Çal Kilimleri


DENİZLİ’DE ÇAL YÖRESİ KİLİMLERİ



Nizami ÇUBUK

nizami@denizliagsl.k12.tr nizami@denizliagsl.k12.tr
ncubuk@msn.com ncubuk@msn.com


Kilim, dünyanın en eski dokumalarındandır. Adları ne olursa olsun, düzenlemeleri veya kullanım amaçları nasıl olursa olsun, kilim motifleri hep birbirlerine benzerler. Motif karakterlerindeki bu temel benzerliklere karşın, ayrı coğrafyalarda farklı insanlar tarafından dokunmuş kilimler; renklerinin ve malzemelerinin çeşitliliği, motiflerin kompozisyonundaki zenginlikleri bakımından farklılıklar gösterirler.

Anadolu kilimleri çağlar boyunca dünyanın en güzel dokumaları olma özelliğini sürdürmüşlerdir. İlkçağın en göz alıcı kilimleri olan “Tapetes”ler Phrygia’da dokunmuştur. Ve dünya dillerine kilim sözcüğü Phrygia’dan geçmiştir.

Homeros’un İlyada’sında kilim övgüyle anılır:

“…

Akilleus böyle dedi, buyur etti onları,

Oturttu al kilimler döşeli sedirlere,



Tydeusoğlu yiğit Diodemes de uyuyordu,

Bir yaban öküzünün postu serilmişti altına,

Başının altına da güzel bir kilim serilmişti.

…”[1]

Hayatımızın her alanında yer alan dokuma eserler, yüzyıllar boyunca, göçebe Türk boylarından Selçuklulara; Osmanlılardan günümüze kadar… Heybe, torba olmuş atın terkisine atılmış… Halı kilim olmuş konaklara serilmiştir…

Denizli, geçmişten günümüze dokumacılığın en önemli merkezi olma özelliğini, hep sürdürmüştür. Antik Dönem seyyahları bu yöreyi öncelikle dokumacılık yönüyle tanıtmaya başlarlar…

Denizli bugün endüstriyel dokumacılığın Türkiye’deki merkezi durumundadır. Bununla birlikte, ev dokumacılığı (halı, kilim…) gibi geleneksel el sanatları da hala çevre köy ve kasabalarda yaşam alanı bulabilmektedir.

Aslında, Denizli Kilimleri deyince aklımıza tek tip bir kilim türü gelmez… Bu yörenin kilimleri daha alt başlıklarla yani Çal, Acıpayam, Buldan Kilimleri… Gibi adlarla anılırlar...

Bu araştırmada Çal yöresi kilimleri ele alınacaktır.

Çal yöresinde iki köyün adı kilimciliği ile öne çıkmaktadır. Kuyucak ve Üçkuyu köyleri…

El sanatlarının en seçkin örneklerinden olan kilimler, bu yörede insan yaşamının ayrılmaz parçaları gibidirler… Evlenecek gençlerin çeyizlerinde kilimleri ve diğer dokuma türü ihtiyaçları her an düğün olacakmış gibi hazır bekletilir. Düğünlerde yükler, çeyizler kilimlere sarılarak taşınmaya hazırlanır. Yeni evin odaları, çiçek bahçesi gibi rengârenk kilimlerle döşenir… İhtiyarlar ise, günü geldiğinde hazır olsun, el altında bulunsun diye, kendileri için ölümlük kilimlerini ayırıp saklarlar. Çünkü cenaze törenlerinde tabutun üzerine kilim örtülmesi ve ardından, bu kilimin köy camisine bağışlanması bu yörenin bir geleneğidir. Bu yüzden köy camileri halı kilim müzesi gibidirler.

Bedri Rahmi Eyüboğlu bir yazısında Çal Kilimleri’nden bahsederek, onları konuşturur:

“Ben Denizli’nin Çal ilçesine bağlı Civelek[2] köyünde dokunmuş küçük bir kilimim… Yiğit adı ile kilimde ne boyda olursa olsun, boyası ve nakışı ile anılır… Benim örgümde tam on sekiz çeşit boya, on bir çeşit de nakış vardır. Ortanca gelin, bundan önce dokuduğu kilimlerde ancak sekiz türlü nakış bilirdi. Beni dokurken üç tane daha belledi. Evvela yünlerin boyanması, sonra da bu yeni bellediği nakışlar yüzünden kaynanası ile ilk defa atıştılar. İhtiyar yünleri, boyanması için, dağ köylerinde nam salmış Duru Kadına göndermek istedi. Gelin, uzun ve masraflı olduğunu, zaten Duru Kadın’ın da seksen seneden beri sekiz boya bellediğini, boyuna onları tekrarlayıp durduğunu söyledi. Kaynana, “sekiz boya ama en çürüğü seksen yıl dayanan kökboyası” dedi.

Ortanca gelin, kaynananın öğütlerine kulak asmadı. Benim yünlerimi dünyanın en aşağılık boyalarıyla boyadı. Boyalarım kurusun diye asıldığım gün, güneşi görür görmez solmaya başladı…”[3] Diye serzenişte bulunan sevimli Çal kilimi geleneksel özelliklerinin nasıl kaybolduğunu anlatmaya çalışır.

Geleneksel Anadolu kilimlerinde atkı ve çözgü yünden, renkler de kök boyalardan sağlanır. Ancak Çal yöresinde bu özellikler giderek kaybolmaktadır. Genellikle yeni kilimlerde, atkı yünden çözgü ise pamuk ipliğindendir. Renkler de çoğunlukla kimyasal boyalardan sağlanmaktadır.

Çal’da Üçkuyu ve Kuyucak köyleri birbirlerine yakın köylerdir ama kilimlerinin özellikleri birbirinden farklılıklar gösterirler. Bu yörenin en eski kilimleri olarak Kuyucak kilimleri bilinir. Bunlarda renk ve motif olarak geleneksel çizgi belli ölçülerde korunmaya çalışılmıştır. Renkler genellikle yeşil ve kırmızının pastel tonlarından oluşmaktadır. Az motif çeşidi kullanıldığı için sade bir görünüşleri vardır.

Kuyucak kilimleri motiflerinin yerleştirilmesine göre iki tip olarak karşımıza çıkarlar. Birincisinde: Orta alanda “parmaklı” denilen motif yer alır. Kilimin uç kısımlarında ise “tarak” ve “eli belinde” motiflerinin oluşturduğu süsleme kuşağı vardır. Süsleme kuşakları birbirlerinden “çubuklarla” ayrılırlar.

İkinci tipte: Göbek denilen orta alanda “ baklava çiğesi” motifi yer alır. Orta alanı çevreleyen bordür “tepecik” motiflerinden oluşur. Uçlarda küçük motiflerle oluşturulmuş süs kuşakları vardır.

Üçkuyu kilimleri ise yeniliklere açıktır. Çok renkli ve çok motifli bir görünümleri vardır. Bu albenili özelliğinden dolayı, son yıllarda çeyizlik olarak daha çok ilgi görmektedirler.

Motiflerin yerleştirilmesi bakımından, orta alanda “elek” motifi yer alır. Elek motiflinin içi “gıymık” denilen motiflerle doldurulur. Tek başlarına özel adları olan motifler “elek” motifinin içinde kullanıldıklarında, “gıymık” olarak adlandırılırlar. Orta alan içten çepeçevre “şevşel parmak” yada “musgacık” motifleriyle sınırlandırılır. Kilimin bordürü de herhangi bir motifin tekrarından oluşan kuşakla süslenir. Daha sonra, kilimin uçlarına çubuk motifleri çekilerek bitirilir.

İnsanlar arası iletişimin hızla geliştiği günümüzde yöresel kilim örnekleri giderek özgünlüklerini yitirmektedirler. Bunda kilimin turistik eşya olarak ticari önem kazanmasının da payı vardır. Bu konuda, bölge müzelerine ve okullarımıza çokça görev düşmektedir.

Son söz yine Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun:

“…

Al gözüm seyreyle Denizli pazarını

Bir kilim, bir heybe, bir nakış

Dünyada eşi emsali görülmemiş

Bu ne sabırdır Allahım, bu göz nuru nedir?

Amman nakış deyip coşma mernuş,

Sittin sene öncede aynı kilim, aynı heybe, aynı örgü

Aynı tezgâhlarda böyle dokunurmuş

Yine aynı yün, aynı iplik, aynı tezgâh, aynı eller

Ama aradan neler geçmiş, neler geçmiş, neler…”[4]


[1] -Homeros, İlyada ( Türkçesi: A. Erhat- A. Kadir), Sander Yayınları,İstanbul, 1975, s: 243-263

[2] - Çal yöresinde bu adla anılan bir köy yoktur. Yazar bu köy adını sembolik olarak kullanmış olmalıdır.

[3]- Türkçe 6. sınıf, Devlet Kitapları ( Tezek 1975’den alınmış bir yazı: B. R. Eyuboğlu, “Ben Bir Küçük Kilimim”), İstanbul, 1982, s: 122

[4] -Eyuboğlu, B. R, Dol Karabakır Dol, (“Denizli Destanı”), Bilgi Yayınevi, İstanbul 1985, s: 174