Midas ve Altın


EGE LİFE, 15 HAZİRAN 2005, YIL: 2, SAYI: 18


EY MİDAS!

EŞEK KULAKLI KRAL MİDAS

TUTTUĞUN HER ŞEY ALTIN OLSUN (MU ?)

Nizami ÇUBUK

ncubuk@egelife.com ncubuk@egelife.com

Frigya’nın efsanevi, şaşkın ama bir o kadarda kahraman kralı Midas… Bir yandan Ana Tanrıça Kybele’nin akrabası ve rahibi… Diğer yandan şarap tanrısı Dionysos’un yol arkadaşı… Belkide antik çağların Nasrettin Hocası… Hal böyle olunca başa gelmedik kalmaz elbette…

Midas, Anadolu toprağına özgü şarap tanrısı Dionysos’a yakından bağlıdır. Midas üstüne anlatılan efsanelerin hepsinde, Dionysos’un bağışladığı nimetlerden fazlasıyla pay almış, tanrının peşinden giden alaya karışmış, sırlarına ermiş, yoluna baş koymuş ve bölgesel törelerini savunan bir kişi olarak canlandırılmaktadır. Bu efsaneler yalnız Frigya ile değil; tüm Ege Uygarlıkları ile de ilişkilendirilerek anlatılmaktadır.

Dionysos Alayında yer alan ihtiyar ayyaş Silenos, bir gün Tanrı Dionysos ve yol arkadaşlarıyla birlikte Frigya ve Lidya dağlarında gezerken yorgunluktan oturduğu yerde sızar, uyuyakalır… Yol arkadaşları; cilveli rakkaseler yani Bakkhalar, keçi kulaklı Satyrler ve keçi kılıklı Panlar… Oracıkta bırakırlar yol arkadaşları yaşlı ayyaşı…

Köylüler bulurlar onu, uyuyup kaldığı yerde… Boynunda taşıdığı çiçek çelenkleriyle bağlayarak doğruca kralları Midas’a götürürler. Dionysos sırlarına ermiş olan Kral Midas hemencecik tanır yol arkadaşı yaşlı Silenos’u… Ve sarayında on gün on gece konuk eder, yedirir içirir, sonra da ihtiyar arkadaşını götürüp Dionysos’a teslim eder.

Dionysos buna o kadar çok sevinir ki, Midas’a “dile benden ne dilersen” der. Midas da her dokunduğu şeyin altın olmasını ister. Tanrı bu dileğin ne kadar yersiz ve tehlikeli olduğunu anlar ama söz vermiştir bir kere, dileğini yerine getirir…

Midas kendini denemek için sabırsızlanmaktadır… Sarayına dönerken yolda gördüğü meşe ağacından hemen bir dal koparır… Daha eline alır almaz, dal altın olur… Avuçlayıp yerden aldığı çakıl taşları, avuç dolusu altın oluverir… Tarladan tutamlayıp yolduğu buğday başakları ışıltılı altın tanelerine dönüşür… Sarayına vardığında kapıya dokunur dokunmaz kapı boydan boya altın olur… Midas gördüklerine inanamaz… Mutluluktan havalara uçmaktadır… Artık çok altını olacak, çok da zengin sayılacaktır…

Ne var ki, Kral Midas ancak sofrasına oturduğunda gerçeklerin farkına varır. Ekmeğini ağzına götürüp şarabını dudaklarına değdirince, ekmek de şarap da altın külçesine dönüşür. Bu hiç düşünemediği bir durumdur ve bütün sevinçleri kursağında kalır… Kederli ve çaresizdir… Aç gözlülüğünün sonucudur başına gelenler…

Midas, tanrı tarafından sınandığı için mahçup olmuştur ama yapılacak başka bir şey de kalmamıştır… Tekrar tanrıya gidip yakaracak, dileğinden vazgeçecektir. Öyle de yapar… Bunun üzerine Tanrı Dionysos, kralı bağışlar ve O’na Sardes’e gitmesini, Paktolos (Sart) Deresi’nin kaynağına kadar çıkmasını ve topraktan çıkan kaynak sularıyla başını ve ellerini yıkamasını söyler. Kral da buyruklara uyar ve ırmak sularında yıkanarak, arınır… İşte o günden bu güne Paktolos Deresi altın zerreciklerini sürükleyip durmaktadır, bereketli Lidya Ovasından Gediz (Hermos) Irmağı’na doğru…

Lidyalılar altına karşı aç gözlü olmanın sonucunu iyi bildiklerinden hep temkinli olmuşlardır… Paktolos (Sart) Deresi’nden ve Gediz (Hermos) Irmağı’ndan altın çıkarırken doğaya zara vermeyen yöntemler kullanmışlardır. Bu yönteme göre; önce ırmağın sığ yerlerine koyun postları serilir, sonrada yukarılardan çalılarla ırmağın suyu bulandırılırdı. Bulanık suyun içinde yüzen altın zerrecikleri koyun postlarına takılarak süzdürülürdü. (Bergama’da siyanürle altın çıkaranların kulakları çınlasın!...)

Altın zengini Lidyalılar tarihte parayı ilk kullanan uygarlıktır. Bu para beyaz altından darp edilen bir sikkedir (madeni para). Günümüzde bile zenginlik ölçüsü gibi kullanılan “Karun gibi zengin olmak” aslında altın zengini Lidya kralı Karun’un adından gelmektedir.

Aman ha!… Siz siz olun, altının ışıltısına gönlünüzü kaptırıp ona göre şekillenmeyin!… Altın sizin elinizde sizin istediğiniz biçimlerde şekillensin!…

Frigya Kralı Midas’ı asıl ünlü kılan macerası kulaklarıyla ilgili olanıdır… Midas bir gün Lidya’da Bozdağlar’ın (Tmolos) yamaçlarında dolaşırken Tanrı Apollon ile Pan’ın (bazı anlatımlara göre de çoban Marsyas’ın) yarıştıklarını ve bu yarışmaya hakem olarak da dağ tanrısı Tmolos’u seçtiklerini görür… Bu ünlü müzik yarışmasının sonunda Tmolos ödülü Apollona vermiştir. Ama bizim Midas haksızlık olduğunu haykırarak asıl yarışmayı çoban Marsyas’ın (ya da Pan’ın) kazanması gerektiğini, üstelik O’nun kavalını Apollon’un Lirinden daha iyi çaldığını söyler… Apollon öncelikle kendisiyle yarışmaya kalktığı için Marsyas’ın derisini yüzdürür… Sonrada kendisini seçmediği için Kral Midas’tan öcünü alır… Ve Midas’ın kulaklarını uzatıp eşek kulaklarına dönüştürür… Midas kulaklarını Friglerin giydiği sivri külahın altında bir süre saklar ama kurtuluşu mümkün değildir… Sarayın berberi saçlarını tıraş ederken kralının uzun kulaklarını görmüştür bir kere… Bu sırrı uzun süre saklayamayan berber, kimselere söyleyemediği bu sırdan kurtulmak için kazdığı bir kuyunun içine eğilerek… “Midas’ın kulakları eşek kulakları” diye defalarca bağırır… Etraftaki dağlar vadiler çın çın bu sesle yankılanır…

O günden bu güne kuyunun etrafındaki otlar yel estikçe, dalga dalga, bütün Frigya’ya ve de tüm Anadolu’ya berberin çınlayan sesini duyurmaya devam etmektedir…

Altın yürekli ve kederli kral, Midas!… Ne altının büyüleyen ışıltısı ne de tanrıların sonu belli yarışması… Aldırma bunlara… Bugün hala değişen pek bir şey yok… Gordion’daki sedir kokulu tümülüsünde rahat uyu!…