Knidoslu Afrodit


EGE LİFE, 15 MART 2005, YIL: 2, SAYI:15




AŞKIN VE GÜZELLİĞİN YERYÜZÜNDEKİ TARİFİ
KNİDOSLU AFRODİT

Nizami ÇUBUK
nizami@denizliagsl.k12.tr nizami@denizliagsl.k12.tr

Uygarlıkların yol kavşağıdır Ege; bereketli topraklar üstünde bilimin, sanatın alabildiğine serpilip geliştiği yerdir…
Dünyanın yedi harikasından ikisi Ege Bölgesindedir (Efes Artemis Tapınağı ve Bodrum’daki Anıt Mezar). Ünlü tarihçi Herodot Bodrumlu (Halikarnassos), büyük ozan Homeros da (Symirna) İzmirli’dir. Parayı ilk bulan uygarlık Lidyalılar, Gediz Ovasında yaşamışlardır. İlk güzellik yarışması Kaz (İda) Dağında düzenlenmiştir… Şarap Tanrısı Dionysos Sultanhisar (Nysa) Dağlarında büyümüştür. Roma Uygarlığını kuran Aeneis, Troyalı’dır. Dünyanın en güzel kadın heykeli Datça’da (Knidos) yontulmuştur…
Bilmem, daha sayalım mı?
Şimdilik yeter, sanırım …
Herodot, Ege kıyıları için “ …Bu bölgede toplanan insanlar, kentlerini, bizim yeryüzündeki bildiğimiz en güzel gökyüzünün altında, en güzel iklimde kurmuşlardır…” diye anlatmaktadır.
İşte böyle güzel kentlerden birinde; Datça yarımadasının batı ucunda, Knidos’ta geçen tarihsel bir öyküdür, anlatacaklarımız…
Arkeolojide Klasik Dönem olarak bilinen, milattan önce dördüncü yüzyılda, Knidos’ta Praksiteles adında çılgın bir heykeltıraş, çırılçıplak bir tanrıça heykeli yapar… Aslında heykel Koslular için yapılmıştır. Ancak çıplak olduğu gerekçesiyle kabul edilmediğinden, onlar için ayrıca bir de giyinik olarak, yeni bir heykel yapılmıştır. Ama, sanata ve sanatçıya daha duyarlı ve hoşgörülü olan Knidoslular, bu güzel Afrodit (Aphrodite) Heykelini kentlerindeki yuvarlak planlı tapınağa yerleştirerek kült (tapınma) heykeli olarak sergilemişlerdir. Ayrıca, bir övünç gösterisi olarak, Knidos sikkelerinin üzerine de kabartmasını basmışlardır. Zamanla ünü dört bir yana yayılan bu heykeli görmek için, dünyanın her yerinden tüccar ve gemiciler kenti ziyarete gelmişlerdir… (Seksenli yılların başında, Denizli Candoğan Parkı’nda dikili bulunan kadın heykelini, çıplak olduğu gerekçesiyle, kaldırıp atanların kulakları çınlasın!)
Çıplak kadın heykelleri arasında, tümüyle çıplak olarak yontulmuş ilk eser olduğuna inanılan bu heykelin yapımı sırasında, heykeltıraşın metresi saray cariyesi Phryne’nin modellik ettiği sanılmaktadır.
Bir tanrıçayı çıplak olarak; kadınlığın tüm özelliği ve güzelliği ile betimlemeye, ilk olarak heykeltıraş Praksiteles cesaret etmiştir. Sanatçı soğuk mermeri, bir kadın vücudunun sıcaklığına ve yumuşaklığına dönüştürmede çok başarılı olmuştur. Heykelde, tanrıça geriye doğru attığı sol ayağını dizinden hafifçe kırarak, diğer bacağına doğru yaklaştırmakla, çıplak bir kadının doğallıkla yapacağı hoş bir hareketi sergilemiştir… Tanrıçanın hamamda olduğunu belirtmek için yan tarafına konan hydrianın (su kabının) üstünden, aşağıya doğru sarkan elbise ve kaba kumaş kıvrımları; Afrodit’in ışıldayan, çıplak ve pürüzsüz bedeni ile karşıtlık yaratmaktadır. Sanatçı ortaya koyduğu bu ilginç tavrıyla, Klasik Dönemin sınırlarını aşarak, yeni bir dönemin habercisi olmuştur...
İngiliz arkeolog Charles Newton, 1858 yılında Knidos’ta kazı yaparken, günlüğüne şunları yazmıştır: “…Halikarnassos’un gurur duyacağı bir anıt mezarı: Mozele’si, Rodos’un bronzdan dökülmüş anıtsal bir heykeli: Helios’u varsa, küçük Knidos kentinin de aynı şekilde gurur duyabileceği bir Afrodit Heykeli vardır; o heykeldir ki, Bithynia (Ege bölgesinin kuzeyi) Kralı Nikomedes, karşılığında kentin bütün gelirini ortaya koymuştur; Knidosun bütün borçların silmiştir, ama nafile… Ayrıca Roma İmparatorluğu Döneminde, bütün ülkelerden sanat meraklılarının sırf onu görmek için Knidos’a akın etmelerine neden olacak kadar da ünlenmiştir…” C. Newton buradaki kazı sırasında ele geçirdiği çok sayıda heykel ve arkeolojik malzemeyi Londra’daki Britanya Müzesi’ne götürmüştür.
Roma Döneminde Knidos’a yapılan bu tür ziyaretlerden biri de, Lukianos’un yazdığı “Amores” (Aşk Öyküleri) adlı kitapta anlatılır: “…Afrodit Heykeli’nin güzelliğinden etkilenen ve gece gizlice tapınağa giren bir delikanlı heykele öylesine sarılır ki, heykelin kalçasında iz kalır…”
Tanrıçanın tamamen çıplak olan heykeli, antik yazarlarca da uzun övgülerle anlatılmıştır. Plinius: “…Denizcilerin, dünyanın en güzel eserini görmek için, teknelerinin yelkenlerini Knidos’a doğru açtıklarını…” anlatmaktadır.




Bugün, Knidos Afrodit Heykeli’nin çok sayıda kopyaları olmasına karşın ne yazık ki aslı kaybolmuştur. Romalı soyluların konutlarında, hatta İmparator Hadrianus’un Tivoli’deki villasında bu heykelin kopyaları bulunmuştur.
Afrodit, Rönesans’ın ünlü İtalyan ressamı Botiçelli’ye de esin kaynağı olmuştur. Ressamın çok bilinen yapıtı “Venüs’ün Doğuşu”nda, mitolojik öyküye uygun olarak Afrodit’in deniz köpüklerinden doğuşu anlatılmaktadır…
Ünlü ozan Hesiodos şöyle anlatır Afrodit’in doğuşunu:
“…Dalgalı denize atar atmaz onları
Bir kız türeyiverdi, ak köpüklerden.
Orada (Kıbrıs’ta) karaya çıktı güzeller güzeli tanrıça,
Yürüdükçe yeşil çimenler fışkırıyordu
Narin ayaklarının bastığı yerden.
Aphrodite (Afrodit) dediler ona tanrılar ve insanlar,
Bir köpükten doğmuş olduğu için.
Doğup da yürüyünce tanrılara doğru
Eros (aşk) ile Himeros (arzu) takıldılar hemen peşine.
İlk günden bu oldu onun tanrılık payı
Ona düştü kadınsı cilveler, gülüşmeler ve oynaşmalar,
Sevmenin, sevişmenin tadı büyüsü…”
Afrodit (Romalılarda Venüs), güzelliğin ve aşkın tanrıçasıdır. Aşk meleği Eroslar onun çocuklarıdır… Erosların aşk okuna hedef olursanız; amansız ve umarsız aşklara tutulursunuz. Aslında size, Afrodit’in bir oyunudur bu… Güzeller güzeli tanrıça, bazen de kadınsı kaprislerin ve kıskançlıkların kışkırtıcısıdır.
Anadolu Tanrıçaları, bu toprakların kadınlarına benzerler; güzel ve anaç… Afrodit, adına kurulan kentte, yani Afrodisias’da (Aphrodisias) bu kez güzelliğiyle değil; ama ana tanrıça özelliğiyle karşımıza çıkar; Efes Artemis’i gibi, Ana Tanrıça Kybele gibi…
Afrodit, kendinden emin ve verdiği sözünün ardındadır. Kaz (İda) Dağı’ndaki ünlü güzellik yarışmasında zorlu ve amansız tanrıçalarla yarışır. Rakiplerinin Athena (akıl ve savaş tanrıçası) ve Hera (baş tanrı Zeus’un eşi) olmasına karşın kendine olan güveninden dolayı korkusuzca yarışmaya katılır. Yarışmanın hakemi Troyalı Paris “en güzel tanrıça olarak” Afrodit’i seçer… Ve Afrodit de söz verdiği gibi, Paris’i dünyanın en güzel kadını Helen’le buluşturur… Bunun soncunda ünlü Troya Savaşları başlar… Afrodit, vefa borcunu ödemek için savaş boyunca Troyalıları koruyup kollamıştır. Savaşın getirdiği yıkımından sonra da oğlu Aeneis Anadolu’dan göç ederek Roma Uygarlığını kurmuştur…
Ve Knidos’daki Afrodit Heykeli dünden bugüne güzelliğin ölçüsü olarak, dilden dile anlatılarak günümüze kadar gelmiştir…
Hiç düşündünüz mü, niçin güzel vücutlu bir kadına “fıstık gibi” deriz? Çünkü güzel kadın kabuklu fıstık gibidir… Yani Knidoslu Afrodit gibidir… İnanmayan, hemen şimdi bir daha baksın!...