Şarakman Zamanı ve Dionysos


EGELİFE, 01 EYLÜL 2007, YIL: 4, SAYI: 43
ŞARAKMAN ZAMANI GELDİ!
ŞARAP TANRISI DİONYSOS NEREDESİN?



Yazı ve fotoğraflar: Nizami ÇUBUK
ncubuk@egelife.com ncubuk@egelife.com
www.nizamicubuk.com



Şarap mimarıdır yıkık gönüllerin
Süzülmüş, tertemiz canı üzümlerin
Neden şer demişler bu hayırlı suya?
Siz bana bu şerden üç dört kâse (daha) verin!
Ömer Hayyam


Çocukluğumun geçtiği Medele köyünde, sarı sıcağın altında yaz yorgunluğundan kurtulmak için “Şarakman Zamanı” özlemle beklenirdi. Çünkü o günler olgunlaşmış üzüm salkımlarından köpüklü şıraların çıkarıldığı, bereketli toprakların hasat zamanıydı… Şerbet tadındaki şıradan şarabın kurulduğu, pekmezin kaynatıldığı günlerdi.
“Bozma” sözcüğünün taşıdığı olumsuzluktan mıdır, nedir? Bilinmez… Bağcılığın ve şarapçılığın önemli merkezlerinden sayılan Bekilli yöresinde hala “Bağbozumu” deyimi yerine “Şarakman Zamanı” söylemi kullanılır. Belki de “şıra akma” deyiminden değişime uğramış bir sözcük olmalıdır.
“Şarakman Zamanı” geldiğinde yorucu yaz işleri çoktan bitmiş olurdu. Şenlik havasında, bağlardan küfelerle üzümler getirilir ve şıra çuvallarında çiğnenerek kazanlar dolusu şıralar çıkarılırdı. Yeni çiğnenmiş üzüm şırasının tadı ve kokusu doyumsuz bir lezzettir… Kazanlarda biriken şıralar ocaklara konularak tam kıvamında pekmez olarak kaynatılırdı. Pekmez kaynatmak neredeyse geceli gündüzlü bir günü alırdı. Büyükler için tatlı bir telaş ve titizlik gerektiren bu durum; çocuklar içinse macera dolu eğlenceli bir oyuna dönüşürdü. Kazanların ateşinde pişirilen közlemelerin tadına ve uzun ocakbaşı yarenliklerine doyum olmaz, hiç bitmesin isterdiniz. Kaynamakta olan pekmez, asma kabağından yapılan delikli savurma kepçeleriyle, taşmasın diye durmadan savrulurdu. Kabakta biriken köpükler soğutulup, çocuklara ziyafet olarak sunulurdu. Hele ilk pişen fesleğen kokulu, köpüklü pekmezi parmaklamanın tadıysa bir başka olurdu.
Evin kadını, anası pekmezini kaynata dursun, evin erkeği yani babası da hınzırca bakışlarıyla çuvaldan akan şıranın sonuna doğru en koyu kıvamlı olan yerinden şarap yapmanın planını kurardı kafasında…
Bazen önceliğin pekmezde mi yoksa şarapta mı olduğu konusunda tatlı atışmalar da olmaz değildi hani… Tartışmanın sonu nasıl biterse bitsin pekmeze de, şaraba da ayrılacak şıra fazlasıyla vardır zaten…
Evlerin kilerinde küplere konulan şıra, şarap olması için olgunlaşmayı beklerken, pekmez çoktan sofrada katık olmaya başlardı bile…
Güz geldiğinde birçok meyve ve sebze kurutularak ya da askı yapılarak saklanırdı evlerde… Özellikle hanay evlerin misafir odalarına, seçilmiş ayvalar askı yapılarak asılırdı. Daha kapıyı açar açmaz burnunuzu ayva tadında müthiş bir koku yalayıp geçerdi. Ayva kokulu odalarda kurulan dost sofralarında en iyi mezelerden biri de askıdan koparılmış ekmek ayvaları olurdu. Uzun kış gecelerinde küplerde mayalanmış, demlenmiş yeni mahsul şaraplar dost sofralarında paylaşıldığında evin erkeği seçiciliğini ve hünerini övünerek anlatırdı…
Medele kültürel yapısıyla antik dönemlerden beri önemli bir yerleşim yeri olma özelliğini sürdürmektedir. İnsanlarının eğitime önem vermesi, yeniliklere açık olması özellikle de hala ev şarapçılığı konusunda çok başarılı olmasında bu tarihsel mirasın etkileri mutlaka vardır. Çünkü şarap uygarlıktır, kültürdür…
Ve Tanrısı olan tek içecektir, şarap
Ömer Hayam gibi büyük bir ozanı olan tek içkidir.
Olympos’ta Tanrıların ölümsüzlük içkisi Nektar’a inat, yeryüzündeki ölümlü insanlara Dionysos’un sunduğu bir “abu hayattır”.
Üzüm asmalarının kökeni neresidir, üzüm türleri nereden gelir nereye giderler tamı tamına bilemesek de şarabın öyküsü Anadolu’dan başlar. Bu kesin!...
Zaman içindeki yolculuğumuz şaraba ve Tanrı Dionysos’a dairdir! Katılın bize!… Çünkü Şarap Tanrısı Dionysos dostlarıyla birlik olmayı, alay alay dolaşmayı, herkesin katıldığı coşkulu ve kalabalık eğlenceleri sever yalnızca…
Antik çağ dinlerinin en gizemli tanrılarından Dionysos, Tanrıların otağ kurduğu Olympos'a giren en sonuncu tanrıdır.
Dionysos, Olymposlu Tanrılar içinde en fazla ada sahip olan tanrıdır. Bakkhos, Bromios, Euhios, Dithyrambos, İakkhos ve İobakkhos gibi çeşitli isimlerle anılmıştır. Dionysos'un bütün isimleri anlamlıdır.
Mitolojiye göre Dionysos, Kral kızı Semele ile Baş Tanrı Zeus' un oğludur. Semele, Tanrıların en çapkını Baş Tanrı Zeus'un aşık olduğu kadınların en talihsiz olanıdır. Talihsiz olmasının sebebi ise Zeus’un belalı karısı kıskanç Hera’nın kurduğu düzenbazlıktır.
Semele’ye deli gibi aşık olan Zeus ona her istediğini yerine getireceğine dair söz verir. Bu büyük aşktan haberdar olan kıskanç Hera, Semele’nin ninesi kılığına girerek ona der ki: “Sen koynuna giren adamın Zeus olduğundan emin misin? Nice düzenbaz erkekler gördüm, göz koydukları genç kızları tanrı adını kullanarak kandırırlar. Eğer karnındaki bebek Zeus’tan olmaysa kanıtlasın göstersin şimşeklerini ve gücünü. “Git söyle Zeus’a!... Seni Gök Tanrısı olarak görmek istiyorum” diye haykır. Diyerek kışkırtır Semele’yi. O da isteğini söyler Zeus’a. Zeus, önce çok şaşırır ve bu isteğine karşı koyar. Ancak Semele her isteğini yerine getireceğine dair Zeus’un ettiği yemini ona hatırlatınca, Zeus bu isteğe daha fazla karşı koyamaz. Bunun üzerine Zeus yıldırım ve şimşekleriyle görünür ve Zeus’un yakıcı alevleri Semele’nin acı sonu olur. Fakat bir mucize vardır ki o da Semele’nin karnındaki bebeğinin yaşamasıdır.
Semele karnında henüz yedi aylık olan Dionysos’u taşıyordu. Bunu bilen Zeus Dionysos’u yedi aylıkken annesinin karnından alır ve (Tanrı bu ya!) kendi baldırına koyarak onu anne karnındaymış gibi besler ve doğuma hazırlar. Zamanı geldiğinde ise baldırından çıkararak “doğurur”. Dionysos’un adındaki “Dio” yani iki vurgusu iki kere doğmasındandır. Durum o ki Dionysos’un annesi Semele olsa da onu doğuran babası Zeus’dur. Daha sonra Zeus, Dionysos’u haberci tanrı Hermes’e teslim eder. Hermes, Dionysos’u Hera’nın kötülüklerinden korumak için onu teyzesi İno’ya götürür ve saklamak için Dionysos’a kız giysileri giydirirler. Bunu zamanla fark eden Hera İno’yu delirtir. Bunun üzerine Hermes Dionysos’u Aydın Sultanhisar Dağlarındaki Nysa’ya su perilerine götürür. Hera’nın hışmından bitkin düşen Zeus oğluna artık zarar verilmemesi için onu bir oğlağa dönüştürür. Bu oğlak, Dionysos’un betimlendiği eserlerde onun sıfatı olarak sıkça karşımıza çıkacaktır.
Dionysos yalnızca oğlak ile değil aynı zamanda asma, üzüm salkımı, keçi ile de betimleniyordu. Genellikle elinde üzüm salkımı başında asma dallarından ya da sarmaşıklardan bir çelenkle görünüyordu. Asma, sarmaşık üzüm onun sıfatları olmuştur. Bu saydığımız simgelerin yanı sıra tanrının en sevdiği canlılardan biri de benekli panterdir.
Dionysos’u kısaca anlatmamız gerekirse; doğa tanrısı olan Dionysos, coşkunun, mutluluğun ve yaşama sevincinin tanrısıdır. Üzümle simgelenen şarabın ve şarabın yarattığı sarhoşluğun, taşkınlığın ve sınır tanımazlığın tanrısıdır.
Dionysos’u bazen mozaiklerde ve duvar resimlerinde sarhoş, kendinden geçmiş, elinde kantharos (genellikle şarabın suyla karıldığı çift kulplu kadeh) ile ve ona ayakta durması için eşlik eden dostlarıyla betimlenmiş olarak görürüz.
Dionysos’un bir yanı da tiyatrodur. Tiyatro oyunları tragedyalar aslında Dionysos adına yapılan şenliklerden doğmuştur. Bu şenliklerde genellikle tekeler kurban edilirdi. Eğlencenin doruğa ulaştığı şarabın su gibi aktığı bu kutlamalarda tanrıya başta teke olmak üzere adaklar adanırdı. Tiyatroda “trajedi veya tragedya” sözcüğü, Yunanca’daki “tragodia” sözcüğünden kaynaklanmaktadır ve bu sözcük “teke şarkısı” anlamına gelmektedir.
Dionysos törenlerinde kullanılan tef, davul, dümbelek ve kavalın Anadolu kaynaklı sazlar olduğu bilinmektedir. Dionysos inancının özünde bulunan kendinden geçme, coşku ve taşkınlık gibi davranışlar Ana Tanrıça Kibele törenlerinde de karışımıza çıkmaktadır. Bu, Dionysos'un Anadolu kaynaklı bir tanrı olduğunun en önemli kanıtlarından sayılmalıdır.
Ünlü Ozanımız Homeros Dionysos’u bir tanrı olarak kabul etmemiştir. Kim bilir belki de tanrının taşkın ve sıradışı davranışları ona garip gelmiş olmalıdır. Buna karşın Ozan Hesiodos onu eserlerinde bir tanrı olarak ele almıştır. Aslına bakılırsa Dionysos ile ilgili asıl bilgiler, M.Ö. 5 yy.da yaşayan ünlü yazar Euripides’in “Bakkha’lar” adlı tragedyasından edinilmektedir. Mitolojiye göre Dionysos, Hindistan ve Arabistan Yarımadası başta olmak üzere pek çok uzak ülkeye gitmiştir. Ege’nin karşı kıyılarına gidip gelmiştir. Anadolu’dan götürdüğü asma dalını gittiği her yere taşıyarak insanlara şarap yapmasını ve de kendisine tapınılmasını öğretmiştir.
Dionysos, Menderes’in bitek ovalarından başlayarak bütün dünyaya asmayı, üzümü ve şarabı tanıtmaya başlar… Bu asla tek başına yapılan bir yolculuk değildir. Dionysos Alayı denilen şenlikli bir yol arkadaşlığıdır onunkisi. Paylaşılan ve giderek çoğalan bir yolcuktur bu… Doğuya gittikçe; bazen bir Şamana dönüşür, bazen Hayyam olur, bazen de Bektaşi Dedesine dönüşür… Batıya gittikçe; agoralarda nutuk atan, stoalarda dolaşan ve tiyatrolarda tragedyaları esinleyen esrik bir bilgeye dönüşür…
Nysa (Sultanhisar) ve Hierapolis (Pamukkale) antik tiyatrolarında Dionysos Alayını ve Şenliklerini anlatan çok güzel, sanat değeri yüksek kabartmalar vardır. Hierapolis sikkelerinde de Dionysos, elinde şarap fıçılarıyla betimlenmiştir. Çal’ın Ortaköy kasabası yakınlarında Dionysopolis (Dionysos şehri) antik kenti vardır.
Eski köy düğünlerinde akşamları ateş etrafında yapılan “maşalamada” orta oyunlarında; değişik kostümlerle türlü kılıklara giren erkekler, tadına doyulmaz şenlikler sunarlardı… Yine eskiden köylerde, kurak geçen günlerde yağmur dileğinde bulunmak için garip giysilerle örtünen ve “Yağmur Gelini” denilen bir adam ev ev dolaştırılarak bağışlar toplanırdı. Her gittiği evde tepesinden aşağı su dökülerek, ıslatılırdı.
Bu ritüeller aslında Türkmen Şaman gelenekleriyle yoğrulmuş ama özünde Dionysos Şenliklerinden günümüze süzülüp gelen bizim olan güzelliklerdir.

“İşte ben, Zeus’un oğlu (Dionysos),
Kadmos’un kızı Semele’nin yıldırım dolu şimşekler içinde doğurduğu tanrı…
Ben, Lidya’nın, Frigya’nın altın ovalarından geliyorum…”
(Euripides’in yazdığı“Bakkhalar” adlı tragedyadan)

Yolun açık olsun Dionysos!
Evohe… evohe!… (Dionysos şenliklerinde sölendiği gibi: haydaaa… yaşa!...)
İster “Bağbozumunda”
İster “Şarakman Zamanında”
Yine gel bizim oralara
Medele’ye, Bekilli’ye, Ortaköy’e, Güney’e!..