Denizli Horozu


DEGİAD DERGİSİ, SAYI: 39, NİSAN 2006


ÖTÜVER DE GÜL İBİĞİM Bİ YOL ÖTÜVER!


Nizami ÇUBUK
ncubuk@msn.com ncubuk@msn.com


“Tellidir yavrum anam tellidir, tellidir amman
Denizli'nin Horozları bellidir.
Ötüver de gül ibiğim bi yol ötüver
Geniş oğlan gam zamanı değildir.”
Özay Gönlüm


Durun bakalım, başlığa bakıp hemen “horozlanmayın!...”
Hele bir yazıyı okuyun da, ondan sonra verin kararınızı…
“Erken öten horozun başı tez kesilir.” Derler…
Söylemesi bizden, zamanlamasını doğru yapmak sizden!..
“Her horoz kendi çöplüğünde öter…”
Ama… “Denizli Horozu her yerde öter!...”
Evet, ama her yerde ötmesinin bir sebebi var elbette…
Zaman içinde yolcuğumuz başlıyor… Açın atlas yelkenlerinizi ardına kadar, mitolojik öykülerin rüzgârları alıp götürsün sizi, uygarlık okyanusunun engin derinliklerine…
Bugün, uzun uzun öten Denizli Horoz’u; Dün de Lykos Vadisi’nde Laodikeia’da ötüyordu, alaca şafak yeni günü karşılarken…
Laodikeia’yı kazan arkeologların ellerine sağlık, çok güzel bir kabartma eser olarak buldular o zamanın Denizli Horozu’nu…
Kulak verin!.. Dinleyin!..Denizli Horozu’nun öyküsüdür anlatacaklarımız!…
Olympos’taki Tanrıların en huysuzu ve en cazgırı sayılan savaş Tanrısı Ares, nasıl olduysa, sonunda aşk Tanrıçası Aphrodite’nin kalbini çalabilmişti. Savaş ve aşk her ne kadar karşıt duyguları temsil etse bile, doğadaki zıtlıklar düzenine uygundur. Çünkü doğada iyiyle kötü, güzelle çirkin, doğumla ölüm yan yana koyun koyunadır. Aslında, Aprodite ile Ares’in aşkları meşru bir ilişki değildi. Çünkü Aphrodite’nin kocası vardı. Ancak o çirkin ve topal bir Tanrı, yani Hephaistos idi…
Bütün Tanrıçaların en güzeli olan Aphrodite’yi elde etmek için yaygaracı Ares, ona kıymetli armağanlar vererek gözüne girmeye çalıştı. Demirci Tanrı atölyesinde çalışırken, karısı savaş Tanrısıyla dostluğunu ilerletiyordu. Özellikle Ares, geceleri gizlice gelerek güzel Aphrodite’nin koynuna giriyordu. Aphrodite ile gece buluşan Ares, Şafak ve Güneş Tanrıların kendilerini yakalamasından, olup bitenleri başkalarına ve özellikle de Hephaistos’a anlatmalarından çok korkuyordu. Bu yüzden sevgilisinin sarayına gittiği zamanlar çok güvendiği bir delikanlıyı; Alektryon’u gözcü olarak götürüyordu. Alektryon’un görevi güneş daha doğmadan, dağların arkasında iken, seslenerek âşıkları uyandırmaktı…
Ne yazık ki, bir sabah Alektryon bekçilik yaparken uyuyup kalmıştı… Ve parlak gözlü güneş dağların arkasından çıkar çıkmaz, Aphrodite’yi Ares’in kolları arasında uyurken görmüştü...
Onlar gözcülerinin bekçiliğine çok güvendikleri için, hiç bir şeye aldırmaksızın hala derin uykularında mışıl mışıl uyuyorlardı… Gördüğü bu çirkin manzaradan iğrenen Güneş, hemen vakit geçirmeden Demirci Tanrıyı evindeki rezaletten haberdar etti… Duyduğu haberin etkisiyle, dövmekte olduğu demiri elinden düşüren Hephaistos kahroldu. Hemen intikam planları düşünmeye başladı… Ve örsünün üstünde esrarlı bir zincirin halkalarını dövmeye başladı… Epeyce zaman sonra Hephaistos, zincirlerden oluşan görünmez bir ağ örmüştü.
Ertesi gün, Demirci Tanrı eşinin banyoya girdiği bir anda görünmez ağın uçlarından gerdirerek, onu tavana astı. Belli etmeden, atölyesine gidiyormuş gibi çıkıp gitti… Onun çıkmasını gözetleyen Ares, hemen Aphrodite’nin yanına geldi. Hiçbir şeyden şüphelenmeden her ikisi de soyunup yatağa girdiler… Daha onlar yatağa girer girmez esrarengiz bir ağ onları sarıp sarmalayarak sımsıkı sarıvermişti... Olanları anlamış gibiydiler ama çaresizdiler. Biraz sonra topal Tanrı Hephaistos, öfkeden kendinden geçmiş olarak kapıda göründü. Ve korkunç bir sesle bağırarak, bütün Olymposlu Tanrıları, bu ahlaksızlığı görmeye sarayına çağırdı.
“Ey!.. Ulu Zeus ve tekmil Olymposlu tanrılar, hadi gelin de görün bu rezaleti. Ben topalım, çirkinim diye Aphrodite benden iğreniyor… Üstüne üstlük çevik ve yakışıklı diye o uğursuz Ares’i seviyor. İşte gelin görün, utanmadan her ikisi de benim yatağımda yatmışlar kucak kucağa, sevişiyorlar… Onlar şimdi şu demir ağdan kurtulmak istiyorlar, ama boşuna…”
Bütün Tanrılar Hephaistos’un sarayına koştular. Duyduklarından utandıkları için yalnızca Tanrıçalar gelemediler. Başta Zeus ve tekmil Olymposlu Tanrılar, Ares ile Aphrodite’yi öyle demir ağların içinde bir birine sarılmış halde görünce, kahkahalarla gülmekten kendilerini alamadılar. Bazıları Demirci Tanrı’nın ustalığını ve kurnazlığını övdüler, bazıları da Ares’in mutlu bahtını kıskanarak; Bütün bunları Aphrodite ile birlikte olmaya değer buldular…
Sonunda Hephaistos’un öfkesi yatıştı ve Tanrıların ısrarı üzerine demir ağı çözmeye razı oldu. Olanlar karşısında rezil olan Aphrodite, utancından ta uzaklara; Kıbrıs adasına kendini zor attı. Ares’e gelince… O da utancından Trakya dağlarına çekildi. Ancak olanlar gözcülük yapan delikanlıya; Alektryon’a oldu. Alaca Şafağın gelişini ve Güneşin doğuşunu haber veremediği için büyük bir cezaya çarptırıldı…
Her sabah güneşin doğuşunu, avazının çıktığı kadar bağırarak duyursun, duyursun da uykuya dalmış âşıkları uyarsın diye; Ares onu horoza çevirdi… İşte zavallı Alektryon o günden beri Şafak Tanrısı’nın arabasını görür görmez başlar ötmeye: Üürüü de üürüüü!…
Denizli Horozu, bu yüzden görevini tam yapmış olmak için uzun uzun öter… Üstelik her çöplükte öter…

“Telli gelin tüllü gelin geliyor geliyor amman
Ganat açmış tüylerini beliyor
Ötüver de gül ibiğim bi yol ötüver
Telli gelin tasasından ölüyor

Asmam yıkıldı
Suyu sıkıldı
Bugün çil horozu görmedim
Canım sıkıldı amanın canım sıkıldı…” Özay Gönlüm