Eren (Denizli Dergisi)


GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DENİZLİ DERGİSİ, SAYI: 7, 2005

BİN TANRILI ANADOLU UYGARLIKLARINDAN

EREN GÜNÜ ŞENLİKLERİNE

Mevsim kıştan bahara dönmek üzereyse… Tohumun gözü topraktaysa… Doğadaki bu uyanışa uygun olarak; Anadolu insanı da adaklar adayıp bereket ve bolluk olsun ister… Bu yüzdendir Nevruz’un, Hıdrellez’in coşkuyla kutlanması, saygıyla karşılanması… Ve yine bu yüzdendir “Kırk İkindi Yağmurları”nın bereketle eş tutulması…

Yaz yorgunu günlerin sonuna gelindiğinde; Güneş karası yüzler, toprak kokulu eller, olanca alçak gönüllülüğüyle, bire bin veren Tanrı’ya yine adaklar adamak ister; bereketi, bolluğu esirgemeden kendilerine sunduğu için... Bu, bazen hasat şenliklerine, bazen de bağbozumu şenliklerine dönüşerek sürer gider…

Her yıl olduğu gibi… Aylardan ağustos ve günlerden ayın son çarşambası ise, Güney Ege’de insanlar Eren Günü Şenlikleri’ne katılmak için, Çiçekbaba Dağı’na çıkarlar.

Çiçekbaba Dağı, Denizli ile Muğla arasında kalan ve eski adıyla Sandıraz olarak bilinen bir dağ sırasıdır. Güneyinde Köyceğiz, kuzeyinde Beyağaç yer alır. Dağın yamaçlarında Karagöl ve Topuklu Yaylası gibi doğa harikası yerler vardır. Eteklerinde bulunan karaçam ormanları dağın doruklarına doğru çıktıkça yerini anıt ağaçlara bırakır. Ülkemizin en yaşlı (yaklaşık 1200 yıllık) Karaçamları burada bulunmaktadır. Burası Orman Bakanlığı tarafından “Tabiatı Koruma Alanı” olarak belirlenmiştir. Çıplak ve kayalık dorukların başladığı yerde ise ünlü Kartal Gölü vardır. Buradan yarım saatlik bir yürüyüşle doruğun doğu yamacına tırmanıldığında, Eren Dede düzlüğüne gelinir. İşte törenler/ritüeller burada bulunan bir kült (tapınma, mezar veya adak) yerinin etrafında yapılır.

Beyağaç’tan gidenler, Çarşamba akşamını Kartal Gölü’nün kıyısında geçirmek üzere, yola çıkarlar. Zaten araçların gidebileceği yol da burada biter... Kartal Gölü’ne gelindiğinde, geceyi burada geçirecekler için ayrı bir şenlik başlamıştır bile... Ateşler yakılarak, korlu ocaklarda oğlaklar çevrilir... Ve tüm gölün üstünü kara isli, koyu bir duman kaplar... Bir yandan yemekler yenir. Bir yandan da sazlar çalınıp, türküler söylenir, zeybekler oynanır. Silahların sesleri sabaha kadar hiç durmaksızın dağların koyaklarında yankılanır durur... Bu şenliği duymayanlar duysun, gelmeyenler gelsin diye...

Perşembe sabahının ilk ışıklarıyla birlikte, insanlar Çiçekbaba’nın doruklarına doğru tırmanmaya başlarlar… Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşten sonra Eren Dede düzlüğüne gelirler. Dağın iki yanından; yani Beyağaç’tan ve Köyceğiz’den gelenler burada buluşmuştur artık... Yörüklerin, adakçılara satmak için getirdiği sürülerin çan sesleri; kalabalık ve telaşlı insan seslerine, harlı ocakların çıra isli dumanları; Eren Dedenin tozuna toprağına karışarak, göğe doğru savrulmaya başlamıştır, çoktan ...

Buraya gelen insanlar öncelikle kendilerine günü geçirebilecekleri uygun bir yer bulurlar. Ardı sıra ocaklar kurulur, ateşler yakılır. Ve Yörüklerin sürülerinden adaklık oğlaklar seçilir. Aile bireyleri adaklık oğlaklarını da yanlarına alarak Eren Dede Mezarı’nın (kült, tapınma ve adak yerinin) etrafında dönmeye başlarlar. Bu kült yeri yaklaşık elli metreye beş metre gibi -mezardan çok büyük- dörtgen planlı, etrafı taşlarla çevrili bir alandır. Bunun etrafında, çok sayıda insan aynı anda hızla tozu torağa katarak, en az üç kere dönerler. Bu yerin üzerine buğday serpilir, taşlarına bezler bağlanır, dualar edilip, dilekler dilenir...

Sonra, adaklık oğlaklar kesilir ve iki kişinin omuzlarına aldıkları sırığa asılarak yüzülür. Yüzme ve temizleme işlemlerinden sonra, hiç parçalanmadan sırığa geçirilir ve ocakta közün üstünde bütün olarak pişirilerek yenir. İs kokulu pişmiş etin bir bölümü “konum komşu hakkı” için ayrılarak, Eren’e gelemeyen yaşlılara ve komşulara dağıtılmak üzere köye geri götürülür.

Kimdir bu Eren Dede?..

Bir söylenceye göre: “Çiçekbaba Dağının ta kendisidir. Çiçekbaba Dağı, doğusundaki Bozdağ ve kuzeyindeki Babadağ ile kardeştir. En büyükleri de Çiçekbaba’dır.”

“Üç kardeş, bazen birlik olur, günlerce eğlenirler, bazen de ölesiye kavga ederlermiş birbirleriyle... Bir keresinde Çiçekbaba Dağı, söz dinlemeyen kardeşi Babadağ’a kızınca, yerden bir kaya parçasını almış ve fırlatmış Babadağ’a.... Atılan taş Babadağ’ın doruklarını parçalamış… O günden sonra Babadağ’ın zirvesi hep yaralı, hep yarım kalmış.”

Başka bir söylenceye göre ise: “...Bir gün burada, su testisini unutan bir çoban testisini almak için geri döndüğünde testideki suyun içilmiş olduğunu fark etmiş. Oysa etrafta bunu yapacak kimsecikler yokmuş. Ertesi günü testiyi dolu olarak yine aynı yere bırakmış ve bir kayanın arakasına gizlenerek, testiyi gözetlemeye başlamış. Ak libaslar giymiş aksakallı ulu bir kişi gelmiş, suyu içmiş ve kaybolmuş...

İşte taşlarla çevrili olan tören yeri, Eren Dede’nin su içerken göründüğü yermiş... Çiçekbaba Dağı’nın doruklarındaki ağaçsız, çorak ve kayalık yerler, Onun ferinden, gücünden böyle yanıp kavrulduğu için çorak ve çıplak kalmış... Buna karşın, buraya gelip adak adayanların dilek dileyenlerin yurduna yuvasına, oduna ocağına, bolluk bereket yağdırırmış, Eren Dede...

Kimine göre de: “...Anadolu’ya Türkmen Boylarının akın akın geldiği günlerde, Eren Dede atına binmiş önde kızanları, arkasında yoldaşları... Düşmanları süre süre, buraya kadar getirmişler. Gündüz, yiğitçe savaşmışlar… Ne yazık ki, ulu dağa karanlıklar çökünce, pusuya düşüp, burada şehit olmuşlar. Efsane bu ya; hala zor günlerde, savaşlarda Eren Dede Mezarından kalkarak, kılıcını kuşanıp, atına binerek düşermiş yollara... Atına bindiği zaman öylesine heybetli bir görünüşü olurmuş ki: Görenler, sanki ayaklarının yere değeceğini sanırlarmış...

Eren Dede’nin tanrısal gücü; Hititlerdeki dağ tanrılarına benzer... Antik çağlarda, Olympos Dağı’ndan dünyaya hükmeden tanrıların gücüne benzer... Anadolu Erenlerinin bilgeliğine, ululuğuna benzer...

Eren Dede’nin kahramanlık yanı; Bolu Dağları’nı mesken tutmuş Köroğlu’na benzer. “Ferman padişahınsa dağlar bizimdir” diyen Dadaloğlu’na benzer... Ege’nin gözü pek efelerine, zeybeklerine benzer...

İyice bakarsanız, Eren şenliklerinde; binlerce yıldan beri Anadolu Uygarlıkları’nda görülen adak adama, tapınma törenlerinin etkilerini, göçebe Türkmen geleneklerinin izlerini görürsünüz…

Eren Dede törenleri, “Bin Tanrılı” ülkenin uygarlıklarından süzülerek damıtılmış ve gelenekselleşmiş ritüellerin günümüze kadar gelebilen yansımalarıdır. Burada yapılan dinsel törenlerde, Anadolu Uygarlıkları’ndan tanıdığımız birçok ayrıntıya da rastlamaktayız.

Adakçıların, yanlarında getirdikleri adaklarıyla kültün etrafında dönmeleri, buğday serpmeleri ve omuzlarında adaklık oğlak taşımaları; Alacahöyük orthostatlarında (temel taşlarındaki kabartmalar) da gördüğümüz bir Anadolu geleneğidir.

Pamukkale/Hierapolis Tiyatro kabartmalarındaki Artemis kabartma kuşağında “Adakçılar” Efes Artemis Kültüne adaklar sunarken aynı dinsel törenleri yapmaktadırlar…

Kartal Gölü kaçak kazılarında bulunan sunu tasları (ampholoslar) ve sikkeler, Eren Dede şenliklerinin çok eski zamanlardan bu yana yapılmakta olduğunu göstermektedirler.

Denizli yöresinde, doruklarında kült yerleri bulunan birçok ulu dağ bulunmaktadır. Bunlar arasında Çökelez Dağı, Çiçekbaba Dağı, Babadağ ve Honaz Dağı en iyi bilinenleridir. Özellikle Honaz (Kadmos) Dağında çobanların koruyucu dedesi “Çoban Dede” yatırı oldukça ilginçtir. Çobanlar dağın zirvesindeki küçük bir kaya yarığına giderek adaklarını burada kurban ederler. Adağın kanı yarığa akıtılır ve çevresinde üçtaş üst üste konularak dilekler dilenir.

Tanrı Zeus, Lycos vadisi (Çürüksu-Menderes vadisi) arkeolojisinde, çobanların koruyucu tanrısı Zeus Ktesios Patrios tiplemesinde; ince ve kıvrımlı yün elbiseler giymiş olarak betimlenmiştir[1]. Aslında, Honaz Dağı’ndaki “Çoban Dede” Zeus Ktesios Patrios’un ta kendisidir.

Yine bununla bağlantılı olarak, Laodikeia’da bulunan Karakalla’ya ait bir sikkenin arka yüzünde Zeus’un Kadmos (Honaz) Dağında doğduğuna ilişkin bir öykü betimlenmektedir[2] .

Anadoluda her köyün bir yatırı, her dağın bir ereni vardır. “Öyküleri Fırtına Tanrısı Teşub’a yakışan, sonraları Zeus’un olan bir öyküdür bu; sanılır ki dağlarda oturan Eren, Teşub’tur. Belki o Zeus’tur da, elde yıldırım demetiyle düzde oturanın üstüne ateş hışmıyla varışı, O’na üstünlüğü bundandır. Eskinin söylencesini bilmeden ve onu duymadan düşündüğü ve dediği, eskiyle tam tamına aynıdır” [3].

...Ve Beyağaç’ta yaşlıların dediği gibi:

“Çiçekbaba’ya çıkarsan,

Eren’in toprağından al,

Tarlana at, bolluk olsun;

Taşından al, ambarına kat,

Çokluk olsun !..”

Sakın unutma...!

İşte Anadolu Uygarlıklarının güzelliğidir bu…

Dünden aldığını, kendine benzeterek, yarınlara aktarmak…

NİZAMİ ÇUBUK

SANAT TARİHİ ÖĞRETMENİ

DENİZLİ HAKKI DEREKÖYLÜ ANADOLU GÜZEL SANATLAR LİSESİ

MÜDÜRÜ