Stratonikeia ve Lagina


EGE LİFE, 15 ŞUBAT 2005, YIL: 2, SAYI: 14

Küllerin altında kalmaya direnen tarihsel mirasımız

STRATONİKEİA ve LAGİNA

Nizami ÇUBUK

nizami@denizliagsl.k12.tr nizami@denizliagsl.k12.tr

Yakıcı Temmuz sıcağına aldırmadan, öğrencilik anılarımızın izinde Muğla’dan Yatağan’a… Oradan da Milas’a doğru ilerliyoruz… Sarı levhayı görünce tamam… İşte burası diyoruz… Yolun kenarında kazı yapan yeni kuşak arkeoloji öğrencilerine el sallayarak arabamızın yönünü aşağıya köyün içine doğru çeviriyoruz… Terkedilmiş bir köy… Hüzünleniyoruz… Evlerini terk etmemiş birkaç yaşlı insan… Sağda solda gezinen tavuklar, kediler ve köpekler… Eski köy kahvesinin önünde çınarın altında duruyoruz… Bizi, ören yeri bekçisi karşılıyor… Bekçi hoş sohbet birisi… Yanımda benimle birlikte gelen, Veli Abi sıcakta gezemeyeceğini söyleyince onunla kalıyor... Ben, ören yerinde ayak izlerimi ve öğrencilik anılarımı bulmak için dolaşmaya çıkıyorum…

Stratonikeia
Stratonikeia antik kenti, Yatağan’nın 6-7 km batısında, Yatağan-Milas karayolu üzerindeki Eskihisar Köyü sınırları içerisindedir.

Coğrafyacı Strabon'a göre kent, İ.Ö. 3. yüzyılda kurulmuş ve çok güzel yapılarla donatılmıştır. Seleukos (Suriye) Kralı I. Seleukos eşi Stratonike'yi, yüreğine taş basarak, oğlu Antiokhos'a vermek zorunda kalmıştır… Çünkü üvey anne Stratonike ile Antiakhos arasındaki aşk, amansız bir derde dönüşmüştür… Antiokhos, babasından ve saraydan uzak bir yerde yani burada, üvey annesi ve eşi olan Stratonike adına bu kenti kurmuştur.

Buradaki arkeolojik çalışmalar, 1977 yılında Prof. Dr. Yusuf Boysal başkanlığındaki ilk kazılarla başlamış ve yaklaşık çeyrek asır devam etmiştir. 2003 yılından başlayarak da Prof. Dr. M. Çetin Şahin başkanlında sürdürülmektedir.

Antik kentin kalıntıları üzerinde, günümüzde terkedilmiş durumda olan Eskihisar Köyü bulunmaktadır. Kenti çevreleyen surlardan bugün yalnızca bazı uzantıları görülebilmektedir. Özellikle, yerleşim alanının kuzeydoğu yönünde, kireçli harç kullanılarak, devşirme malzeme ve büyük kesme taşlarla örülmüş, güçlü bir kale yıkıntısı görülmektedir.

Kentin akropolü güneydeki dağın tepesindedir. Bu tepenin çevresi de bir surla çevrilmiştir. Şimdiki karayolunun hemen altında, imparator için yapılmış küçük bir tapınağın kalıntıları göze çarpmaktadır.

Biraz aşağıda kentin tiyatrosu vardır. Tiyatronun oturma basamakları dokuz dilime bölünerek iki katmanlı olarak yapılmıştır. Sahne binasının kalıntıları ise büyük ölçüde ortaya çıkarılmıştır.

Ören yerinin tam ortasında, kent meclisinin toplandığı bouleuterion bulunmaktadır. Bouleuterion, tiyatro benzeri basamaklı küçük bir yapıdır. Yapının kuzeye bakan dış duvarında Roma İmparatoru Diocletianus'un yazdırdığı bir yazıt vardır. Bu yazıtta, kesinlikle uyulması istenilen bir fiyat listesi yer almaktadır.

Yalnızlık ve terkedilmişlik duygularıyla, Eskihisar Köyünün konaklarını, evlerini ve ahşap camisini geçiyoruz… Arnavut kaldırımlı daracık sokaklarından kuzeybatı yönüne doğru ilerliyoruz… Kentin önemli sosyal yapılarından biriyle daha; gymnasion kalıntılarıyla karşılaşıyoruz… Gymnasion antik dönemlerde gençlerin düşünsel ve bedensel yönden eğitildikleri, öğrenim gördükleri, spor etkinliklerinde bulundukları önemli bir yapı türüdür.

Kentin kuzeyinde bulunan iki gözlü, kemerli ana giriş kapısı, büyük mermer bloklarla örülmüş anıtsal bir yapıdır. Giriş kapısının hemen önündeki kutsal yolun başlangıcında ve kenarlarında oda mezarları yer almaktadır. Buradan başlayan kutsal yol, nekropolden (mezarlık) geçerek, Lagina'daki Hekate Kutsal Alanı’na ulaşmaktadır. Söz konusu nekropol sahası ve kutsal yolun bir bölümü, günümüzde kömür ocakları havzası altında kalarak yok olmuştur.

Ören yerini gezerken, toprağın altındaki eserlerden sesler geldi kulağıma, ya da ben öyle sandım:

“Zamanın ve toprağın altında kalmaya evet…

Gün olur arkeologlar bulur bizi…

Ama asla tahammülümüz yok! ...

Külün ve dumanın altında kaybolmaya…”

Döndüğümde, Veli Abi bekçiyle sohbeti koyultmuş… Hala konuşuyorlardı… Ama Lagina Tapınağına gitmemiz gerekli… İzin istedik ve arabamızla geldiğimiz yöne doğru yola çıktık… Yatağan’a gelmeden Termik Santral’in yanından Turgut yoluna döndük… Elbette antik dönemlerde Stratonikeia’dan Lagina Tapınağına böyle gidilmiyordu… Biliyoruz… Kutsal yoldan törensel bir yürüyüşle gelmeliydik… Olsun… Teknolojinin olanaklarını da kullanmak gerek…

Lagina
Lagina Hekate Kutsal Alanı, Yatağan’a bağlı Turgut Beldesi sınırları içerisinde yer alır. Yatağan- Milas karayolu üzerindeki Termik Santral’in yanından sağa ayrılan asfalt yoldan 9 km gidilerek Lagina harabelerine varılır. Karialıların önemli bir kült (tapınma) merkezi olan Lagina Kutsal Alanı’nın etkisi günümüze kadar geldiği için, halk arasında bu yöreye halen, “Leyna” denilmektedir.

Son yapılan araştırmalar, yörenin eski Tunç Çağından (İ.Ö. 3000) günümüze kadar kesintisiz bir yerleşime sahip olduğunu göstermektedir. Hellenistik ve Roma Dönemindeki imar çalışmalarıyla; Lagina Kutsal Alanı önemli bir dini merkez olarak düzenlenirken, yaklaşık 10 km uzaklıktaki Stratonikeia kenti de bölgenin siyasal merkezine dönüşmüştür.

Lagina Kutsal Alanı’nda yapılan arkeolojik kazılar, Türk bilim adamları tarafından yürütülen ilk kazılar olması nedeniyle de önem taşımaktadır. Bu kazıları 1891 yılında Osman Hamdi Bey başlatmış ve buradan çıkarılan heykeltıraşlık eserlerini de İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne götürmüştür. 1993 yılından bu yana ise arkeolojik kazı ve restorasyon çalışmaları Prof. Dr. Ahmet Tırpan'ın başkanlığında sürdürülmektedir.

Stratonikeia ve Lagina yazıtlarından öğrendiğimize göre, bu iki yerleşim birbirlerine kutsal bir yol ile bağlanmıştır. Anadolu Uygarlıklarının geleneklerinde, kentlerin kutsal yollarla bağlandığı adak ve tapınma yerleri vardır; Hattuşaş’tan Yazılıkaya Tapınağı’na, Milet’ten Didim Apollon Tapınağı’na ve Kartal Gölü’nden Eren Dede’ye olduğu gibi… Stratonikeia kentinin adak ve tapınma yeri de bu kutsal yolla bağlanan Lagina Hekate Tapınağı’dır… Burası aynı zamanda Tanrıça Hekate’ye ait olduğu bilinen tek tapınağın ve kutsal alanın bulunduğu yer olma özelliğine de sahiptir.

Tanrıça Hekate mitolojiye göre güneş soylu Titanlar’ın; Asteria ile Perses’in kızıdır. Anadolu, hatta Karia kökenli olduğu söylenir. Diğer Anadolu tanrıçalarıyla, özellikle Artemis ve Demeter’le bir tutulur. Hekate, ölümün ve Hades’in kapısının anahtarını tutan bir yeraltı tanrıçası olarak da düşünülür. Tüm kapıları koruyan, Kötü düşleri ve hayaletleri yöneten veya onlara karşı insanları koruyan tanrıça olarak bilinir.

Tanrıça Hakate’ye çoğunlukla köpekler eşlik eder. Bu anlayış köpeğin yeraltı dünyasının bir parçası olarak görülmesiyle de ilişkilidir; çünkü Hades’in, yani ölüm ülkesinin kapısını da üç başlı köpek, Kerberos korumaktaydı… Halk arasında köpek ulumasının uğursuzluk veya ölüm getireceği inancı buradan geliyor olmalıdır…

Aynı zamanda ay tanrıçası olan Hekate, geceleri özellikle ana yollarda ve yol ayrımlarında gezerdi. Karanlık gecelerde, insanlara meşalesiyle yol gösterirdi. Ayın son evresinde olduğu geceler, buralarda Tanrıçaya çörek, balık, yumurta ve peynir sunularak tapınılırdı. Hekate bazen tek vücutlu olarak bazen de üç vücutlu, üç başlı olarak betimlenir. Üç başlı olması ayın üç evresini sembolize etmektedir. Başlıca sembolleri meşale, hançer, kırbaç, yılan ve anahtardır.

Lagina’da sol elinde meşale, sağ elinde bir tabak, başında polosuyla (şapkasıyla) birlikte, hilal şeklindeki bir ay ve ayaklarının dibinde bir köpekle betimlenir.

Bu yörede, yılda bir kere yapılan ve oyunlar eşliğinde birkaç gün devam eden “Anahtar Taşıma Bayramı” yani “Hekatesia” önemli bir etkinlik olarak kutlanırdı… Tapınağın anahtarı, bir alay halinde yürünerek önce, Lagina’dan Stratonikeia’ya götürülüyor; sonra da geri getiriliyordu… Ayrıca her dört yılda bir “Hekatesia-Romanaia” şenlikleri yapılıyordu…

Lagina Kutsal Alanı’nda; kutsal yol, propylon (anıtsal giriş kapısı), altar (kurban ve sunak yeri), peribolos (kutsal alanı çevreleyen duvar), Dorik Stoalar ve Hekate Tapınağı bulunmaktadır.

Kutsal alan, aynı zamanda stoaların arka duvarını oluşturan iki metre yüksekliğe kadar ayakta kalmış duvarlarla çevrilidir. Üç girişli olan ve batı ucunda dört adet İon sütunlu apsisi bulunan anıtsal giriş kapısı, stoaya da ayrı bir kapı ile bağlanmıştır.

Anıtsal giriş kapısından sunağa (altara) giden taş döşemeli yola, on basamaklı bir merdivenle inilir… Kutsal alanın tam ortasında; beş basamaklı merdiven sırası ile çevrili olan ve üzerinde Korinth başlıklı tek sıra sütun dizisi yer alan tapınağın, ön girişinde de (pronaos) iki adet İon başlıklı sütun bulunur. Tapınak pseudodipteros planlı, 8x11 sütunlu olarak, Korinth düzeninde inşa edilmiştir.

Tapınağın Osman Hamdi Bey tarafından İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne götürülmüş olan kabartma frizlerinde dört ayrı konu işlenmiştir. (Doğuda; Zeus'un yaşamı ile ilgili sahneler, batıda; tanrılar ile Gigantların savaşı, güneyde; Karia tanrılar toplantısı, kuzeyde; Amazonların savaşı.)

Tapınağın kalıntılarını incelerken buraya gelen adakçıların tapınağın merdivenlerine çizdiği grafittiler yani kazıyarak çizdikleri köpek ve ayak figürleri dikkatimizi çekiyor… Veli Abi “Tanrıçaya saygımızı göstermek için bizde bir şeyler yapmalıyız diyor”… Kopardığı bir yabani çiçeği sunağa koyuyor… “Hekate bu! Ne yapacağı belli olmaz” diyor…

Akşam kazı evinde konuk olarak kalıyoruz. Prof. Dr. Ahmet Tırpan Hoca’nın doyumsuz sohbetlerine katılıyoruz… Dostumuz Yrd. Doç. Dr. Bilal Söğüt kazının onca zorluklarına, yorgunluklarına aldırmaksızın bize kazıyla ilgili bilgiler veriyor… Sevgili arkadaşım Yrd. Doç. Dr. Asuman Baldıran ile öğrencilik anılarımızın tadını çıkartıyoruz…

Hekate Tapınağı’nda sunağa koyduğumuz yabani çiçeğin yararını görmüş olmalıyız ki… Ertesi sabah mutlulukla ayrılıyoruz, Lagina’dan…