El Sanatları Sempozyumuna Kilim


DENİZLİ I. EL SANATLARI KONGRESİ

10–12 Mayıs 2006 / DENİZLİ



DENİZLİ’DE ÇAL YÖRESİ KİLİMLERİ

Nizami ÇUBUK

ANADOLU GÜZEL SANATLAR LİSESİ MÜDÜRÜ - SANAT TARİHİ ÖĞRETMENİ







ÖZET



Dokumacılık, insanlığın çok eskiden beri tanıdığı, yapmakta olduğu bir uğraştır. Doğanın yıpratıcı ve yok edici koşulları, eski dokumaların günümüze kadar gelmesini engellemiştir. Anadolu kilimleri için de aynı şeyi söylemek mümkündür. Diğer yandan, üçüncü dünyanın kültür mirasıyla müzelerini dolduran ülkeler, koleksiyonerler, şimdi de eski kilim örneklerimizi toplamaya başlamışlardır.

Bugün elde bulunan eski kilim örneklerinin bazıları, müzelerimizde sergilenmektedir. Ancak, öyle yüzyıllar öncesinden kalmış örneklerin sayısı çokça değildir.

Anadolu’nun bazı bölgelerinde dokunan kilimler, incelenerek araştırılmıştır. Ancak Denizli kilimleri bugüne kadar tanıtılamamıştır. Çalışmamızın ilk, bölgenin geniş olması nedeniyle şimdilik Çal’ın iki köyünde gelişmiş olan karakteristik kilim örnekleri incelenecektir.

Üçkuyu ve Kuyucak kilimlerinden elde bulunan en eski örneklerin tarihi, birkaç yüzyıldan öteye gitmezler. Ayrıca bu köylerin ilk yerleşimleri hakkında yeterli kaynakların olmayışı, bölge kilimciliğinin tarihçesi açısından da eksiklik oluşturmaktadır.

Kilimler, halk sanatımızın en güzel örneklerini oluştururlar. Anadolu insanının günlük hayatına bu denli girmiş olan ve anadan kıza biçiminde öğretilen bir takım ustalıklar, fabrika kilimciliğinin yaygınlaşmasıyla unutularak, yozlaşmaya doğru gitmektedir.

Kilimlerimizin, Modern Sanatın resim anlayışını eskiden beri içinde taşıyor olması, sanat dünyasında kilimlerimize olan ilgiyi artırmaktadır. Bizde de, sanat eğitimi veren okullarımız, sanatçılarımız kilimlerimize ve kilim dokuyan yörelerimize gereken ilgiyi göstermelidirler.



ABSTRACT



Textile industry is an occupation that human being has known and done all along. The destroying and inconvenient conditions of nature have prevented the old weavings to come up to the present. It is possible to say that the same thing for the Anatolian pileless carpets. On the other hand, the countries which fill the third world’s cultural inheritance in their museums, the merchants adorn their collections also collected our old weaving samples.

The weaving industry of pileless carpet is the best example of our folk art. The occupation that has entered in daily life of Anatolian people so much is to be degenerated and forgotten because of the increase in fabrication pileless carpets. Some known masteries and weavings techniques which mothers thought daughters have been disappearing day by day.

As our pileless carpets have carried the painting understanding of some artists like Picasso, Klee, Mondrain, Feininger etc. and the modern art since the ancient times, the interest in our pileless carpets increases in the art world. Also, in our country, the schools which are interested in art and the artists should give the necessary importance to the pileless carpets and the regions where the carpets are weaved.

Some of the old pileless carpets which are presented in hand today is being exhibited in our museums. But there aren’t many samples which belong to the previous centuries.

Some of the earliest samples of Üçkuyu and Kuyucak pileless carpets can not go further on a few centuries before. On the other hand, because of non-existence of written sources about the first settlement these villages so far are going to be the lack of the short history of the region weaving.

These pileless carpets where weaves in some regions of Anatolian have examined and investigated. But, the pileless carpets of Denizli have not been introduced for now. In this first study, because of the large area I’m going to try to introduce the pileless carpets which weaved in two villages-Kuyucak and Üçkuyu- in town-Çal for now.

GİRİŞ

Kilim, dünyanın en eski dokumalarındandır. Adları ne olursa olsun, düzenlemeleri veya kullanım amaçları nasıl olursa olsun, kilim motifleri hep birbirlerine benzerler. Motif karakterlerindeki bu temel benzerliklere karşın, ayrı coğrafyalarda farklı insanlar tarafından dokunmuş kilimler; renklerinin ve malzemelerinin çeşitliliği, motiflerin kompozisyonundaki zenginlikleri bakımından farklılıklar gösterirler.

Anadolu kilimleri çağlar boyunca dünyanın en güzel dokumaları olma özelliğini sürdürmüşlerdir. Troya’da, Gordion’da ve Alacahöyük’te bulunan dokuma parçaları, dokuma malzemeleri; ağırşaklar, kirmanlar (Acar 1975) bu yolun nerelerden başlayıp, devam ede gelmekte olduğunu göstermesi bakımından ilginçtir.

Mitolojik öykülerde bile kilim dokuyan kızlarımızın kahramanlıkları anlatılır. Lydialıların yetenekli ve güzel kızı Arakhne, dokuduğu kilimlerle, işlediği nakışlarla, haklı olarak övünüp tanrıça Athena ile yarışınca; tanrıça tarafından örümceğe çevrilerek cezalandırılmıştır (Erhat 1972).

Özellikle Phrygler, “tapetes” denilen kilimleriyle ünlüydü. Anadolu kilimlerinin atası olan ve “tapetes” adını taşıyan Phryg kilimleri antik dünyanın en sevilen dokumaları arasındaydı; Phryglerin kilim için kullandıkları “tapetes” adı bugün bile Fransızca’da “tapis” olarak karşımıza çıkmaktadır (Sevin 1982).

Homeros’un İlyada’sında kilim övgüyle anılır:

“…

Akilleus böyle dedi, buyur etti onları,

Oturttu al kilimler döşeli sedirlere,



Tydeusoğlu yiğit Diodemes de uyuyordu,

Bir yaban öküzünün postu serilmişti altına,

Başının altına da güzel bir kilim serilmişti.

…” (Homeros 1975)

Halı-kilim dokumacılığı, koyunyünü ve pamuk üretimine dayalı olarak gelişmiş dokumacılık kültürleridir. Anadolu uygarlıkları ve eski Türk uygarlıklarının yaşamış olduğu coğrafyalar bu açıdan oldukça verimli alanlardır.

Hayatımızın her alanında yer alan dokuma eserler, yüzyıllar boyunca, göçebe Türk boylarından Selçuklulara; Osmanlılardan günümüze kadar… Heybe, torba olmuş atın terkisine atılmış… Halı kilim olmuş konaklara serilmiştir…

Bugün müzelerde ve koleksiyonlardaki Türk kilim örneklerinin tarihi 16. yy’dan öncesine inememektedir. En eski örnekler arasında; Divriğ Ulucami, Kütahya Hisarbeyoğlu Cami ve Mevlana Müzesi’nde bulunan karanfil motifli kilimler (Acar 1975) ile İstanbul Hekimoğlu Ali Paşa Camisi’nde bulunan hayvan figürlü kilimler sayılabilir (Yetkin 1977)

Sabahattin Eyüboğlu “Garip” akımının çıkardığı “Yaprak” dergisinde; Türkü ile kilimin benzerliklerine değinmektedir:

“Türküyü de kilimi de, milletimizin büyük çoğunluğuna ilgimiz arttıkça sevdik, onları sevdikçe de bir azınlığın malı olabilen divan şiiriyle halıdan uzaklaştık. Türkü sevmeyen yeni şair, kilim sevmeyen yeni ressam zor bulursunuz artık…

Divan şiiri gibi halının da güzeli şahanesi var, var olmasına; amma ikisinin de nefesi tükenmiş, ikisi de halktan ve hayattan uzaklaştıkça incelmiş, inceldikçe halktan ve hayattan uzaklaşmışlar, kanları kurumuş. Türküyle kilim öyle değil; onlar yeni gelişmelere elverişli ses ve renk kaynakları olarak sapa sağlam duruyor.

Türkü ve kilim sevgimizin bir sağlam tarafı da, bu sevginin Batı sanatının yeni gelişmeleriyle uzlaşmasıdır. Garip şiirinde folklor, hiçbir zaman bugünkü kadar yer tutmamıştır. Garip resmi de düz ana renklere, keskin, göz alan şekillere doğru gittikçe; kilimden zor ayırt edilecek soyut ya da yarı soyut eserler doğuyor… O kadar ki ressamlarımız Paris’te en yeni resim hareketlerini benimsedikleri ölçüde kilimlerimizin tadına varıyorlar. Kilimle yeni resim, türküyle yeni şiir arasındaki benzerliğe gelince, birine gelenek ve görenek, ötekine bilim ve düşünce yoluyla varılıyor…

Mutluluk gibi, dostluk gibi sanat ta ancak anlaşmış sevgilerle gelişebiliyor.” (Eyüboğlu, S. 1949)

Denizli, geçmişten günümüze dokumacılığın en önemli merkezi olma özelliğini, hep sürdürmüştür. Seyyahlar, bu yöreyi öncelikle dokumacılık yönüyle tanıtmaya başlarlar… Strabon Geographika’sında; Laodikeialıların kuzguni renkli koyunyünüyle yaptıkları dokumalarından çok gelir sağladıklarını ve Hierapolis’in termal sularıyla boyanan kırmızı (erguvani) renkli dokumaların emsallerine göre renk üstünlüğüne sahip olduklarını anlatmaktadır… (Strabon 2000)

İbn Batuta ve Evliya Çelebi de geldikleri zamanki gördükleri Denizli’nin; dokumalarıyla ünlü bir yer olduğundan bahsederler (Çetişli 1998)





MATERYAL VE YÖNTEM



Denizli bugün endüstriyel dokumacılığın Türkiye’deki merkezi durumundadır. Bununla birlikte, ev dokumacılığı (halı, kilim…) gibi geleneksel el sanatları da hala çevre köy ve kasabalarda sürdürülmektedir.

Aslında, Denizli Kilimleri deyince aklımıza tek tip bir kilim türü gelmez… Bu yörenin kilimleri daha alt başlıklarla yani Çal, Acıpayam, Buldan, Güney Kilimleri… Gibi adlarla anılırlar...

Bu araştırmada Çal yöresi kilimleri ele alınacaktır.

Çal yöresinde iki köyün adı kilimciliği ile öne çıkmaktadır. Kuyucak ve Üçkuyu köyleri…

El sanatlarının en seçkin örneklerinden olan kilimler, bu yörede insan yaşamının ayrılmaz parçaları gibidirler… Evlenecek gençlerin çeyizlerinde kilimleri ve diğer dokuma türü ihtiyaçları her an düğün olacakmış gibi hazır bekletilir. Düğünlerde yükler, çeyizler kilimlere sarılarak taşınmaya hazırlanır. Yeni evin odaları, çiçek bahçesi gibi rengârenk kilimlerle döşenir… İhtiyarlar ise, günü geldiğinde hazır olsun, el altında bulunsun diye, kendileri için ölümlük kilimlerini ayırıp saklarlar. Çünkü cenaze törenlerinde tabutun üzerine kilim örtülmesi ve ardından, bu kilimin köy camisine bağışlanması bu yörenin bir geleneğidir. Bu yüzden köy camileri halı kilim müzesi gibidirler.

Bedri Rahmi Eyüboğlu bir yazısında Çal kilimlerinden bahsederek, onları konuşturur:

“Ben Denizli’nin Çal ilçesine bağlı Civelek[1] köyünde dokunmuş küçük bir kilimim… Yiğit adı ile kilimde ne boyda olursa olsun, boyası ve nakışı ile anılır… Benim örgümde tam on sekiz çeşit boya, on bir çeşit de nakış vardır. Ortanca gelin, bundan önce dokuduğu kilimlerde ancak sekiz türlü nakış bilirdi. Beni dokurken üç tane daha belledi. Evvela yünlerin boyanması, sonra da bu yeni bellediği nakışlar yüzünden kaynanası ile ilk defa atıştılar. İhtiyar yünleri, boyanması için, dağ köylerinde nam salmış Duru Kadına göndermek istedi. Gelin, uzun ve masraflı olduğunu, zaten Duru Kadın’ın da seksen seneden beri sekiz boya bellediğini, boyuna onları tekrarlayıp durduğunu söyledi. Kaynana, “sekiz boya ama en çürüğü seksen yıl dayanan kökboyası” dedi.

Ortanca gelin, kaynananın öğütlerine kulak asmadı. Benim yünlerimi dünyanın en aşağılık boyalarıyla boyadı. Boyalarım kurusun diye asıldığım gün, güneşi görür görmez solmaya başladı…” (Eyüboğlu 1982). Diye serzenişte bulunan sevimli Çal kilimi geleneksel özelliklerinin nasıl kaybolduğunu anlatmaya çalışmaktadır.

Geleneksel Anadolu kilimlerinde atkı ve çözgü yünden, renkler de kök boyalardan sağlanır. Ancak Çal yöresinde bu özellikler giderek kaybolmaktadır. Genellikle yeni kilimlerde, atkı yünden çözgü ise pamuk ipliğindendir. Renkler de çoğunlukla kimyasal boyalardan sağlanmaktadır.



BULGULAR



Çal’da Üçkuyu ve Kuyucak köyleri birbirlerine yakın köylerdir ama kilimlerinin özellikleri birbirinden farklılıklar gösterirler. Bu yörenin en eski kilimleri olarak Kuyucak kilimleri bilinir. Bunlarda renk ve motif olarak geleneksel çizgi belli ölçülerde korunmaya çalışılmıştır. Renkler genellikle yeşil ve kırmızının pastel tonlarından oluşmaktadır. Az motif çeşidi kullanıldığı için sade bir görünüşleri vardır.

Kuyucak kilimleri, motiflerinin yerleştirilmesine göre iki tip olarak karşımıza çıkarlar. Birincisinde: Orta alanda “parmaklı” denilen motif yer alır. Çoğunlukla “parmaklı” motifinin etrafına “tarak” motifleri yerleştirilmiştir. Kilimin uç kısımlarında ise “tarak” veya “eli belinde” motiflerinin oluşturduğu süsleme kuşakları vardır. Süsleme kuşakları birbirlerinden “çubuklarla” ayrılırlar.

İkinci tipte: Göbek denilen orta alanda “ baklava çiğesi” motifi yer alır. Orta alanı çevreleyen bordür “tepecik” motiflerinden oluşur. Kilimin uçlarında küçük motiflerle oluşturulmuş süs kuşakları vardır.

Üçkuyu kilimleri ise yeniliklere açıktır. Çok renkli ve çok motifli bir görünümleri vardır. Bu albenili özelliğinden dolayı, son yıllarda çeyizlik olarak daha çok ilgi görmektedirler.

Motiflerin yerleştirilmesi bakımından, orta alanda “elek” motifi yer alır. Elek motiflinin içi ise “gıymık” denilen dolgu motifleriyle doldurulmuştur. Tek başlarına özel adları olan motifler “elek” motifinin içinde kullanıldıklarında, “gıymık” olarak adlandırılırlar. Orta alan içten çepeçevre “şevşel parmak” ya da “musgacık” motifleriyle sınırlandırılır. Kilimin bordürü de herhangi bir motifin tekrarından oluşan kuşakla süslenir. Daha sonra, kilimin uçlarına çubuk motifleri çekilerek bitirilir.

Kilimlerde kullanılan dokuma tekniğinin gereği olarak, motifler köşeli ve geometrik biçimlerde oluşurlar. Kilimlerimizin tarihlenmesinde ve gruplandırılmasında belirleyici olacak olan sembolik motifler, nesilden nesile anlamını yitirerek zamanla, karşımıza birer süsleyici elaman olup çıkmışlardır. Motifler değişime uğramadan önce, şüphesiz belli düşünce ve duyguları anlatıyor olmalıydılar. Üçkuyu ve Kuyucak köylerinde kilim dokuyan kadınların, yaptıkları nakışların ne anlama geldiğini bilmemeleri; her nakışa bazen birden fazla isim vermeleri, bu değişimin bir sonucu sayılmalıdır.

Kilimlerin sınıflandırılmasında etnik ve coğrafi gruplandırmalar da bizi her zaman doğru sonuçlara götürmeyebilir. Üçkuyu ve Kuyucak komşu köylerdir. Eşme her ikisine de yakın bir ilçedir. Aşağı yukarı aynı yaşam biçimini ve aynı kültürü paylaşırlar. Ancak dokudukları kilimlerin özelliklerinde farklılıklar görülmektedir. Söz konusu farklılıklar; yerel ustaların, geleneklere getirdiği yorum zenginliklerinden kaynaklanıyor olmalıdır.



SONUÇ



Kilimler halk sanatımızın en güzel örneklerini oluştururlar. Anadolu insanının günlük hayatına bu denli girmiş olan uğraşı, fabrika kilimciliğinin yaygınlaşmasıyla unutularak, yozlaşmaya doğru gitmektedir. Anadan kıza biçiminde öğrenilen dokumacılığımızın, bilinen bir takım ustalıkları ve dokuma teknikleri zamanla kaybolmaktadır.

Kültürler arası etkileşimin hızla geliştiği günümüzde yöresel kilim örnekleri giderek özgünlüklerini yitirmektedirler. Bunda kilimin turistik eşya olarak ticari önem kazanmasının da payı vardır.

Picasso, Klee, Mondrian, Feininger, vb. gibi sanatçıların ve modern sanatın resim anlayışını, kilimlerimizin eskiden beri içinde taşıyor olması, sanat dünyasında kilimlerimize olan ilgiyi artırmaktadır. Bizde de, sanat eğitimi veren okullarımız, sanatçılarımız ve müzelerimiz kilimlerimize ve kilim dokuyan yörelerimize gereken ilgiyi göstermelidirler. Bu konuda, Filiz Otyam’ın kilim sanatına yeni yorumlar getirerek sanat dünyasıyla buluşturması; Kenan Özbel’in, Bursa Umurbey köyünde usta kadınlardan genç kızlara geleneksel kilim dokumacılığını öğretmesi, kilim sanatının geliştirilmesi açısından umut verici girişimler sayılmalıdır.

Son söz yine Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun:

“…

Al gözüm seyreyle Denizli pazarını

Bir kilim, bir heybe, bir nakış

Dünyada eşi emsali görülmemiş

Bu ne sabırdır Allahım, bu göz nuru nedir?

Amman nakış deyip coşma mernuş,

Sittin sene öncede aynı kilim, aynı heybe, aynı örgü

Aynı tezgâhlarda böyle dokunurmuş

Yine aynı yün, aynı iplik, aynı tezgâh, aynı eller

Ama aradan neler geçmiş, neler geçmiş, neler…” (Eyüboğlu 1985)


YARARLANILAN KAYNAKLAR


Acar, B. (1975) Kilim ve Düz Dokumalar, Ak Yayınları Türk Süsleme Sanatları Serisi: 3, s: 15, İstanbul

Çetişli, İ. (1998) “Seyahatnamelerde Denizli ve Çevresi”, Merkez Efendi Sempozyumu, s: 229- 233, Manisa

Erhat, A. (1972) Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, s: 61, İstanbul

4. Eyüboğlu, B. R. (1985) “Denizli Destanı”, Dol Kara Bakır Dol, Bilgi Yayınevi, s: 174, İstanbul

5. Eyüboğlu, B. R. (1975) “Ben Bir Küçük Kilimim”, (Tezek 1975’den alınmış bir yazı), Türkçe 6. sınıf, Devlet Kitapları, 1982, s: 122, İstanbul,

Eyuboğlu, S. (1949) “Türküyle Kilim” Yaprak, yıl:1 Sayı:10, 15 Mayıs 1949, s: 1, Ankara

7. Homeros, (1975) İlyada ( Türkçesi: A. Erhat - A. Kadir), Sander Yayınları, s: 243–263, İstanbul

Sevin, V. (1982) “Frygler”, Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi, cilt: 2, Görsel Yayınları, s: 243, İstanbulStrabon, (2000) Geographika, Antik Anadolu Coğrafyası Kitap xıı-xııı-xıv, (Çev: Adnan Pekman), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, s: 84–178, İstanbul Yetkin, Ş. (1977) “Hekimoğlu Ali Paşa Cami’nde Bulunan Hayvan Figürlü Bir Türk Kilimi”, Vakıflar Dergisi, cilt: IX, s: 327 Ankara