Hades


EGELİFE, 01 EKİM 2006, YIL: 3, SAYI: 32


ÖLÜMLE AŞKIN SARMALINDA

YERALTI TANRISI (PLUTON)

HADES

Şarkı sözü:

Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç.
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç.
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz böyle bir teselli ile.
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükûnlu gece
Guruba karşı bu son bahçelerde keyfince
Ya aşk içinde harap ol ya şevk içinde gönül
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül (Yahya Kemal BEYATLI)



Dalından kopmuş sarı yapraklar döne döne uçuşuyor yollarda… Adı üstünde mevsim Sonbahar... Soğuyan havalar mı nedeni, yoksa acımasız rüzgârlar mı? Bilinmez… Aslında yeşil cıvıltılarla başlayan baharın, başak sarısı yazın; Yani doğadaki yaşamın sonudur gördüklerimiz…

İnsanoğlu yüzlerce yıldan beri kendine benzeterek algılamış ve anlatmış evrendeki olayları, doğadaki değişimleri…

Gizemli öykülerle örmüşler mitolojinin atlas yelkenlerini ilmik ilmik…

Hayatın başlangıcı saymışlar, baharda doğanın uyanışını…

Sonbaharı ve kışı yaşamın sonu ölümle bir tutmuşlar, öykülerde…

Hazırlanın yeraltının derinliklerine, karanlıklar ülkesinin tanrısını tanımaya gidiyoruz... Hades bu, ne yapacağı belli olmaz. Gidip de dönmemek var, dönüp de görmemek var…

Eski zamanlarda, Menderes havzası mitolojik olaylara tanıklık etmiş önemli yerler arasında sayılırdı.

Zeus’un Kadmos (Honaz) Dağı’nda doğduğuna inanılması, Apollon ile Marsyas’ın ünlü müzik yarışmasının Menderes kıyılarında yapılması, Dionysos’un Nysa (Aydın) Dağları’nda büyütülmesi… Ve asıl konumuz olan Kybele, Hades ve Apollon ile ilgili mitolojik öykülerin Hierapolis Plutonion’u (Pamukkale Cin Deliği) ile ilişkilendirilmesi… Bunlar arasında sayabileceklerimizdir…

Lykos (Denizli Çüruksu) Vadisi, ilginç jeolojik yapısıyla gizemli kültlere (inançlara) ev sahipliği yapmıştır. Yeraltı mağaraları, fay kırıkları, termal sular, buhar ve zehirli gazlar, gizemli olaylarla süslenerek, her döneme uygun mitolojik öyküler olarak karşımıza çıkmıştır.

Özellikle Hierapolis (Pamukkale) antik kentinin adında yer alan “Kutsal Şehir” anlamı tümüyle orada bulunan ve halk arasında “Cin Deliği” diye bilinen, Plutonion ile ilgilidir. Burada Kybele, Hades (Pluton) ve Apollon kültleri (inançları) Plutonion’a bağlı olarak gelişmiştir.

Coğrafyacı Strabon, Hierapolis Plutonion’unda dinsel törenler yapan hadım edilmiş Kybele rahiplerini anlatmaktadır. Bu nedenle Plutonion’un etrafında, çok eski çağlardan beri tapım gören yerel bir kült (inanç) alanının olması gerekmektedir. Bu aslında, Ana tanrıça Kybele adına yapılmış bir kült yeri olmalıdır. Hierapolis kazılarında bulunan Attis (Ana tanrıçanın erkeği) heykeli de bu düşünceyi doğrulamaktadır.

Roma Dönemi’nde hala bu kutsal yere çok sayıda ziyaretçi geliyordu ve Tanrıça’ya kulluk eden hadım edilmiş rahipler yani Galluslar buharın zehirli etkisine karşı yalnızca kendilerinin bağışıklık kazanmış olduklarını göstermeye çalışıyorlardı. M.S. II. yüzyılda Plutonion’a gelmiş olan Cassius Dio burada zehirli gazlar yüzünden ölmüş olan kuşlar görmüştür. Cassius Dio’ya göre normal insanlar buranın havasını soluyamazlar. Ancak hadım edilmiş rahipler bu işi yapabilirlerdi.

İnanç olarak, Ana Tanrıça Kybele kültünden Hades kültüne geçişle birlikte farklı bir mitolojik öykü önem kazanmaya başlamıştır.

Antik Dönem Ege Uygarlıklarında, bu yerle ilgili gizemli olaylar, ölülerin ve yeraltı dünyasının tanrısı Hades ile ilişkili görülmüştür. Bu nedenle antik dönemin kaynakları kutsal yere Plutonion ya da cehennem kayıkçısı Kharon’un adından türemiş olan Kharoneion adını vermişlerdir.

Hierapolis Kharoneion’u (Plutonion’u) aslında, içinden sıcak su ırmağı akan bir mağaradır. Ziyaretçilerin içerisine girebilecekleri kısım, (şu anda kapatılmış durumdadır) ırmağın üzerine inşa edilmiştir. Buradan üç basamaklı bir merdivenle sıcak su ırmağının geçtiği yere inilir. İtalyanların kazıları sırasında burada M.S. II. yüzyıla ait çok sayıda adak kandillerine rastlanmıştır.

Hades kültünde bu tür yerler Ölüm Ülkesi’nin giriş kapısı olarak değerlendirilmiştir. Bu anlayış o kadar etkili olmuştur ki Romalı zengin hastalar ölmeden az zaman önce Hierapolis’e getirilerek burada ölmeyi ve ruhlarının Ölüm Ülkesi’ne kolayca inebilmesini çok istemişlerdir. Bu yüzden Hierapolis nekropolü (mezarlığı), mezar türü bakımından en zengin antik kent nekropollerinden biri haline gelmiştir.

Hades

Zeus, yeryüzünün hâkimiyetini kardeşleri arasında bölüştürürken yeraltı da Hades'in payına düşmüştür. İnsanların ve tanrıların hiç sevmedikleri zalim tanrı Hades, karısı Persephone ile birlikte, gölgeler halinde dolaşan ölülere hükmederek, yeraltındaki saraylarında yaşamışlardır.

Hades kelimesi görünmeyen anlamına gelir. Başındaki sihirli başlık onu görünmez hale getirir. Hades'in bir diğer adı da Pluton'dur. Zengin anlamına gelen bu sıfatla yeraltındaki tüm zenginliklerin sahibinin Hades olduğu belirtilmek istenmiştir. Hades yalnız yeraltı tanrısının adı değil, aynı zamanda Ölüler Ülkesi’nin de adı olmuştur.

Tanrı Hades Ölüler Ülkesi’nden ayrılmadan sürekli orada yaşar ve diğer tanrıların katıldıkları şölenlere katılmazdı. Sadece bir kez, Herakles onu yaraladığı için Olympos'taki Paian adındaki hekime tedavi olmaya gitmiştir. Efsanelerde adı sıkça geçmez. Hades çok sık tasvir edilen bir tanrı da değildir. Genellikle eşi Persephone ya da sadık bekçisi Kerberos adındaki üç başlı köpekle birlikte betimlenir.

Homeros, Hades'in ülkesini; Gölgelerin yaşadığı belirsiz bir yer olarak anlatır. Ona göre orada herşey bir hayaldir. “Tanrıların bile tiksindiği çirkef dolu bir ülkedir.”
Ozan Heseidos ise:

“Orada yükselir yankılı konağı

Güçlü Hades ile korkunç Pesephone’nin

Azgın bir köpek bekler kapısını

Amansız, sinsilikler ustası bir köpek

Girenlere yaltaklanır kuyruğu kulakları ile

Ama gireni bir daha bırakmaz dışarı.” Diye anlatır.

Ölüler Ülkesi’ni Homeros ve Heseidos’tan başka Roma Dönemi’nde de ayrıntılı olarak Vergilius de anlatmıştır.

Hades ülkesi Erebos ve Tartaros olarak ikiye ayrılır. İnsanlar ölünce önce Erebos'a, oradan da yeraltının en derin bölümü olan Tartaros'a giderler. Erebos'a inen yolda önce Akheron’un (üzüntü ırmağının), Kokytos’a (ağlayış ırmağına) karıştığı yere gelinir. Burada bekleyen ihtiyar kayıkçı Kharon para karşılığında ölülerin ruhlarını kayığa bindirerek karşı kıyıya, Tartaros'un kapısına götürür. Bu yüzden ölen kişilerin ağızlarına altın para konulur ve çeneleri kapatılarak bağlanır… Tartaros'un kapısı önünde, gelenleri içeri alan, ancak dışarı bırakmayan üç başlı, ejder kuyruklu köpek Kerberos beklemektedir. Ölüler önce üç yargıcın önüne çıkarılır. Orada kötüler sonsuz acı çekmeye, iyiler de mutluluk içinde yaşamaya Elysion kırlarına gönderilir. Hades'te yeraltını dünyadan ayıran üç ırmak vardır; Phlegeton (ateş ırmağı), LetheSytks bulunur. (unutuş ırmağı) ve tanrıların adına yemin ettikleri kutsal ırmak
Uyku ve kardeşi ölüm de yeraltında yaşar. Zeus gibi tanrı Hades de insanlara rüyalar gönderir. Düşler yeraltı dünyasından çıkarken iki kapıdan geçerler. Boynuz kapıdan çıkanlar güzel, iyi rüyalara; fildişi kapıdan çıkanlar kötü rüyalara dönüşürler…

Ortaçağ'da ise Ölüler Ülkesi’ni Dante betimleyerek anlatmıştır.

Hades’le ilgili efsanelerden en çok bilineni Persephone'yi kaçırmasının öyküsüdür. Hierapolis Plutonion’u belkide burada da bir başka mitolojik öykünün merkezini oluşturmaktadır. Yani Hades’in Persephone’yi yeraltına kaçırdığı yarık olarak düşünülmektedir.

Demeter’in kızı Persephone arkadaşlarıyla çiçek toplarken, gördüğü nergisleri koparmak için onlardan uzaklaştığı sırada birden bire toprak yarılır ve dört yağız atın çektiği, yeraltı tanrısının siyah arabası oradan, o korkunç yarıktan çıkıverir. Hades, dizginleri gevşetmeden; Persephone’yi belinin ortasından yakalayıp, arabasına alarak, yeraltındaki sarayına kaçırır. Yeraltına inerken Persephone öyle ağlar, öyle ağlar ki, dağların tepelerinden, denizlerin derinliklerine kadar çınlayan sesini herkes gibi annesi de duyar. Demeter, bir kuş gibi denizleri, karaları aşar, ama kızının izini bir türlü bulamaz. Kimseler de bir şey bilmemektedir, “… Ne tanrılar, ne insanlar, ne de kuşlar…” Dokuz gün dolaşır Demeter… Ağzına ne Ambrosia koyar, ne de Nektar... Sonunda Güneşin yanına gelerek gerçeği öğrenir: Persephone yeraltında, ölü gölgeler arasındadır… Tanrıça, kızını yitirdiğine çok üzülür…

Demeter, toprağa verdiği bütün armağanlarını geri çekip alır. Yeşiller içinde çiçeklerle bezenmiş toprak buzlarla kaplanır, donmuş bir bozkıra döner. Sonunda Zeus, duruma el koyması gerektiğini düşünerek tanrıları Demeter’e yollar, öfkesini bir yana bırakmasını söyler. Ama hiç aldırmaz Demeter; kızını görünceye kadar toprak insanlara bir şey vermeyecektir. Zeus, Hermes’i yeraltına göndererek Persephone’nin Demeter’e geri verilmesini ister. Ölüler Ülkesi’ne vardığında Hermes, Persephone ile Hades’i yan yana oturur halde bulur. Pesephone, Hermes’in sözlerini duyunca sevinçle, hemen gitmek ister. Hades, Zeus’un buyruğunu yerine getirmesi gerektiğini bilmektedir. Persephone giderken, Hades ona kendisini unutmamasını söyler ve yeraltına yeniden dönmesini sağlamak için de bir nar tanesi yedirir.

Sonuç olarak, Demeter ile Hades arasında paylaşılamayan Persephone’nin yaşamı, Olymposlu Tanrıların hakemliğinde yeniden düzenlenmiştir. Buna göre; Persephone yılın üçte birinde karanlıklar ülkesinde Hades’in yanında olacak, üçte ikisinde de anası Demeter’in yanında kalacaktır.

Persephone, yeraltına Hades’in yanına indiği zaman kederli ana Demeter doğanının rengini soldurur, kışı getirir… Özlemle beklediği kızına kavuştuğu zaman ise doğa uyanır, ağaçlar meyveye durur, tohum toprakta sarı başaklı buğdaya döner… Her yerde bolluk ve bereket olur; yaz gelir...

Özellikle Helenistik ve Roma İmparatorluk Dönemleri’nde, Menderes havzasında Nysa (Sultanhisar) yakınlarındaki Akharaka ile Hierapolis Hades Tapınakları ünlüdür. Hierapolis Hades Tapınağı (Kharoneion), daha sonradan, M.S. III. yüzyılda yapılmış olan Apollon Arkhagetes Tapınağı’nın zemin katında kalmıştır. İlkçağ yazarları Kharoneion’un çeşitli onarımlar geçirmiş olduğundan söz etmektedirler.

Apollon’un Hierapolis’te baş tanrı olmasının da, Plutonion ile bağlantısı olmalıdır. Çünkü buradaki zehirli gaz çıkaran mağara, Yunanistan’daki Delphoi Tapınağı’nda bulunan çukurla benzerlik göstermektedir. Delphoi Apollon Tapınağı’nın gizemiyle gaz deliği etrafında oluşan dinsel kültün benzerliği, Apollon’un baş tanrı olmasında önemli bir etken olmuştur.

Apollon

Apollon, Zeus'un güzel saçlı Leto'dan olan oğlu ve Artemis'in ikiz kardeşidir. Anadolu mitolojisindeki en önemli tanrılardan biridir. Önceleri kıta Yunanistan'a özgü bir tanrı olarak kabul edilirken, yapılan araştırmalar Apollon'un artık Anadolu kökenli bir tanrı olduğunu ortaya koymuştur. Zaten, Apollon adı da Yunanca bir sözcük değildir. Azra Erhat ve Prof. Dr. Fahri Işık Apollon'un doğum yerinin Anadolu’da Lykia bölgesi ve özellikle Patara olduğunu belirmektedirler. İlyada'nın bazı bölümlerinde Apollon, Lykegenos sıfatıyla da anılmaktadır. Likyalı anlamına gelen bu sıfat onun Likya bölgesiyle bağlantısını göstermektedir.

Efsanelerinde okçu, gümüş yaylı ya da hedefi vuran anlamında değişik sıfatlarla da anılmaktadır. Bazı efsanelerde onun için parlak, ışık saçan anlamına gelen Phoibos sıfatı kullanılır. Ancak Apollon güneş ya da ışık tanrısı değildir. Asıl güneş tanrısı Helios'tur. Apollon'un sıfatlarından biri de sarışındır. Bu sıfat Apollon'un yaydığı ışığa işaret edebileceği gibi doğrudan doğruya onun saç rengi ile de bağlantılı olabilir.

Apollon çeşitli özelliklere sahip olsa da tasvirlerde genellikle tek bir biçimde gösterilir. Güçlü ve ideal fiziğiyle genç erkek güzelliğini temsil eder ve genellikle çıplaktır.

Apollon çok iyi bir okçudur, hedefini hiç bir zaman şaşırmaz. Kardeşi Artemis ile paylaştığı bu okçuluk yeteneği Apollon'a büyük bir üstünlük sağlar. Apollon ve Artemis'in oklarıyla ölmek tatlı, acısız, uykuya dalar gibi huzurlu bir ölüm demektir.

Aletlerden ok, yay, üçayak, çift yüzlü balta ve lir; hayvanlardan kurt, yunus balığı, kuğu, karga; bitkilerden defne, palmiye ve zeytin ağacı Tanrı'nın simgeleridir.

Bir tanrı olarak Apollon'un nitelikleri çok fazladır.

Sağlık tanrısıdır. İnsanları iyileştirir, onları suçlarından arındırır (bu niteliği oğlu Asklepios'a geçmiştir). Ama aynı zamanda oklarıyla etrafa veba ve ölüm de saçabilmektedir.

Sanatın özellikle şiirin ve müziğin esin tanrısıdır.

Öfkenin, cezanın ve öç almanın tanrısıdır.

Geleceği haber verir. Apollon bilicilik tanrısıdır. Apollon tarafından esinlenen insanlar bilici, kâhin veya falcı olurlar. Bilicilik İlkçağ'da son derece önem verilen adeta bir sanattır. Yunan efsanelerinde Delphoi önemli bilicilik merkezi olarak geçer.

Efsaneye göre: Toprak ana Gaia, Python adında bir yılan doğurmuştur… Python, Delphoi’da bulunan bilicilik merkezine bekçilik yapıyordu ve hiç kimseyi oralara sokmuyordu… Önüne çıkan herkesi öldürüyordu. Apollon doğduktan üç-dört gün sonra Hephaistos'un oklarıyla silahlanarak Delphoi’a gitmiş, Python’u öldürerek, küllerini Delphoi Tapınağı’nda Omphalos’un (dünyanın göbeği sayılan kutsal taşın) altına gömmüştür. Bundan sonra, olayın anısına Pythia oyunları, yarışmaları düzenlenmeye başlanmıştır. Ardından, Apollon Delphoi’de aynı yere kendi bilicilik merkezini ve tapınağını kurmuştur. Kâhinler, bilicilik merkezinde bulunan derin bir çukurun üzerine üçayaklı sehpa koyarak kehanette bulunurlardı. Üçayaklı sehpa aynı zamanda Apollon’un simgelerinden biridir. Bilici kâhinler Sybillalar defneyaprakları çiğneyerek ve çukurdan çıkan gazla transa geçerlerdi ve geleceğe dair sorulan soruları Apollon’a (çukura) sorarak, aldıkları cevapları insanlara aktarırlardı.

Ancak ne var ki İlk Çağın ilk ve en önemli bilicilik merkezleri Anadolu'dadır. Anadolu'daki en önemli ve en eski merkez Didyma(Didim)dır. Didyma’daki bilicilerin çoğu kadınlardır. Ellerindeki kutsal bir değnekle Tapınak’taki kuyunun başında oturarak, sularda gördükleri ışıltıları yorumlayıp, rahiplere bildirirlerdi. Apollon'un doğum yeri olan Patara ve Kolophon da önemli merkezlerdir. Bilici kadınlar arasında en ünlüsü Troya kralı Priamos'un kızı Kassandra'dır.

Hierapolis Plutonion’unda yapılan ritüellerle Delphoi’deki çukurda yapılan bilicilik ritüelleri birbirlerine çok benzemektedir. Üstelik Hierapolis’te de Delphoi’de olduğu gibi Apollon, Delphinos ve Pythios tiplemelerinde tapım görmüştür. Hierapolis’te de Apollon Pythios adına, her dört yılda bir, Pythia yarışmaları düzenlenmiştir. Plutonion üzerine inşa edilen Apollon Tapınağı’nda yine çukurun üzerine üçayaklı sehpa konur ve Sybillalar yeraltından çıkan gazla transa geçerlerdi. Bilici Sybillalar, geleceğe dair bilgi öğrenmek isteyenlere alfabenin harflerinden birini çektirerek, çekilen harfe göre kehanette bulunurlardı.

Hellenistik Dönem’de Hierapolis kentinin baş tanrısı olan Apollon, zaman zaman onun değişik sıfatları öne çıkarılarak betimlenmiştir. Genellikle, Apollon’un Hellenistik Dönem sıfatları; Delphinos, Pythios ve Kitharados (Archegetes) tiplemelerinde betimlenerek sunulmuştur. Bunların yanı sıra Apollon’un yerel tipteki sıfatlarıda Lairbenos ve Kareios olarak da tapım görmüştür.

Apollon’un yerel tanrı tiplemelerinde çift yüzlü balta simgeleri kullanılmaktadır. Anadolu Arkeolojisinde çift yüzlü balta birçok tanrıda simge olarak kullanılmaktadır. Ana tanrıça Kybele’nin bile atributları arasında yer almaktadır. Yine, Lykos Vadisi çevresinde görülen ve at üstünde çifte baltasıyla betimlenen binici tanrı da Apollon Kareios ve Apollon Lairbenos tiplemeleriyle benzerlikler göstermektedir.

Roma Dönemi’nde ve sonrasında Hierapolis’teki geleneksel kültlerin izlerine uzun bir süre daha rastlanmaya devam edilmiştir. Öyle ki, kaynaklarda M.S. VI. yüzyılda hala Apollon Tapınağı’na ve burada çalışan rahiplerin dinsel gösterilerde Plutonion’a inmelerine ilişkin bilgilere rastlanmaktadır. M.S. V. yüzyılda hekim Asklepiodotos Hierapolis Plutonion’una gelmiş ve başını giysilerinin etekleri içine saklayarak, sıcak suyun aktığı bölüme kadar girmeyi başarabilmiştir. Asklepiodotos Kharoneion’un Apollon Tapınağı’nın altında yer aldığını kesin bir şekilde anlatmaktadır.

Hierapolis Plutonionu’nun kutsallığı, eski çoktanrılı inanç sisteminden Hıristiyanlık dinine de aktarılmıştır. M.S. V. yüzyıl başında Hıristiyanlık iyice yayılmış ve Hierapolis’te öldürülmüş olan İsa’nın on iki havarisinden St. Philip adına burada bir Martyrium yapılmıştır. Bu yüzden Hierapolis’te ölmek ve gömülmek önceki dönemlerde olduğu gibi Hıristiyanlarca da ayrıcalıklı bir anlayışa dönüşmüştür.

Lykos Vadisi Kültlerindeki bu etkileşim, bölgenin mitolojik, arkeolojik ve sanatsal çeşitliliğinde önemli ve ayrıcalıklı bir zenginliğe dönüşmektedir.

Hierapolis Plutonionu’nun kutsallığı, eski çoktanrılı inanç sisteminden Hıristiyanlık dinine de aktarılmıştır. M.S. V. yüzyıl başında Hıristiyanlık iyice yayılmış ve Hierapolis’te öldürülmüş olan İsa’nın on iki havarisinden St. Philip adına burada bir Martyrium yapılmıştır. Bu yüzden Hierapolis’te ölmek ve gömülmek önceki dönemlerde olduğu gibi Hıristiyanlarca da ayrıcalıklı bir anlayışa dönüşmüştür.

Lykos Vadisi Kültlerindeki bu etkileşim, bölgenin mitolojik, arkeolojik ve sanatsal çeşitliliğinde önemli ve ayrıcalıklı bir zenginliğe dönüşmektedir

Yolunuz Hades’in karanlık Ülkesi’nden uzak; ama Apollon’un beyaz kollu esin perileri Mousalara hep yakın olsun…