Hierapolis


DEGİAD DERGİSİ SAYI:38, ARALIK 2005

MİTOLOJİK VE ARKEOLOJİK ESİNTİLERLE

HİERAPOLİS (PAMUKKALE)

“Görkemli pınarlarla süslü,

Nymphelerin ( su perilerinin ) kraliçesi

Altın kent, Hierapolis”…

(Tiyatro yazıtı)

Eski zamanlarda Menderes havzası, çok bilinen mitolojik olaylara tanıklık etmiş önemli yerler arasında sayılırdı.

İşte; Apollon ile Marsyas’ın ünlü müzik yarışması; Dionysos’un Nysa (Sultanhisar) dağlarında büyütülmesi; Kybele, Hades ve Apollon ile ilgili mitolojik öykülerin Hierapolis Plutoniumu (gaz deliği) ile ilişkilendirilmesi ve Zeus’un Kadmos (Honaz) Dağı’nda doğduğuna inanılması gibi olaylar…

Roma Döneminde de; Anadolu’nun, Lykos Vadisi’nin ve Hierapolis’in özel bir yeri ve önemi vardır. Roma Uygarlığının kuruluşu, Troya’dan Roma’ya göç eden Aineias ile başlamıştır. Kartaca Komutanı Hannibal’a yenilen Romalıların kötü yazgılarını, Anadolu’nun Ana Tanrıçası Kybele değiştirmiştir. Pesinnus’tan ( Sivrihisar yakınları) Kybele Kültü’nden götürülen kaya parçası Roma’da Palatinus Tepesine dikilmiş ve Romalıları yenilgiden kurtarmıştır.

Roma Döneminde, Lykos Vadisi’nde Laodikeia adı dokumacılıkla özdeşleşmiştir. Bu dönemde, Akdeniz çevresinde dokuma endüstrisi Laodikeia, Hierapolis ve Colossae’nin tekeline geçmiştir. Hierapolis’deki sular boya endüstrisi için son derece uygundur; öyleki, burada termal sularda bitkisel boyalarla boyanan erguvani yünler, meşe palamutundan ya da deniz ürünlerinden elde edilen boyalarla boyanmış yünlerden daha üstün tutulmuştur. “Erguvani Kumaş Boyacıları Birliği” üyesi tüccarlar, Efes Limanı üzerinden Roma’ya kumaş gönderdikleri için çok zengin olmuşlardır ve Tiyatronun yapımına büyük miktarlarda katkı sağlamışlardır. Hierapolisli ünlü kumaş tüccarı Zeuxsis mezar anıtına yetmiş iki kez Roma’ya gidip geldiğini yazdırmıştır.

Roma İmpartoru Septimius Severus, çocuklarının eğitimi için öğretmen olarak; Hierapolis’li ünlü bir sofist olan Antipetrus’u seçmiştir.

Hierapolis; sıcak suları, Plutonium’u ve beyaz travertenleri yüzünden çağlar boyunca ilgi görmüş ve yerleşim yeri olarak tercih edilmiştir. Özellikle Plutonium’un yarattığı gizem bir çok tanrının kült mitolojisinde geçen öykülerle ilişkilendirilmiştir. Kybele, Hades ve Apollon bunların başında gelmektedir. Hierapolis’in yerel kültlerle yoğrulmuş mitolojik zenginliği Hierapolis heykeltıraşlığına da yansımıştır.

Hierapolis sözcük anlamı olarak, kutsal kent anlamına gelir. Ancak, Bizanslı Stephanus, Ethnica adlı yapıtında kent adının tapınak çokluğundan kaynaklandığını belirtmektedir. Hierapolis tapınaklarının hepsini saptamak güçtür. Yazıtlarda Kybele ve imparator tapımlarından söz edilmesine karşın, yerleşim alanında yalnızca Apollon tapınağı ortaya çıkarılabilmiştir.

Herodot, Phrygia ile Lydia sınırında bulunan Kydrara’dan bahsetmektedir. Burası Hierapolis’in ilk yerleşimi yani Plutonium kutsal mağarasının çevresi olmalıdır. Strabon, Hierapolis’de bulunan gaz deliği yani Plutonium’da dinsel törenler yapan hadım edilmiş Kybele rahiplerini anlatmaktadır.

Hierapolis’in gizemli ve kutsal bir kent olmasını sağlayan özellikler; zehirli gazlar çıkaran (Plutonium) mağarası ve yer altı sıcak sularının yarattığı jeolojik olaylar ve mitolojik inanç sistemi içinde ortaya çıkmıştır. Eski dinsel inançlara göre; bu tür doğal yapılar, yer altı dünyasına inen kutsal kapılar olarak görülmüştür ve Hierapolis’te ölmek ve gömülmek bir ayrıcalığa dönüşmüştür

Hierapolis’teki, doğal kaynak etrafında, çok eski çağlardan beri tapım gören yerel bir kült yerinin var olması gerekmektedir. Bu aslında, Ana tanrıça Kybele adına yapılmış bir kült yeri olmalıdır. İmparatorluk çağında hala bu kutsal yere çok sayıda ziyaretçi geliyordu ve tanrıçaya kulluk eden hadım edilmiş rahipler yani Gallus’lar buharın zehirli etkisine karşı yalnızca kendilerinin bağışıklık kazanmış olduklarını göstermeye çalışıyorlardı.

Antik dönem Ege uygarlıklarında bu yerle ilgili olan tanrısal güçler, ölülerin ve yer altı dünyasının tanrısı Hades / Pluton ve eşi Persephone ile ilişkili görülmüş olmalıydı; bu nedenle antik dönemin kaynakları kutsal yere Plutonium ya da cehennem kayıkçısının adından türemiş olan Kharoneion adını vermişlerdir.

Kutsal alan çevresinde Hellenistik kent yerleşimin kurulmasıyla, mağaranın etrafındaki kutsal alanın denetimi, yerli din adamlarından yeni kentin din adamlarına geçmiştir. Zamanla, Plutonium; kent’in yeni koruyucu tanrısı Apollon Archegetes tapınağının içinde kalmıştır.

Apollon’un Hierapolis’te baş tanrı olmasının da Plutonium ile bağlantısı olmalıdır. Çünkü, buradaki zehirli gaz çıkan mağara, Delphoitapınağında bulunan çukurla benzerlik göstermektedir. Delphoi Apollon Tapınağı’nda, dünyanın göbeği sayılan bir çukurun üstüne bir üç ayak yerleştirilmiş, sonra da tanrının bilici kadını Pythia bu üç ayak üstüne oturarak ve çukurdan çıkan gazlarla kendinden geçerek fal bakmıştır. Bu falcılık, bilicilik sanatıyla Delphoi tapınağının topladığı hazineler dillere destan olmuştur. Delphoi Apollon Tapınağının gizemiyle, gaz deliği etrafında oluşan dinsel kültün benzerliği, Apollon’un baş tanrı olmasında da önemli bir etken olmuştur.
Hippodamik (ızgara) planlı Hierapolis kenti, Pergamon Kralı II. Eumenes tarafından kurulmuş, M.Ö. 133’de de III. Attalos’un vasiyetiyle Roma İmparatorluğu’nun yönetimine geçmiştir. Kent, Kibyra’nın (Gölhisar) başkentlik ettiği yönetim bölgesi içinde yer almıştır.

Hierapolis, M.Ö. 129’da Roma İmparatorluğu’nun Asia Eyaleti’ne katıldıktan sonra, İmparator Claudius ile Severus Alexander dönemleri arasında iki yüzyıllık süre içinde, en az dört deprem yaşamıştır. Kent, M.S. 60 yılında yaşanan büyük depremden sonra, ancak İmparator Neron’un yardımları ile ayağa kaldırılmıştır. Bugün kalıntılarından anlayabildiğimiz Hippodamik planlı antik kent, İmparator Neron dönemindeki imar çalışmalarıyla yeniden düzenlenmiştir. Hierapolis’in en görkemli zamanı Septimius Severus’un devrine (M.S. 193–211) rastlar. Caracalla Döneminde (M.S. 211–217) Neokoros yani tapınak koruyuculuğu ünvanı verilmiştir. Bu nedenle kente sığınma hakkı verilerek vergiden muaf tutulmuştur.

Hierapolis, Roma imparatorlarının uğradığı önemli kentler arasında yerini almıştır. M.S. 129 yılında Hadrianus, 215’de Caracalla, 370’te de Valentinus ziyaret etmişlerdir.

Hierapolis’te geleneksel kültlerin (inanç ve tapınma) izlerine uzun bir süre daha rastlanmıştır. Öyle ki kaynaklarda, M.S. VI. yüzyılda hala Apollon Tapınağı’na ve burada çalışan rahiplerin dinsel gösterilerde Plutonium mağarasına inmelerine ilişkin bilgilere rastlanmaktadır. Bu yerin kutsallığı, eski çoktanrıcı kültten Hıristiyanlık dinine de aktarılmıştır. Hierapolis, eski dinsel inancın sona ermesiyle, sahip olduğu önemli bir temelden yoksun kalmıştır. M.S. 5.yy başında Hıristiyanlık iyice yayılmış ve Hierapolis’te öldürülmüş olan İsa’nın on iki havarisinden St. Philip adına burada bir Martyrium (türbe/anıtmezar) yapılmıştır. Bu yüzden Hierapolis’te ölmek ve gömülmek önceki dönemlerde olduğu gibi Hıristiyanlarca da ayrıcalıklı bir anlayışa dönüşmüştür. Mezar sayısının çoğalmasına yol açan bu durum; ölüm yıl dönümlerinde, yakınları adına tören yapan ve mezarların çiçeklerine bakan ayrı bir derneğin kurulmasını sağlamıştır. Bununla birlikte Hierapolis, Bizans Döneminde metropolis ünvanı alarak, kutsallığını korumuştur.

Hierapolis, M.S. 535’de Phrygia Pacatiana Secunda’nın başkenti olur. Bizans Döneminde giderek küçülmeye başlayan kent, 12.yy’da küçük bir kasabaya dönüşmüştür.

Selçukluların 1210 yılında bölgeyi ele geçirmesiyle, Lykos Vadisi’ndeki kentler Türklerin yönetimine geçmiştir. 1354 yılında Batı Anadolu’yu etkileyen büyük depremden sonra Hierapolis tümüyle terk edilmiştir.

Nizami ÇUBUK