Kibele


EGELİFE, 01 KASIM 2006, YIL: 3, SAYI: 33
ANADOLU’NUN TANRIÇASI

ANA TANRIÇA

KİBELE

(KYBELE)

Nizami ÇUBUK ncubuk@egelife.com ncubuk@egelife.com

Ben arıya arı demem

Arının balı olmalı

Ben güzele güzel demem

Güzel faydalı olmalı

Güzel dediğin işe yaramalı

Kadın mı? Hamur yoğurmalı

Çocuk doğurmalı

Ağaç mı? Meyve vermeli

Çiçek mi? Kokmalı

Bayramdan bayrama neyleyim güzeli

Güzel dediğin her Allahı’ın günü

Yanı başımızda olmalı

Yağmur misali hem gözümüze, hem gönlümüze

Hem toprağımıza yağmalı

Güzel dediğin yağmur misali hepimizin olmalı

(Bedri Rahmi EYÜBOĞLU)

Anadolu’nun ana tanrıçası Kibele; hem anaç hem de güzel… Doğurgan ve üretken… Yöneten ve sahip olan Anadolu kadını; bizim kadınımız, Anamız, avradımız ve yârimiz… Kadının yalnızca kendine özgü özellikleri; başta doğurmak ve emzirmek… Anadolu Uygarlıklarında hep tanrısal bir güç olarak yorumlanmış… Ve bu imgelerle sanata yansıtılmış… Şişman karınlı küçük kadın heykelcikleri idollerden, bereket simgeleriyle donatılmış tanrıça Artemis tiplemelerine, oradan günümüzün yaratan ve üreten Anadolu kadınına, hep kadına dair saygıdır, güzellemelerdir anlatılmak istenilen.

Kibele figürünün kökeni Anadolu'da çok eski dönemlere dayanır. Hititler tarafından tapınılan Kubaba çok sonraları oluşacak Kibele'ye öncülük eden tanrıça imgesi sayılır. Frigya mitolojisinde ana tanrıça olan Kibele'ye genellikle dağ zirvelerinde tapınılırdı. Doğa ile özdeşleştirilmiş, özellikle bazı vahşi hayvanlarla ilişkilendirilmiştir.

Kibele inancı daha sonraki uygarlıkları da büyük ölçüde etkilemiştir. Özellikle Yunan ve Roma mitolojisinde, Frigya dönemindeki bazı tapınma ritüelleri, Kibele'nin özellikleri farklı tanrı ve tanrıçalarda yeniden hayat bulmuştur. Bunun en bilinen örneği Yunan mitolojisinde Artemis, Roma mitolojisinde ise Diana diye bilinen tanrıçadır.

Tarih öncesinin aydınlanabilen derinliklerine gidildiğinde, Akdeniz çevresinde, kuzey ülkelerinde, Asya içlerindeki tüm kültür ve uygarlıklarda çeşitli isimlerle anılan ancak hep aynı öze indirgenebilen bir ana tanrıça ile karşılaşılır. Uzun zamandır yapılmakta olan arkeolojik çalışmalar sonucu ana tanrıça inancının kaynağının Anadolu olduğu kesinlik kazanmıştır. Burdur-Hacılar ve Konya-Çatalhöyük'te yapılan kazılar ana tanrıça figürlerinin MÖ 7000-6500'lere kadar uzandığını ortaya koymuştur. Ana tanrıça çoğu kez ayakta bazen oturmuş halde bazen de uzanmış olarak; geniş kalçalı, şişman karınlı, iri göğüslü ve daima çıplak olarak betimlenmiştir. Kalça, göğüs ve vurgulanan üreme organı; Analığı, üremeyi, dişiliği, hayatın sürmesini ve bereketi simgeler. Ana tanrıçanın bu özellikleri Kibele'den Artemis'e kadar bütün ana tanrıça imgelerinde yer almıştır. Bazı heykellerinde doğum yaparken gösterilmiştir. Bazen göğsünün üzerinde, kollarında bir erkek çocuğu taşır. Bu, tanrıçanın hem çocuğu, hem de sevgilisi olan Attis'tir. Ana tanrıça oturmuş ya da doğum anındaki pozisyonlarında iki yanında leoparla birlikte gösterilmiştir. Leopar, ana tanrıçanın kutsal hayvanıdır ve onun hayvanların kraliçesi olmasını ve doğa üzerindeki sınırsız egemenliğini simgelemektedir.

Kibele, Frig yazıtlarında karşımıza Matar ya da Mother adıyla anılan bir ana tanrıça olarak çıkar. İlk kez de Kubileya adıyla anılır. Kubileya, "dağların" demektir. Bu isim tanrıçanın doğaya ait olduğunu gösterir. Batı dillerine, Mather ya da Mother olarak girmiştir. Roma dünyasında Magna Mather (büyük ana) olarak anılmıştır. Ayrıca, Grekler ve Romalılar onu Frigce Kubileya olan adından ya da sıfatından dolayı Kibele (Cybele) biçiminde çağırmışlardır. Lidya dilinde ve Hellenistik Dönemde adı Kybebe'dir.

Kimine göre, İslamiyet’in kutsal mekânı Kâbe ve Müslümanların yönü Kıble de adını Kibele’den almaktadır.

Anadolu'da fazla tanınmamış çok sayıda Kibele anıtı vardır. Bunlar özellikle Afyon-Eskişehir civarında yer alan açık hava tapınaklarıdır. Buralarda nişin içinde, ortada ana tanrıça, iki yanında arka ayakları üzerinde duran aslan kabartmaları bulunmaktadır. Ana tanrıçaya tapınmaya gelenler, Kibele'nin simgelediği bereket ve doğurganlıktan pay almak için Kibele'nin ve aslanların üreme organlarına dokunarak onları aşındırdıkları görülmektedir. Kibele kült anıtlarının en önemlisi kuşkusuz Eskişehir’de Midas Şehri (Yazılıkaya) civarındaki sunaklardır. Buralarda kayalara oyulmuş sunaklar ve özellikle de basamaklarla çıkılan taht biçimindeki oymalar, buraların kült merkezleri olduğunu göstermektedir. Meşhur Midas Anıtı içinde yer alan “Matep” (ana) yazısından anlaşılacağı gibi burası da ana tanrıça kültünün önemli bir tapım yerleri arasında sayılmaktadır.

Ana tanrıçayı ve Attis’i anlatan efsaneler vardır. Bunlardan birinde Kibele’nin hem analık niteliği hem de kültünün özellikleri anlatılmaktadır. “Tanrıça, Attis (yakışıklı) adlı erkeğe âşık olur. Attis, Kral Midas'ın kızıyla evlenmek üzereyken karşısına çıkarak onu çıldırtır ve kendi kendisini hadım etmesine neden olur. Akan kanda bitkiler ve çiçekler, menekşeler biter ve Attis bir çam ağacına dönüşür.”

Bir başka efsaneye göre ise “Attis, ana tanrıçanın tek başına yarattığı oğludur, büyüdükten sonra da onun sevgilisi olmuştur. Attis Efsanesinde simgelediği gibi akan kan yitirilen erkeklik gücü, daha evrensel bir nitelik kazanarak bereket ve canlılığın daha geniş bir alana, yani bütün doğaya geçmesini sağlamaktadır”.

Tanrıça’nın en önemli tapınma yerlerinden biri bugün Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde bulunan Pessinus (Ballıhisar) idi. Burada, gökten düşen bir meteorun, tanrıça kültüne dönüştürüldüğü bir kutsal yer vardır. Çok uzun yıllar ana tanrıça Kibele tapımının merkezi olan bu yer, Roma Döneminde önemini daha da artırmıştır. Romalılar, Kartaca’ya karşı kaybettikleri savaşı kazanabilmek için bu kara taştan bir parçayı MÖ 204 yılında Roma’ya götürmüşler ve Magna Mater diye adlandırdıkları tanrıça adına bir tapınak yapmışlardır.

Amasyalı coğrafyacı seyyah Strabon (MÖ 64- MÖ 21), Pessinus’u ve buradaki kültü şöyle anlatır:

“ Pessinus dünyanın o kısmındaki en büyük ticaret merkezi idi. Büyük saygı gören Tanrılar Anasına ait tapınak buradadır. Ona Agdistis de derler. Eski devirlerde rahipler aynı zamanda hükümdardı ve rahipliğin sağladığı nimetleri onlar biçiyorlardı. Fakat şimdi ticaret merkezi hâlâ ayakta durduğu halde rahiplerin yetkileri çok azalmıştır. Kutsal bölge, Attaloslar (Bergama Krallığı) tarafından kutsal bir yere yakışacak şekilde, bir tapınak ve beyaz mermerlerden portikler ilave edilerek yeniden yapılmıştır. Romalılar Kibele’nin kehaneti doğrultusunda oradaki tanrıçanın heykelini almak üzere girişimde bulunarak tapınağı ünlü kılmışlardır. Kibele ismini Kybelon dağından almıştır. Yakınında Sangarios (Sakarya) nehri akar ve bu nehrin üzerinde eski Frigyalılara, Midas’a, hatta kendi devrinden önce yaşamış olan Gordias’a ve diğerlerine ait yerleşim kalıntılarına rastlanır, fakat bu izler kentlere ait olmayıp, büyükçe köyler niteliğindedir.”

Pessinus ana tanrıça için yapılmakta olan törenlere sahne olmakta, kendini ana tanrıçaya adamış hadım edilmiş rahipler (Galluslar) merkezi konumunda bulunmaktaydı. Erkekler burada kendilerini ana tanrıçaya adamak için erkeklik organlarını da kesmekteydiler.

Burada Attis kültü için de törenler yapılmaktaydı. Anadolu’nun ana tanrıçası aynı zamanda toprak ana da sayıldığından, onu dölleyecek bir tanrıya ihtiyaç vardı. İşte Attis, Kibele’yi dölleyen erkek tanrı idi. Ancak bu tanrı sonbaharda doğanın ölmesiyle birlikte, uykuya dalar, doğanın uyanışıyla birlikte ilkbaharda yeniden uyanırdı. Mezopotamya inançlarında da görülen bu motif, Kibele kültü ile birlikte yaşamış ve Yunan mitolojisine de Adonis şeklinde geçmiştir. Bu kült aynı zamanda da bazı gizem kültlerine kaynaklık ederek, Anadolu’da Friglerden sonrada devam etmiştir.

Attis efsanesindeki bir başka uyarlamaya göre “Agdistis, Pessinus kralının damadı yakışıklı Attis’e aşık olan, onu ve onun kentini yıkıma götüren, kendini hadım edip böylece dişi olan iki cinsiyetli bir canavar idi. Öykünün çok kısaltılmış, daha yumuşak bir uyarlaması, gençliğinin ve güzelliğinin baharında bir yaban domuzu avında öldürülen Attis’e, Agdistis’in duyduğu aşkı anlatmaktadır. Fakat her yıl ilkbaharda, kendi kendini sakatlamayı içine alan coşkulu yas ritüelini uygulayan inananların vasıtasıyla, Attis her yıl yeniden diriltilir ve böylece doğanın ölmüş kuvvetleri canlandırılırdı. Ritüel esnasında, heyecan öyle yüksek bir noktaya varırdı ki, tanrıçanın en ateşli inananları kendilerini tanrıça ve Attis’in şerefine hadım ederlerdi. Tanrıça’nın bu vahşi tapımı – ki onun uğruna yakışıklı aşığı acı çekmiş ve ölmüştür- daha romantik bir biçimde, Anadolu ile bağlantılı çeşitli Hellen mitoslarına da yansımıştır.”

Hititler Dönemindeki “bin tanrılı” Anadolu pantheonundan (tanrılar dünyasından), “İnançlarını tek tanrıda birleştiren Frigler, tüm tanrıların ve insanların anası, ‘Anadolu Bacıları’nın anası bir tanrıçayı, kutsal bir özü seçmişlerdi… Ve ona bu nedenle ‘Matar’, yani ana demişlerdi”…

Amazonların uğruna savaştıkları ana tanrıça Kibele, kendinden sonraki bütün tanrıçalara ilham vermiş soylu Anadolu kadını; anamız avradımız ve de yârimiz… Selam olsun bizden önce yaşanmışlıklara… Ve yaşanacak olan yarının güzelliklerine…