünyaya gelir. Çocuk, su perileri Nymphalar tarafından Phrygia Vadilerinde ve İda Dağları’nda büyütülür… Hermaphroditos çocukluktan kurtulup İlk gençliğe adım atınca; Dünyayı dolaşmaya çıkar… Anadolu’yu dolaşırken, Karia bölgesinde Halikarnasos’a (Bodrum’a) uğradığında; Bardakçı Koyu’ndaki güzel bir gölün kıyısında bulur kendini… Gölün, suyu ve çakılları ışıl ışıl göz kamaştırmaktadır…

Gölün su perisi Salamakis, Heraphroditos’u görür görmez, ona âşık olmuştur. Peri kızı, bu güzel delikanlıya sarılıp, öpe koklaya sevişmek ister, ancak nafile… Hermaphroditos bu isteği geri çevirir… Bunun üzerine, Salamakis defne ağaçlarının arkasından delikanlıyı gözetlemeye başlar…

Yorgun delikanlı ışıltılı göl sularına girerek, fildişi bir heykel gibi pürüzsüz bedeniyle yüzmeye başlayınca, Peri kızı Salamakis ateşli bir arzuyla “artık benimsin!” diye bir sevinç çığlığı atarak, çıplak ve parlak bedeniyle göle atlar… Ve Hermaphroditos’u sarıp sarmalayarak döne döne suyun dibine çekmeye başlar…

Hermaphroditos kurtulmak için çırpınırken, peri kızı da, tüm tanrıların isimlerini sayarak onlara seslenmiş: Ve “Ey tanrılar… Size yalvarırım, ikimizi bir birimize kavuşturun!” diye yakarmıştır. Tanrılar dileğini yerine getirmişler; Kızla erkeğin gövdelerini bir tek bedende birleştirmişlerdir. Ve öyle ki, o beden ne erkek, ne dişi… Hem erkek, hem dişi olmuştur…

Ama öte yandan, Hermaphroditos da tanrılardan, Salamakis Gölü’nün sularında yıkanan her kişinin erkekliğini yitirmesini istemiş ve dileğini onlara kabul ettirmiştir…

Antik Çağın Seyyahı Strabon zamanında bile, hala bu gölün böyle bir etkisi olduğuna inanılıyordu.

Bu efsaneneler nasıl doğdu diye soracak olursanız; İlkçağın masalcıları Salamakis Gölü’nün suyunda gevşetici, erkeklik gücünü azaltıcı bir özellik vardı da ondan, diye karşılık vereceklerdir… Masallarda gerçeklik aranmaz ki!… İçindeki şiirsel tada varılır yalnızca…

Zeki Müren, Bodrum’da yaşamayı seçtiği zaman, Bardakçı Koyu’ndaki Salamakis Gölü’nde yıkandığını ve Hermaphroditos’un kendi benliğinde yaşamaya devam ettiğini söylüyordu…

Yelkenlerinizi mitolojik esintilerle şişirerek; Zaman içinde yolculuk yapmak isterseniz, katılın bize!…

Nizami ÇUBUK