Atatürk ve Sanat


ATATÜRK VE SANAT

Nizami ÇUBUK

Sanat, güzeli yaratan, gerçekliği simgelerle anlatan bir etkinliktir. Hoşa giden, düşündüren biçimler yaratma çabasıdır. Sanat; yetenek, düş gücü ve yaratıcılık gerektirir...

Sanatın işlevi, estetik bir zevk vermek, duyguları zenginleştirmek, kişiyi coşkulandırmak olduğu kadar, onu aydınlatmak, eğitmek ve bilgilendirmektir de...

Kültür ve uygarlık merdivenlerini yukarıya taşıyan basamakların önemli bir bölümü de sanattır, sanatsal yaratıcılıktır.

Antik çağlarda, Rönesans’ta ve Aydınlanma dönemlerinde hep sanat ve sanatçıdır, çekip çeviren, toplumu ileriye taşıyan… Toplumlar, Ortaçağ bağnazlığına karşı koymayı sanatsal yaratıcılıkla, bilimsel düşünceyle öğrenirler…

Cumhuriyet, Rönesans’tan başlayarak gelişen ve Fransız İhtilalinden bu yana uygarlık tarihinin birikimiyle olgunlaşan bir yönetim biçimidir…

Atatürk, Türk tarihinin “Ortaçağına” karşı “Cumhuriyet Aydınlanmasını” hayata geçirirken, en özlü sözlerini bilime, sanata ve kültüre ilişkin olarak söylemiştir:

“Yüksek uygarlığın merdiveni sanattır”.

“Bir ulus ki resim yapamaz, bir ulus ki heykel yapamaz, bir ulus ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapamaz, itiraf etmeli ki o ulusun ilerleme yolunda yeri olmaz”.

“Cumhuriyetin temeli kültürdür”.

“Sanatsız kalan bir ulusun hayat damarlarından biri kopmuş demektir”.

“Sanatçı uzun uğraş ve çabalardan sonra alnında ışığı ilk hisseden kişidir.”

“Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir.”…

Bin bir zorluklarla yapılan Kurtuluş Savaşı’nın sonunda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla, yeni ve coşkulu bir dönem başlar… “Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır!..” Sözü inançla ve haykırarak söylenmiştir bir kere… Öyleyse bizim genç Cumhuriyetimizin kalıcı ve uzun ömürlü olması için de sanatla, bilimle kısacası kültürle beslenmesi gerekmekteydi. Bu aynı zamanda ümmet anlayışından yurttaş bilincine, bağnazlıktan bilimsel ve laik düşünceye geçmek demekti...

Daha Kurtuluş Savaşı yıllarından başlayarak sanat eğitimi, müzecilik ve arkeolojik kazılar büyük bir önem kazanmıştır. Çağdaş sanat kurumlarının açılması ve yetenekli öğrencilerin yurtdışına gönderilmesi, işte o yıllarda büyük bir heyecanla ve özlemle hayata geçirilmeye başlanmıştır.

Cumhuriyetin onuncu yılında, onca yokluğa yoksulluğa karşın, Atatürk ünlü “Onuncu Yıl Söylevi”nin önemli bir bölümünde, sanattan ve bilimden bahseder:

“...Şunu da önemle belirtmeliyim ki, yüksek bir insan toplumu olan Türk Ulusu’nun tarihsel bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki ulusumuzun yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, üstün zekâsını, bilime bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, ulusal birlik duygusunu sürekli ve her türlü araç ve önlemlerle besleyerek ortaya çıkarmak ulusal ülkümüzdür”… (29 Ekim 1933)

Topkapı Sarayı’nın ve Ayasofya’nın müze olarak düzenlenmesinden, sanat kurumlarının açılmasına ve sanatçıların yetiştirilmesine kadar birçok olayda doğrudan Atatürk’ün katkısı ve emeği vardır.

Başta İbrahim Çallı olmak üzere sanatçılarla ve bilim adamlarıyla kurulan dostluklar, sanatın ve bilimin çalışma ortamlarına heyecan katmak içindir…

Büyük Atatürk, ayrım yapmaksızın bütün Anadolu Uygarlıklarının kültürel mirasına sahip çıkarak, yurt sevgisinin derinliğini kavratmak ister… Bu düşünce O’nun Dünya insanlarına karşı hissettiği hümanizma anlayışında “Yurtta Barış, Dünyada Barış” diyerek kendini gösterir... Dahası, Çanakkale Savaşı’nın ardından Türk Şehitlerine gösterdiği derin saygıyı, yabancı ülkelerin şehitlerine de göstererek evrensel bir yüceliğe kavuşur...

Atatürk, Gençliğe seslenişinde “Birinci görevin, Türk Bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuza kadar korumak ve savunmaktır”… Diyerek başlamaktadır. Çünkü “En büyük esridir, Cumhuriyet”… Ve “Cumhuriyetin temeli kültürdür”… “Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, uyarı almak, düşünmek, zekâyı eğitmektir”… Cumhuriyeti omuzlarında taşıyacak olan Türk toplumunun sağlam bir kültürel altyapıya sahip olmasını istiyordu. “ Fikri hür, vicdanı hür, İrfanı hür...” nesiller yetişmeliydi. Çünkü hedef “Ulusal Kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmaktı!…”

Çünkü O, bin yılların birikimi olan uygarlığın, bilimin ve sanatın insanları özgür yurttaşlar olarak yücelten değerler olduğunu biliyordu... Ve buna yürekten inanıyordu.

NİZAMİ ÇUBUK

HAKKI DEREKÖYLÜ ANADOLU GÜZEL SANATLAR LİSESİ MÜDÜRÜ DENİZLİ