Lykos Vadisinde kültler - Sempozyumda bildiri


DENİZLİ SEMPOZYUMU, 6–7–8 EYLÜL 2006 BİLDİRİ

LYKOS VADİSİNDE HADES VE APOLLON KÜLTLERİ

THE CULTS OF HADES AND APOLLO IN LYCUS BASIN

Nizami ÇUBUK*


ÖZET

Antik Dönemlerde, Menderes havzası mitolojik olaylara tanıklık etmiş önemli yerler arasında sayılırdı.

İşte; Apollon ile Marsyas’ın ünlü müzik yarışması; Dionysos’un Nysa dağlarında büyütülmesi; Kybele, Hades ve Apollon ile ilgili mitolojik öykülerin Hierapolis Plouotonion’u ile ilişkilendirilmesi ve Zeus’un Kadmos Dağı’nda doğduğuna inanılması gibi…

Strabon, Hierapolis Ploutonion’unda dinsel törenler yapan hadım edilmiş Kybele rahiplerini anlatmaktadır. Bu nedenle Ploutonion’un etrafında, çok eski çağlardan beri tapım gören yerel bir kült yerinin var olması gerekmektedir. Bu aslında, Ana tanrıça Kybele adına yapılmış bir kült yeri olmalıdır. İmparatorluk çağında hala bu kutsal yere çok sayıda ziyaretçi geliyordu ve tanrıçaya kulluk eden hadım edilmiş rahipler yani Gallus’lar buharın zehirli etkisine karşı yalnızca kendilerinin bağışıklık kazanmış olduklarını göstermeye çalışıyorlardı.

Antik Dönem Ege uygarlıklarında, bu yerle ilgili gizemli olaylar, ölülerin ve yeraltı dünyasının tanrısı Hades / Plouton ile ilişkili görülmüş olmalıydı; bu nedenle antik dönemin kaynakları kutsal yere Ploutonion ya da cehennem kayıkçısının adından türemiş olan Kharoneion adını vermişlerdir.

Kutsal alan çevresinde Hellenistik kent yerleşimin kurulmasıyla, mağaranın etrafındaki kutsal alanın denetimi, yerli din adamlarından yeni kentin din adamlarına geçmiştir. Ploutonion, zamanla kentin yeni koruyucu Tanrısı Apollon Archegetes Tapınağı’nın içinde kalmıştır.

Apollon’un Hierapolis’te baş tanrı olmasının da Ploutonion ile bağlantısı olmalıdır. Çünkü buradaki zehirli gaz çıkaran mağara, Delphoi Tapınağı’nda bulunan çukurla benzerlik göstermektedir. Delphoi Apollon Tapınağı’nın gizemiyle gaz deliği etrafında oluşan dinsel kültün benzerliği, Apollon’un baş tanrı olmasında önemli bir etken olmuştur.

Hierapolis’te geleneksel kültlerin izlerine uzun bir süre daha rastlanmıştır. Öyle ki, kaynaklarda M.S. VI. yüzyılda hala Apollon Tapınağı’na ve burada çalışan rahiplerin dinsel gösterilerde Ploutonion’a inmelerine ilişkin bilgilere rastlanmaktadır. Bu yerin kutsallığı, eski çoktanrıcı kültten Hıristiyanlık dinine de aktarılmıştır. M.S. 5.yy başında Hıristiyanlık iyice yayılmış ve Hierapolis’te öldürülmüş olan İsa’nın on iki havarisinden St. Philip adına burada bir Martyrium yapılmıştır. Bu yüzden Hierapolis’te ölmek ve gömülmek önceki dönemlerde olduğu gibi Hıristiyanlarca da ayrıcalıklı bir anlayışa dönüşmüştür.

Lykos Vadisi Kültlerindeki bu etkileşim, bölgenin mitolojik, arkeolojik ve sanatsal çeşitliliğinde önemli ve ayrıcalıklı bir zenginliğe dönüşmektedir.



ABSTRACT

In antiquity, the basin of the Meandros River was regarded as one of the important places which had witnessed mythological phenomena, such as the famous musical rivalry between Apollo and Marsias; Dionysus being brought up in Nysa Mountains; the myths about Cybele, Hades and Apollo being related to Hierapolis Plutonion and the belief that Zeus had been born in Mount Cadmus.

Strabo tells us about castrated priests of Cybele, who used to carry out religious ceremonies in Hierapolis Plutonion. That is why there must be a local cult around Plutonion, which is a place of worship since very early ages. In fact, that must be a cult which was built in the name of Cybele, The Mother Goddess. In The Age of The Empire, there were stil lots of visitors to that Holy Place, and those castrated priests serving the goddess, namely “the Gallus”, tried to show that they were the only ones who were immune to the poisonous effect of the vapour.

In the Aegean civilizations of antiquity, the mysterious phenomena about this place must have been related to Hades/Pluto, the God of the Dead and the Underworld; so, this must be the reason why the sources dating back to antiquity called the holy place “Plutonion” or “Kharoneion”, the latter being a derivative of “Charon”, the Boatman of Hell.

After the establisment of Hellenistic city around the holy area, the control of the holy area around the cave passed from the local clergymen to the clergymen of the new city. In the course of time, Plutonion turned into being just a part of the temple of Apollo Archegetes, the new protecting god of the city.

Apollo’s becoming the arch-god in Hierapolis must also be related to Plutonion. Because, the cave there, which gives out poisonous gases has a lot in common with the hole in Delphi Temple. The similarities between the mystery of Delphi Temple of Apollo and the religious cult around the gas hole played an important role in Apollo’s becoming the arch-god.

The traces of traditional cults in Hierapolis could be seen for a very long period of time. Even in the 6th century A.D. we can still see some references to Apollo Temple and to the the priests there who go down Plutonion in religious rituals. The holiness of the place also passed from the ancient pagan cult to Christianity. At the beginning of the 5th century A.D., Christianity was well-spread, and a martyrium was built in Hierapolis, where St. Philip, one of the Apostles, was killed. That is the reason why to die and to be buried in Hierapolis was considered to be a specialty for Christians just like it was in the periods long before Christianity.

This interaction between the cults in Lycus Valley turns into an important and special feature within the framework of the mythological, archeological and artistic diversity of the region.



Giriş:

Antik Dönemlerde, Menderes havzası mitolojik olaylara tanıklık etmiş önemli yerler arasında sayılırdı.

Zeus’un Kadmos Dağı’nda (Honaz Dağı) doğduğuna[1] inanılması, Apollon ile Marsyas’ın ünlü müzik yarışmasının Menderes kıyılarında yapılması, Dionysos’un Nysa (Aydın) Dağları’nda büyütülmesi… Ve asıl konumuz olan Kybele, Hades ve Apollon ile ilgili mitolojik öykülerin Hierapolis Ploutonion’u ile ilişkilendirilmesi… Bunlar arasında sayabileceklerimizdir…

Lykos (Çüruksu) Vadisi, ilginç jeolojik yapısıyla gizemli kültlere ev sahipliği yapmıştır. Yeraltı mağaraları, fay kırıkları, termal sular, buhar ve zehirli gazlar, gizemli olaylarla süslenerek, her döneme uygun mitolojik öyküler olarak karşımıza çıkmıştır.

Özellikle Hierapolis antik kentinin adında yer alan “Kutsal Şehir” anlamı tümüyle orada bulunan ve halk arasında “Cin Deliği” diye bilinen, Ploutonion ile ilgilidir. (Resim–1, 2)

Bildirimizde Ploutonion’a bağlı olarak gelişen Hades ve Apollon kültleri ele alınacaktır. Buradan kaynaklanarak gelişen mitolojik öyküler ve onların heykeltıraşlığa yansımaları ele alınacaktır.

Strabon, Hierapolis Ploutonion’unda dinsel törenler yapan hadım edilmiş Kybele rahiplerini anlatmaktadır[2]. Bu nedenle Ploutonion’un etrafında, çok eski çağlardan beri tapım gören yerel bir kültKybele adına yapılmış bir kült yeri olmalıdır. Hierapolis kazılarında bulunan Attis heykeli de bu düşünceyi doğrulamaktadır. alanının olması gerekmektedir. Bu aslında, Ana tanrıça
Roma Dönemi’nde hala bu kutsal yere çok sayıda ziyaretçi geliyordu ve Tanrıça’ya kulluk eden hadım edilmiş rahipler yani Galluslar buharın zehirli etkisine karşı yalnızca kendilerinin bağışıklık kazanmış olduklarını göstermeye çalışıyorlardı[3]. M.S. II. yüzyılda Ploutonion’a gelmiş olan Cassius Dio burada zehirli gazlar yüzünden ölmüş olan kuşları görmüştür. Cassius Dio’ya göre normal insanlar buranın havasını soluyamazlar. Ancak hadım edilmiş rahipler bu işi yapabilirlerdi[4].

İnanç olarak, Ana Tanrıça Kybele kültünden Hades Kültüne geçişle birlikte farklı bir mitolojik öykü önem kazanmaya başlamıştır.

Antik Dönem Ege uygarlıklarında, bu yerle ilgili gizemli olaylar, ölülerin ve yeraltı dünyasının tanrısı Hades / Plouton ile ilişkili görülmüştür. Bu nedenle antik dönemin kaynakları kutsal yere Ploutonion ya da cehennem kayıkçısı Kharon’un adından türemiş olan Kharoneion[5] adını vermişlerdir.

Hierapolis Kharoneion’u (Ploutonion’u) aslında, içinden sıcak su ırmağı akan bir mağaradır. Ziyaretçilerin içerisine girebilecekleri kısım, ırmağın üzerine inşa edilmiştir. Buradan üç basamaklı bir merdivenle sıcak su ırmağının geçtiği yere inilir. İtalyanların kazıları sırasında burada M.S. II. yüzyıla ait çok sayıda adak kandillerine rastlanmıştır[6].

Hades kültünde bu tür yerler Ölüm Ülkesi’nin giriş kapısı olarak değerlendirilmiştir. Bu anlayış o kadar etkili olmuştur ki Romalı zengin hastalar ölmeden az zaman önce Hierapolis’e getirilerek burada ölmeyi ve ruhlarının Ölüm Ülkesi’ne kolayca inebilmesini çok istemişlerdir. Bu yüzden Hierapolis nekropol’ü, mezar türü bakımından en zengin antik kent nekropollerinden biri haline gelmiştir.



Hades:

Zeus, yeryüzünün hâkimiyetini kardeşleri arasında bölüştürürken yeraltı da Hades'in payına düşmüştür. İnsanların ve tanrıların hiç sevmedikleri zalim tanrı Hades, karısı Persephone ile birlikte, gölgeler halinde dolaşan ölülere hükmederek, yeraltındaki saraylarında yaşamışlardır.

Hades kelimesi görünmeyen anlamına gelir. Başındaki sihirli başlık onu görünmez hale getirir. Hades'in bir diğer adı da Plouton'dur. Zengin anlamına gelen bu sıfatla yeraltındaki tüm zenginliklerin sahibinin Hades olduğu belirtilmek istenmiştir. Hades yalnız yeraltı tanrısının adı değil, aynı zamanda Ölüler Ülkesi’nin de adı olmuştur.
Tanrı Hades Ölüler Ülkesi’nden ayrılmadan sürekli orada yaşar ve diğer tanrıların katıldıkları şölenlere katılmazdı. Sadece bir kez, Herakles onu yaraladığı için Olympos'taki Paian adındaki hekime tedavi olmaya gitmiştir. Efsanelerde adı sıkça geçmez. Hades çok sık tasvir edilen bir tanrı da değildir. Genellikle eşi Persephone ya da sadık bekçisi Kerberos adındaki üç başlı köpekle birlikte betimlenir. (Resim- 3, 4)

Homeros Hades'in ülkesini gölgelerin yaşadığı belirsiz bir yer olarak anlatır. Ona göre orada herşey bir hayaldir. “Tanrıların bile tiksindiği çirkef dolu (bir) ülke(dir).” [7]
Heseidos ise:

“Orada yükselir yankılı konağı

Güçlü Hades ile korkunç Pesephone’nin

Azgın bir köpek bekler kapısını

Amansız, sinsilikler ustası bir köpek

Girenlere yaltaklanır kuyruğu kulakları ile

Ama gireni bir daha bırakmaz dışarı.”[8] Diye anlatır.

Ölüler Ülkesi’ni Homeros ve Heseidos’tan başka Roma Dönemi’nde de ayrıntılı olarak Vergilius[9]anlatmıştır.
Hades ülkesi Erebos ve Tartaros olarak ikiye ayrılır. İnsanlar ölünce önce Erebos'a, oradan da yeraltının en derin bölümü olan Tartaros'a giderler. Erebos'a inen yolda önce Akheron’un (üzüntü ırmağının), Kokytos’a (ağlayış ırmağına) karıştığı yere gelinir. Burada bekleyen ihtiyar kayıkçı Kharon para karşılığında ölülerin ruhlarını kayığa bindirerek karşı kıyıya, Tartaros'un kapısına götürür. Tartaros'un kapısı önünde gelenleri içeri alan, ancak dışarı bırakmayan üç başlı, ejder kuyruklu köpek Kerberos vardır. Ölüler önce üç yargıcın önüne çıkarılır. Orada kötüler sonsuz acı çekmeye, iyiler de mutluluk içinde yaşamaya Elysion kırlarına gönderilir. Hades'te yeraltını dünyadan ayıran üç ırmak vardır; Phlegeton (ateş ırmağı), Lethe (unutuş ırmağı) ve tanrıların adına yemin ettikleri kutsal ırmak Sytks bulunur.

Uyku ve kardeşi ölüm de yeraltında yaşar. Zeus gibi tanrı Hades de insanlara rüyalar gönderir. Düşler yeraltı dünyasından çıkarken iki kapıdan geçerler. Boynuz kapıdan çıkanlar güzel, iyi rüyalara; fildişi kapıdan çıkanlar kötü rüyalara dönüşürler…

Ortaçağ'da ise Ölüler Ülkesi’ni Dante betimleyerek anlatmıştır.

Hades’le ilgili efsanelerden en çok bilineni Persephone'yi kaçırmasının öyküsüdür. Hierapolis Ploutonion’u belkide burada da bir başka mitolojik öykünün merkezini oluşturmaktadır. Yani Hades’in Persephone’yi yeraltına kaçırdığı yarık olarak düşünülmektedir[10].

Hierapolis Tiyatros’u Sahne kabartmalarında bu olay sanat değeri yüksek bir heykeltıraşlık eseri olarak betimlenmiştir.



Hades’in Persephone’yi Kaçırması: (Resim–5, 6, 7, 8)

Demeter’in kızı Persephone arkadaşlarıyla çiçek toplarken, gördüğü nergisleri koparmak için onlardan uzaklaştığı sırada birden bire toprak yarılır[11] ve dört yağız atın çektiği, yeraltı tanrısının siyah arabası oradan, o korkunç yarıktan çıkıverir. Hades, dizginleri gevşetmeden; Persephone’yi belinin ortasından yakalayıp, arabasına alarak, yeraltındaki sarayına kaçırır[12]. Yeraltına inerken Persephone öyle ağlar, öyle ağlar ki, dağların tepelerinden, denizlerin derinliklerine kadar çınlayan sesini herkes gibi annesi de duyar. Demeter, bir kuş gibi denizleri, karaları aşar, ama kızının izini bir türlü bulamaz. Kimseler de bir şey bilmemektedir, “… Ne tanrılar, ne insanlar, ne de kuşlar…” Dokuz gün dolaşır Demeter… Ağzına ne Ambrosia koyar, ne de Nektar... Sonunda Güneşin yanına gelerek gerçeği öğrenir: Persephone yeraltında, ölü gölgeler arasındadır… Tanrıça, kızını yitirdiğine çok üzülür…

Demeter, toprağa verdiği bütün armağanlarını geri çekip alır. Yeşiller içinde çiçeklerle bezenmiş toprak buzlarla kaplanır, donmuş bir bozkıra döner. Sonunda Zeus, duruma el koyması gerektiğini düşünerek tanrıları Demeter’e yollar, öfkesini bir yana bırakmasını söyler. Ama hiç aldırmaz Demeter; kızını görünceye kadar toprak insanlara bir şey vermeyecektir. Zeus, Hermes’i yeraltına göndererek Persephone’nin Demeter’e geri verilmesini ister. Ölüler Ülkesi’ne vardığında Hermes, Persephone ile Hades’i yan yana oturur halde bulur. Pesephone, Hermes’in sözlerini duyunca sevinçle, hemen gitmek ister. Hades, Zeus’un buyruğunu yerine getirmesi gerektiğini bilmektedir. Persephone giderken, Hades ona kendisini unutmamasını söyler ve yeraltına yeniden dönmesini sağlamak için de bir nar tanesi yedirir.

Sonuç olarak, Demeter ile Hades arasında paylaşılamayan Persephone’nin yaşamı, Olymposlu Tanrıların hakemliğinde yeniden düzenlenmiştir. Buna göre; Persephone yılın üçte birinde karanlıklar ülkesinde Hades’in yanında olacak, üçte ikisinde de anası Demeter’in yanında kalacaktır.

Persephone, yeraltına Hades’in yanına indiği zaman kederli ana Demeter doğanının rengini soldurur, kışı getirir… Özlemle beklediği kızına kavuştuğu zaman ise doğa uyanır, ağaçlar meyveye durur, tohum toprakta sarı başaklı buğdaya döner… Her yerde bolluk ve bereket olur; yaz gelir...



İkonografi: (Resim–5, 6, 7, 8)

Birinci bölümde; Dağlara yaslanmış, elinde bitki dalı tutan kadın figürü, sakin duruşuyla fırtına öncesi sessizliği anlatır gibidir. Başındaki polosuna bakılırsa bu kötü yazgının tanrıçası Tykhe olmalıdır. Yaslandığı dağın betimlenmesinde üç kademeli teras görülür; bu Hierapolis traverten teraslarının simgesel bir anlatımı olmalıdır. Hierapolis’de bulunan Ploutonion deliği (yarığı) Hades’in Persephone’yi yeraltına kaçırdığı yarık olarak bilindiğinden, buraya Hades Tapınağı yapılmıştır[13]. Bu yüzden olayın geçtiği yerin betimlenmesinde Hierapolis’in, yani onun simgesi traverten teraslarının kullanılmış olması akla yatkın gelmektedir.

İkinci figürde ise acı haberi alan Demeter’in, kanatlı ejderhaların çektiği arabayla, rüzgâr gibi uçarak, kızının peşinden gitmesi anlatılmaktadır. Demeter’in saçlarının ve himationunun uçuşması hız duygusunu artırmaktadır. Giysilerin vücuda yapışması ve hareketli sahne betimlemeleri, Hellenistik Dönem heykeltıraşlığından etkilenmeleri göstermektedir.

İkinci bölümün başında yer alan Aphrodite ve Athena figürleri hem kaçırma olayının tanıklığını, hem de Olymposlu Tanrıların arabuluculuğunu ve hakemliğini anlatmaktadır. Belkide Aphrodite, Hades’in Persephone’ye duyduğu aşkı ve sevgiyi; Athena da, Demeter ile Hades’in uzlaştırılmasındaki doğru kararı, aklı simgelemektedir. Aphrodite Hellenistik Dönem formu içinde önden, Athena ise bol kıvrımlı giysileri içinde sol ayağı ile ileri doğru hamle yaparak, yandan betimlenmiştir.

En sonda yer alan kompozisyon sanatsal değeri en yüksek kabartma grubunu oluşturmaktadır. Hades, dörtnala giden ve dört atın çektiği arabasının üstünde Persephone’yi kucaklayıp kaçırmaktadır. Atların dizginlerini Eros tutmaktadır. Eros, bu olayın özünde yatan cinsel arzuyu simgelemektedir. Atların önünde ise kız kaçırmada yol göstericilik yapan Hermes sağ eliyle atların dizginlerinden tutarken, sol ayağı ile öne doğru hamle yaparak, yol gösterme pozisyonunda betimlenmiştir. Sol elinde ise Kerykeion (kırık olduğu için çok az bir kısmı görülebilmektedir) tutmaktadır. Kaçırılma sırasında saçları savrularak çırpınan Persephone figürü; Hades’in onu yerden yeni kucaklayıp almış olduğu duygusu veren vücudunun dönük hali; Eros’un açık kanatları, atların şahlanarak koşmaya başlamaları anı ve Hermes’in koşarcasına gitmesi, hareketlilik ve canlılık görüntüsünü artırmaktadır. Bu yönüyle, Hellenistik Dönem heykel sanatının etkileri görülmektedir. Kabartma sanatı açısından, yüksek kabartma tekniğinin en güzel işlendiği, plastik etkinin en belirgin olduğu bölüm bu sahnedir. Dört atın dizilişindeki derinlik duygusu özenle vurgulanmıştır. Atların ayaklarındaki tek düzelikten kaçınmak için başlarının hareketleri farklı yönlere doğru gösterilmiştir. Bu özelliği ile İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan, Lykia Lahdi kabartmalarındaki atların duruşuyla kompozisyon olarak benzerlikler göstermektedirler[14].

Çok sevilen bir konu olan bu sahne, Hierapolis’in Roma Dönemi sikkelerinde de benzer ikonografik[15]. kompozisyonlarda işlenmiştir
Özellikle Helenistik ve Roma İmparatorluk Dönemleri’nde, Menderes havzasında Nysa (Sultanhisar) yakınlarındaki Akharaka ile Hierapolis Hades Tapınakları ünlüdür. Hierapolis Hades Tapınağı (Kharoneion), daha sonradan, M.S. III. yüzyılda yapılmış olan Apollon Arkhagetes Tapınağı’nın zemin katında kalmıştır. İlkçağ yazarları Kharoneion’un çeşitli onarımlar geçirmiş olduğundan söz etmektedirler[16].

Hierapolis’te Hellenistik kentin kurucu tanrısı, Pythios ve Archegetes sıfatlarıyla tanınan Apollon Delphos’tur[17].

Kutsal alan çevresinde Hellenistik kent yerleşimin kurulmasıyla, mağaranın etrafındaki kutsal alanın denetimi, yerli din adamlarından yeni kentin din adamlarına geçmiştir. Ploutonion, zamanla kentin yeni koruyucu Tanrısı Apollon Archegetes tapınağının içinde kalmıştır[18].

Apollon’un Hierapolis’te baş tanrı olmasının da, Ploutonion ile bağlantısı olmalıdır. Çünkü buradaki zehirli gaz çıkaran mağara, Delphoi Tapınağı’nda bulunan çukurla benzerlik göstermektedir. Delphoi Apollon Tapınağı’nın gizemiyle gaz deliği etrafında oluşan dinsel kültün benzerliği, Apollon’un baş tanrı olmasında önemli bir etken olmuştur[19]. (Resim–2)



Apollon:

Apollon, Zeus'un güzel saçlı Leto'dan olan oğlu ve Artemis'in ikiz kardeşidir. Anadolu mitolojisindeki en önemli tanrılardan biridir. Önceleri kıta Yunanistan'a özgü bir tanrı olarak kabul edilirken, yapılan araştırmalar Apollon'un artık Anadolu kökenli bir tanrı olduğunu ortaya koymuştur. Zaten, Apollon adı da Yunanca bir sözcük değildir. Azra Erhat, Apollon'un doğum yerinin Anadolu’da Lykia bölgesi ve özellikle Patara olduğunu belirmektedir. İlyada'nın bazı bölümlerinde Apollon, Lykegenos sıfatıyla da anılmaktadır. Likyalı anlamına gelen bu sıfat onun Likya bölgesiyle bağlantısını göstermektedir[20].

Efsanelerinde okçu, gümüş yaylı ya da hedefi vuran anlamında değişik sıfatlarla da anılmaktadır. Bazı efsanelerde onun için parlak, ışık saçan anlamına gelen Phoibos sıfatı kullanılır. Ancak Apollon güneş ya da ışık tanrısı değildir. Asıl güneş tanrısı Helios'tur. Apollon'un sıfatlarından biri de sarışındır. Bu sıfat Apollon'un yaydığı ışığa işaret edebileceği gibi doğrudan doğruya onun saç rengi ile de bağlantılı olabilir.

Apollon çeşitli özelliklere sahip olsa da tasvirlerde genellikle tek bir biçimde gösterilir. Güçlü ve ideal fiziğiyle genç erkek güzelliğini temsil eder ve genellikle çıplaktır.

Apollon çok iyi bir okçudur, hedefini hiç bir zaman şaşırmaz. Kardeşi Artemis ile paylaştığı bu okçuluk yeteneği Apollon'a büyük bir üstünlük sağlar. Apollon ve Artemis'in oklarıyla ölmek tatlı, acısız, uykuya dalar gibi huzurlu bir ölüm demektir.

Aletlerden ok, yay, üçayak, çift yüzlü balta ve lir; hayvanlardan kurt, yunus balığı, kuğu, karga; bitkilerden defne, palmiye ve zeytin ağacı Tanrı'nın simgeleridir.

Bir tanrı olarak Apollon'un nitelikleri çok fazladır.

Sağlık tanrısıdır. İnsanları iyileştirir, onları suçlarından arındırır (bu niteliği oğlu Asklepios'a geçmiştir). Ama aynı zamanda oklarıyla etrafa veba ve ölüm de saçabilmektedir.

Sanatın özellikle şiirin ve müziğin esin tanrısıdır.

Öfkenin, cezanın ve öç almanın tanrısıdır.

Geleceği haber verir. Apollon bilicilik tanrısıdır. Apollon tarafından esinlenen insanlar bilici, kâhin veya falcı olurlar. Bilicilik İlkçağ'da son derece önem verilen adeta bir sanattır. Yunan efsanelerinde Delphoi önemli bilicilik merkezi olarak geçer.

Efsaneye göre: Toprak ana Gaia, Python adında bir ejder / yılan doğurmuştur… Python, Delphoi’da bulunan bilicilik merkezine bekçilik yapıyordu ve hiç kimseyi oralara sokmuyordu… Önüne çıkan herkesi öldürüyordu. Apollon doğduktan üç-dört gün sonra Hephaistos'un oklarıyla silahlanarak Delphoi’a gitmiş, Python’u öldürerek, küllerini Delphoi Tapınağı’nda Omphalos’un (dünyanın göbeği sayılan kutsal taşın) altına gömmüştür. Bundan sonra, olayın anısına Pythia oyunları, yarışmaları düzenlenmeye başlanmıştır. Ardından, Apollon Delphoi’de aynı yere kendi bilicilik merkezini ve tapınağını kurmuştur.Apollon’un simgelerinden biridir. Bilici kâhinler Sybillalar defne yaprakları çiğneyerek ve çukurdan çıkan gazla transa geçerlerdi ve geleceğe dair sorulan soruları Apollon’a (çukura) sorarak, aldıkları cevapları insanlara aktarırlardı[21]. Kâhinler, bilicilik merkezinde bulunan derin bir çukurun üzerine üçayaklı sehpa koyarak kehanette bulunurlardı. Üçayaklı sehpa aynı zamanda
Ancak ne var ki İlk Çağın ilk ve en önemli bilicilik merkezleri Anadolu'dadır. Anadolu'daki en önemli ve en eski merkez Didyma’dır. Didyma’daki bilicilerin çoğu kadınlardır. Ellerindeki kutsal bir değnekle Tapınak’taki kuyunun başında oturarak, sularda gördükleri ışıltıları yorumlayıp, rahiplere bildirirlerdi. Apollon'un doğum yeri olan Patara ve Kolophon da önemli merkezlerdir. Bilici kadınlar arasında en ünlüsü Troya kralı Priamos'un kızı Kassandra'dır.

Hierapolis Ploutonion’unda yapılan ritüellerle Delphoi’deki çukurda yapılan bilicilik ritüelleri birbirlerine çok benzemektedir. Üstelik Hierapolis’te de Delphoi’de olduğu gibi Apollon, Delphinos ve PythiosApollon Pythios adına, her dört yılda bir, Pythia yarışmaları düzenlenmiştir[22]. Ploutonion üzerine inşa edilen Apollon Tapınağı’nda yine çukurun üzerine üçayaklı sehpa konur ve Sybillalar yeraltından çıkan gazla transa geçerlerdi. Bilici Sybillalar, geleceğe dair bilgi öğrenmek isteyenlere alfabenin harflerinden birini çektirerek, çekilen harfe göre kehanette bulunurlardı[23]. (Resim- 2) tiplemelerinde tapım görmüştür. Hierapolis’te de
Hellenistik Dönem’de Hierapolis kentinin baş tanrısı olan Apollon, zaman zaman onun değişik sıfatları öne çıkarılarak betimlenmiştir. Genellikle, Apollon’un Hellenistik Dönem sıfatları; Delphinos, Pythios ve Kitharados (Archegetes) tiplemelerinde betimlenerek sunulmuştur.[24] Bunların yanı sıra Apollon’un yerel tipteki sıfatlarıda Lairbenos ve Kareios olarak da tapım görmüştür[25]. Apollon Archegetes’e göre, yerli tipteki Apollon Lairbenos tapımı daha eski bir gelenek sayılmaktadır [26].(Resim–9, 18)

Apollon’un yerel tanrı tiplemelerinde çift yüzlü balta simgeleri kullanılmaktadır. Anadolu Arkeolojisinde çift yüzlü balta birçok tanrıda simge olarak kullanılmaktadır. Ana tanrıça Kybele’nin bile atributları arasında yer almaktadır[27]. Yine, Lykos Vadisi çevresinde görülen ve at üstünde çifte baltasıyla betimlenen binici tanrı da Apollon Kareios ve Apollon Lairbenos tiplemeleriyle benzerlikler göstermektedir[28]. (Resim–17, 18)

Roma Dönemi’nde ve sonrasında Hierapolis’teki geleneksel kültlerin izlerine uzun bir süre daha rastlanmaya devam edilmiştir. Öyle ki, kaynaklarda M.S. VI. yüzyılda hala Apollon Tapınağı’na ve burada çalışan rahiplerin dinsel gösterilerde Ploutonion’a inmelerine ilişkin bilgilere rastlanmaktadır. M.S. V. yüzyılda hekim Asklepiodotos Hierapolis Ploutonion’una gelmiş ve başını giysilerinin etekleri içine saklayarak, sıcak suyun aktığı bölüme kadar girmeyi başarabilmiştir. Asklepiodotos Kharoneion’un Apollon Tapınağı’nın altında yer aldığını kesin bir şekilde anlatmaktadır[29].(Resim- 2)

Hierapolis Ploutonionu’nun kutsallığı, eski çoktanrılı inanç sisteminden Hıristiyanlık dinine de aktarılmıştır. M.S. V. yüzyıl başında Hıristiyanlık iyice yayılmış ve Hierapolis’te öldürülmüş olan İsa’nın on iki havarisinden St. Philip adına burada bir Martyrium yapılmıştır. Bu yüzden Hierapolis’te ölmek ve gömülmek önceki dönemlerde olduğu gibi Hıristiyanlarca da ayrıcalıklı bir anlayışa dönüşmüştür[30].

Lykos Vadisi Kültlerindeki bu etkileşim, bölgenin mitolojik, arkeolojik ve sanatsal çeşitliliğinde önemli ve ayrıcalıklı bir zenginliğe dönüşmektedir.

Yine, Hierapolis Tiyatrosu Sahne kabartmalarında Apollon’la ilgili mitolojik öykülerin anlatıldığı çok güzel betimlemeler yer almaktadır. Birlikte izleyelim.



Apollon Delphinos ve Sybillalar: (Resim–10, 11)

Apollon burada, Miletos’un dinsel merkezi Didyma’da çok sevilerek tapınılan Apollon Delphinos tiplemesinde, yani gelecekten haber veren bilicilik yönüyle ilgili olayların içinde anlatılır[31]. Apollon Delphinos’un bilici kadınları Sibyllalardan dördü İlkçağ dünyasının en ünlü bilicileri arasında yer alır. Bunlar: Herophile, Khryses, Erythreia ve Kyme Sibyllaları’dır[32].

Bir başka anlatıma görede; Apollon defne dalıyla arıtıcı, arındırıcı tanrı olarak betimlenmiştir. Yazıtlarda; Tanrı Katharsios olarak; kenti veba salgınından kurtarmış ve korumuş olduğu anlatılır. Girland taşıyan ve dans eden genç kızlar seviçleriyle, Apollon tarafından kentin veba salgınından kurtarılmasını, Hierapolis[33]. halkının sağaltılıp arındırılmasını anlatmaktadırlar


İkonografi: (Resim–10, 11)

Burada, Apollon’un bilicilik ve günahlardan arındırıcı yönü öne çıkmıştır. Apollon Delphinos figürü, elindeki tasta taşıdığı tanrısal suyu geleceğin bilicileri (Sibyllaları) olacak kızların üzerine defne dalıyla serperek onları kutsamaktadır. Kızlar Apollon’a olan bağlılıklarını, ellerinde tanrının sevdiği defne dalından yapılmış girland taşıyarak ve dans ederek göstermektedirler. Bu sahnede, aynı zamanda yapılan kötülüklerden arınma da betimlenmiştir.

Sanatın, özellikle de müziğin koruyucu Tanrısı’dır. Mousalar korosunun yöneticisi olarak ün yapmıştır.



Apollon ve Mousalar: (Resim–9, 12 13, 14)

Apollon aynı zamanda esinlemenin, müziğin ve dansın da tanrısıdır. Olympos Dağı’nda Karites’lerin ve Mousaların korosunu, danslarını yönetir, dağın parlak tepesinde Kitharasını çalardı. Berrak kaynaklardan çıkan sular, yeşil çayırlar arasından hoş şırıltılar çıkararak akardı. Zeus’un kızları olan beyaz kollu “ilham perileri” Apollon’un Kitharasına eşlik ederek şarkı söyler, dans eder ve tanrıları överlerdi. Apollon’un arkadaşları olan “Hatıranın Kızları” Mousalar, bütün olayları bilen esin perileriydi. Onlar yeryüzüne indikleri zaman güzel sesler çıkararak akan kaynakların, derelerin başlarını kendilerine konak yeri olarak seçiyorlardı. Hiçbir şarkı, hiçbir bilgi onlar için yabancı değildi. Onlar geçmiş zamanın olaylarını, gelecek zamanın sırlarını biliyorlardı. Bu sevimli kızlar dokuz kişiydiler[34]. Daha sonraları bir hayranlığın ifadesi olarak, şair Sappho’ya da onuncu Mousa denmiştir[35].

“İşte böyle seslenir Olymposlu Mousalar

Dokuz tanrısal kızı ulu Zeus’un

Baldan tatlı olur her söyledikleri,

İşte budur Mousaların insanlara verdiği,

Mousalardan ve okçu Apollon’dan gelir

Yeryüzündeki ozanlar ve çalgıcılar

Ne mutlu Mousaların sevdiği insana

Bal akar onun dudakları arasından.

Mousa’ların sevgilisi bir ozan

Anlatınca eski insanların destanlarını,

Övünce Olympos’un mutlu tanrılarını

Unutuverir hemen dertlerini,

Selam size, Zeus’un kızları,

Anlatın bütün bunları, ey Mousalar [36]



İkonografi: (Resim–9, 12, 13, 14)

Apollon Kitharados tiplemesinde alışık olduğumuz uzun khitonuyla[37], Apollon kitharasını çalmakta ve Mousaların korosunu yönetmektedir. Hierapolis sikkelerinde, göğüs altında kemerlenen uzun khitonu ve sol omzuna yasladığı liriyle betimlenen, Apollon Kitharados (Archegetes) tipi ve ünvanı, tanrının dinsel tapımı ve gizemli öğretisiyle ilgilidir[38]. Burada, Apollon sanatçıların koruyucusu ve esin tanrısı görünümünde betimlenmiştir. Mousalar Apollon’un kihtarasına eşlik ederek şarkı söyleyip, dans etmektedirler[39]. Apollonkitharasını kutsal üçayaklı sephanın üzerinde çalmaktadır.
Mousaların işlendiği frizde, dokuz esin perisinin yanı sıra, onuncu Mousa olarak Sappho’ya da yer verilmiştir. Bu çok sık rastlanılan bir durum değildir. Polymnia, dinsel şiiri ve pandomimi temsil etmektedir. Klio, elinde tuttuğu tomarla tarihi, yanında duran Euterpe iki flütle lirik şiiri simgelemektedir. Elinde çobandeğneği ile komedyayı ve çoban şiirini esinleyen Thalia, ortada elinde Herakles sopası ve mask tutan tragedyanın Mousa’sı Melpomene, kenarda ise dansın ve koroların esin perisi Terpsikhore elinde liriyle çalıp oynamaktadır. Erato elinde ketrasıyla cinsel arzuyu ve aşk şiirlerini esinlemektedir. Yanında duran KalliopeUrania, gökbiliminin esin perisi olarak, Sappho’ya bakmaktadır. Sappho kendi şiirlerini, sanatını göstermek istercesine, elinde papiruslardan oluşan rulolar tutmaktadır. güzel konuşmanın ve epik şiirin temsilcisidir. Elinde yer küreyi tutan
Apollon, kavgacı, cezalandırıcı ve rakip tanımaz bir tanrıdır.



Apollon ve Gigantlar Savaşı (Gigantomakhia): (Resim–15)

Bu sahnede, Uranos’un kesilen uzvundan akan kanlarından yaratılmış olan Gigantlar ile OlymposluGigantlar’ı acımasızca öldürmektedirler[40]. Gigantlar, tanrıların nefret ettikleri devlerdir. Yüzleri korkunç, saçları sakalları uzun ve karmakarışıktır. Ayakları pullarla kaplı ejderha kuyruklarına benzemektedir. Tanrıların yaşadıkları Olympos Dağı’nı ele geçirmek için, sürekli olarak oraya saldırmışlardır. Bu amansız savaşta, Zeus üzerlerine büyük kayalar yuvarlamış, ancak sonuç alamamıştır. Onlarla başa çıkabilmesi için bir ölümlünün yardımı gerekmiştir. Bu yardım Herakles’ten gelmiştir ve Herakles, tanrılarla birlikte Gigantların pek çoğunu öldürmüştür[41]. Apollon da okuyla Gigant Ephialtes’i öldürmüştür. Gigantomakhia, yani devler savaşı bir söylentiye göre Trakya’da, bir başka söylentiye göre de Arkadya’da geçmiştir[42]. Tanrılar arasında geçen kıyasıya savaş anlatılmaktadır. Tanrılar,


İkonografi: (Resim–15)

Gigantomakhia sahnesinde yine Apollon öne çıkarılmıştır. Sahnenin başında yer alan Athena, Ona, Olymposlu Tanrılar adına yardım etmektedir. Griphonların çektiği arabanın üzerinde bulunan Apollon, Gigantları yendiği için; zafer tanrıçası Nike tarafından kutsal palmiye ile onurlandırılmaktadır. Sahnelerden anlaşılacağı gibi toprak ana Gaia’nın, Apollon’u durdurmaya çalışması boşunadır. Elindeki kayayı fırlatarak, tanrılara saldıran Gigant’a biraz sonra dersi verilecektir. Çok sevilen bir konu olan Gigantomakhia sahnesi, burada Hellenistik Döneme özgü formlarda betimlenmiştir. Bir anın betimlenmiş olması bakımından, bu öykünün en güzel örneği Pergamon Zeus Sunağı frizlerinden[43] açık etkilenmeler görülmektedir. Arkadan betimlenen Gigant, Pergamon Sunağı doğu frizindeki Gigant[44] ile benzer özellikler taşımaktadır.

Apollon, yetenekleri konusunda son derece kıskançtır. Asla rakip tanımaz. Bu konuda pek çok efsanede yer almıştır. Özellikle Phrygialı Marsyas'a karşı öfkesini konu eden bir mitosta bu durum çok belirgindir.



Apollon İle Marsyas’ın Müzik Yarışı: (Resim–16)

Marsyas iki delikli kavalın bulucusu sayılır. Ancak bu kavalı asıl bulan tanrıça Athena'dır.

Athena bir gün kavalını çalarken derede yansımasını görür… Ve gördüklerine inanamaz; Yanaklarını şişirip yüzünü çirkinleştirdiği için kavalını Menderes’e atıverir. Marsyas kavalı bulur ve çalmaya başlar. Giderek ustalaşır ve Mousalar korosunun yöneticisi olur. Kendine olan güveni onu, Tanrı Apollon'nun liriyle yarışmaya cüret ettirir. Apollon yarışmayı tek bir koşulla kabul eder. Yenen yenilene istediği cezayı verebilecektir. Hakem,kralı Midas'tır. Mousalar Apollon’u, Kral Midas Marsya’ı birinci seçer. Buna çok sinirlenenın kulaklarını (iyi duyup doğru karar veremediği için) eşek kulaklarına çevirir. Marsy’ı da bir çam ağacına bağlatıp diri diri yüzdürerek, üstüne yeni yüzülmüş bir eşek derisi giydirir. Ancak daha sonra buna çok pişman olur, lirini kırarak bir daha hiç çalmaz. Marsyas’ı da bir ırmak (Çine Çayı) haline getirir. Mousalar ve Phrygia Apollon, Midas’
Herodotos’a göre ise; olay Menderes’in doğduğu kaynağın başında Kelainai (Dinar) de geçmiştir[45].



İkonografi: (Resim–16)

Suçlu Marsyas çam ağacının dalına asılmış, beklemektedir. Yorgun ve teslim olmuş durumdadır. İskitli cellât bıçağını bilerken başını kaldırıp acımasızca Marsyas’a bakmaktadır. Kenarda duran Apollon ellerini kavuşturmuş, pişmanlık ve acıma duygusuyla olup bitenleri izlemektedir. Sahnenin yukarısında olaya neden olan kaval yer almaktadır. Ağacın dalında ise derisi yüzülen Marsyas’a giydirilecek olan eşek derisi asılı olarak bekletilmektedir. Marsyas’ın kendinden geçme haliyle İskitli bileyicinin başını kaldırarak, acımasızca bakması, Hellenistik formlara[46] uygun olarak, Floransa ve Pergamon örnekleriyle ortak özelliklerde gösterilmektedir. Bu kabartmalarda bir yandan kazanmanın gururu, öte yandan ise kaybetmenin üzüntüsü ve kederi verilmiştir. Ayrıca sıradan bir ölümlünün tanrıyla yarışmaya cüret etmesinin ağır ve ölümcül cezası anlatılarak ders verilmek istenmiştir. Bu öykü, tarihsel bir olayla da özdeşleştirilmiştir. Seleukos Kralı III. Antiakhos Döneminde meydana gelen Akhaios isyanı (M.Ö. 214–213) sonucunda, Sardes’deki cezalandırılmayla ilgili, simgesel bir ilişki kurulmak istenmiştir[47].

Yolunuz Hades’in karanlık Ülkesi’nden uzak; ama Apollon’un beyaz kollu esin perileri Mousalara hep yakın olsun…




* Nizami Çubuk, Denizli Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Müdürü- Sanat Tarihi Öğretmeni. ncubuk@msn.com ncubuk@msn.com www.nizamicubuk.com

[1]-Nezahat Baydur, Anadolu’daki Kutsal Dağlar Dağ-Tanrılar, İstanbul 1994, s. 71–106

[2]-Strabon, Geographika, (Antik Anadolu Coğrafyası), Çev: Adnan Pekman, İstanbul 2000 XII. 4.

[3]-Daria De Bernardı Ferrero, AHIK ( Arslantepe, Hierapolis, Iassos, Kyme ), Marsilio: 1993, s. 71

[4]-Mükerrem Anabolu, “Hierapolis’de Bulunan Kharoneion veya Plutonium”, Türk Kültür Tarihinde Denizli

Sempozyumu, Denizli 1989, s. 155

[5]-Anabolu, s. 155

[6]-Anabolu, s. 155

[7]-Homeros, İlyada, Çev: A. Erhat-A. Kadir, İstanbul: Sander Yayınları, 1975, xx, 65

[8]-Heseidos, Hesiodos Eseri ve Kaynakları, Çev: S. Eyuboğlu-A. Erhat, Ankara

1991, Teogonia, 767

[9]-Vergilius, Aeneis, VI. Bölüm

[10]-Nizami Çubuk, Hierapolis Tiyatro Kabartmaları, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul:2006, s. 71

[11]-Edith Hamılton, Mitologya, çev: Ülkü Tamer, İstanbul 2000, s. 31

[12]-Şefik Can, Klasik Yunan Mitolojisi, İstanbul 1997, s. 139

[13]-Çubuk, s. 71

[14]-Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarlıkları, İstanbul: Net Yayınları, 1990, Lev. 86 A, B

[15]-B. Head-D. L. L. Lıtt, Catalogue Of The Greek Coins Of Phrygia, London: 1906, s. 251- 254, No: 38, No:

155, Pl. Xxx-10, Pl.Xxıx-12

[16]-Anabolu, , s. 155

[17]-W. M. Ramsay, Cities And Bishoprics Of Phrygia,The Local History Of Phrygia, Vol. I., Oxford: 1895, s.

96-97, Ferrero, “La Regina Delle Ninfe Hierapolis Di Frigia”, Turchia Antica, Roma 1998, s. 63, C. Human –

C. Cıchorıus – W. Judeıch – F. Wınter, Altertümer Von Hierapolis, Berlin: 1898, s. 42–43

[18]-Ferrero, 1993, s. 72

[19]-Çubuk, s. 6–7

[20]-Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, İstanbul 1972, s. 58

[21]-Pıerre Grımal, Mitoloji Sözlüğü, Çev. Sevgi Tamgüç, İstanbul: 1997, s. 79–706

[22]-Ferrero, 1998, s. 63 - C.Human, 1898, s. 42-43

[23]-Ferrero, 1993, s.117

[24]-Ferrero, 1998, s. 63 - C.Human, 1898, s. 42-43

[25]-W. M. Ramsay, Cities And Bishoprics Of Phrygia,The Local History Of Phrygia, Vol. I., Oxford: 1895, s.

96-97

[26]-D. B. Ferrero,- F. D. Andrıa,-T. Rıttı,-D. Ronchetta, Hierapolis Di Frigia 1957-1987, Torino: 1987, s. 82

[27]-Erhat, s. 200

[28]-B. Head, - D. L. L. Litt, Catalogue Of The Greek Coins Of Phrygia, London:British Museum, 1906, s. 675

[29]-Anabolu, s. 156

[30]-Ferrero, 1993, s. 76

[31]-Çubuk, s. 61

[32]-Erhat, s. 6

[33]-Francesco D’ Andrıa, Hierapolis, Çev: Nalan Fırat, İstanbul 2003, s. 166

[34]-Can, s. 64

[35]-Necatigil, Mitologya, İstanbul 1973, s. 101

[36]-Hesiodos, 75–115

[37]-Bedrettin Cömert, Mitoloji ve İkonografi, Ankara 1999, s. 30

[38]-Ramsay, S. 96–97 - B. Head–1906, s.

251, No: 134, Pl. Xxx-1

[39]-Can, s. 64

[40]-Can, s. 416

[41]-Necatigil, s. 38

[42]-Erhat, s. 147

[43]-Gisela Rıchter, Handbook Of Greek Art, Vienna: Phaidon Pres, 1977, s. 174

[44]-Andrew Stewart, Greek Sculpture, Volume I: Text, Londan: Yale University Pres, 1999, s. 212

[45]-Herodotos VII. 26.

[46]-Stewart, s. 216 - R. R. R. Smıth, Hellenistik Heykel, Çev. A. Y. Yıldırım, İstanbul: Homer Kitabevi, 2002, s. 110, Res. 135-136

[47]-Stewart, s.216 - R. R. R. Smıth, s.110