Aizanoi


EGE LİFE, 01 KASIM 2005, YIL: 2, SAYI: 22

DÜNLE BUGÜNÜN İÇ İÇE YAŞADIĞI
GİZEMLİ KENT
AİZANOİ

Sonbaharda, kardeş okullarımız Bolu, Isparta, Muğla, Kocaeli ve Kütahya Anadolu Güzel Sanatlar Liseleriyle yapacağımız ortak etkinlikleri görüşmek üzere Kütahya’ya gidiyoruz… Aynur Saman, Fehim Eren, Semih Atalay ve Ben…
Sabah erkenden yola çıkarak, toplantı öncesinde adını çok duyduğumuz Frig Vadisi’ni gezmek istiyoruz… Eğlenceli bir yolculuktan sonra Kütahya’ya yaklaştığımızda, yolun solundaki yön levhasına bakarak Frig Vadisi’ne doğru dönüyoruz… Az sonra, daralan ve bozuk yollara geldiğimizde, kaybolduğumuzu düşünerek yol üzerindeki jandarma karakoluna uğrayıp bilgi almak istiyoruz. Nöbetçi, bu konuda bilgisi olmadığını komutanına sormamızı söylüyor… Komutana sorduğumuzda ise bu konuda yardımcı olamayacağını ve ilerdeki bor madeni işletmesine sormamızı söylüyor… Bahtımıza ne çıkarsa deyip ilerliyoruz… Epeyce gittikten sonra, yol üzerindeki tarlasında çift süren köylüye sormak için duruyoruz … Bu arada arabanın bagajından fotoğraf makinelerimizi çıkarırken köylü vatandaş yanımıza kadar geliyor. Ona Frig Vadisi’ni soruyoruz… Köylü hınzırca gülümseyerek bagajın içini dikizliyor ve: “siz define mi arıyorsunuz” diyor. Niyetimizi anlatınca “ben Frig mirik bilmem ama ilerde İnlice Köyünde gavur inleri var, oraya bir bakın” diyor. Tarife uyarak, İnlice Köyündeki mağaraları geziyoruz ve ardından Kütahya’ya dönüyoruz… Kütahya’ya vardığımızda Frig Vadisinin; Eskişehir, Afyon ve Kütahya arasında geniş bir alana yayılmış antik yerleşimlerden oluştuğunu öğreniyoruz.
“Kütahya’nın Pınarlarından” kana kana sular içip kendimize geldiğimizde dönüş yolculuğu için planlar yapmaya başlıyoruz… Dönüşte mutlaka Çavdarhisar’da bulunan Aizanoi antik kentini gezmek istiyoruz.
Verimli bir çalışma toplantısının ardından ertesi gün çiseleyen yağmurla birlikte dönüş yolculuğuna başlıyoruz… Yol boyunca sonbaharın ıslak ve sisli renk cümbüşü inanılmaz güzellikler sunuyor…
Çavdarhisar’a yaklaşırken acıktığımızı hissedince, mütevazı bir kasaba lokantasında yerel yemekler yiyerek karnımızı doyuruyoruz… Lokantanın garsonundan bilgi almak için antik kenti sorduğumuzda; “Kasabanın hemen çıkışında harabeler var, turistler de gezmeye geliyor ama ben hiç gezmedim” diyor.
Meydandan yön levhasına bakarak kuzeye doğru döndükten kısa bir süre sonra antik kentin kalıntıları görülmeye başlıyor… Hala kullanılan tarihi köprü ve uzaklardan olanca heybetiyle bizleri bekleyen görkemli Zeus Tapınağı çok etkileyici görünüyor…


Aizanoi, Kütahya’dan güneye doğru 57 km. uzaklıkta Çavdarhisar İlçesiyle iç içe olan bir antik kenttir. En parlak dönemini ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan kent, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Kentte Zeus adına inşa edilen Anadolu'nun en iyi korunmuş tapınağı yer alır. Ayrıca büyük bir tiyatro ile buna bitişik stadyum, biri mozaikli olmak üzere iki hamam ve gymnasium, Kocaçay (Penkalas) üzerinde iki adedi halen kullanılır durumda olan, toplam beş köprü ile antik baraj, borsa binası, sütunlu caddeler, nekropol alanları ve Meter Steune'nin kutsal mağarası bulunmaktadır. Kentte halen Alman Arkeoloji Enstitüsü adına yapılan arkeolojik kazılar devam etmektedir.
Penkalas (Kocaçay) Irmağı'nın yukarı kesiminde, Tanrıça Meter Steunene'nin (beklide ana tanrıça Kibele’nin) kutsal mağarası civarında yaşadığı sanılan ve Frigya'ların öncüsü olarak bilinen mitolojik kahraman Azan, sanatın esin perisi Erato ile efsanevi Kral Arkas'ın birleşmesinden dünyaya gelmiştir. Aizanoi şehrinin adı, bu efsanevi kahraman Azan’dan kaynaklanmış olmalıdır. Bir başka anlatıma göre de Aizanoi, Frigya'ya bağlı olarak yaşayan Aizanitis'lerin merkezi olduğu için bu adla anılmıştır.
Kentin yüksek platosu üzerinde bulunan Zeus tapınağının çevresinde yapılan yeni kazılarda, M.Ö. 3. bin yıllarından yerleşme tabakaları ortaya çıkmıştır. Hellenistik Dönemde bu bölge değişimli olarak Bergama'ya ve Bithinya'ya bağlı iken M.Ö. 133'te Roma egemenliğine girmiştir. Roma İmparatorluk Döneminde, tahıl ekimi, şarap ve yün üretimi sayesinde zenginleşmiş ve ünü bölge sınırlarını aşmış olan Aizanoi'de kesin kentleşme bulgularına ancak 1. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır. Erken Bizans döneminde piskoposluk merkezi iken, 7.yüzyıldan itibaren önemini yitirmiştir. Tapınak düzlüğü Ortaçağda bir hisara dönüştürülmüştür. Selçuklular Döneminde Çavdar Tatarları boyu tarafından üs olarak kullanılmıştır. (13.yüzyıl) Bu yüzden buraya Çavdarhisar adı verilmiştir.
Aizanoi 1824 yılında Avrupalı gezginlerce yeniden keşfedilmiş ve 1830'lu yıllarda incelenmiş ve tanımlanmıştır. 1926 yılında M. Schede ve D. Krecker başkanlığında Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün kazıları başlamıştır. Bu çalışmalara 1970 yılında R. Naumann tarafından yeniden başlanmış olup halen devam edilmektedir.
Antik dönemde Penkalas denilen Kocaçay'ın her iki yakasında, Aizanoi'den günümüze kalan yapı kalıntılarının büyük bir kısmı Roma İmparatorluk Dönemi eserleridir. İlkbaharda bugün dahi kabaran sulardan korunmak için her iki kıyıda iri kesme taşlardan yapılmış koruma duvarları bulunmaktaydı. Antik dönemde iki yakayı birbirine bağlayan köprülerden ikisi bugün bile hala hizmet vermektedir. Özellikle beş kemerli taş köprü en iyi korunmuş olanıdır. Kentin bütün yükünü beş kemerli yapısıyla taşıyan bu köprü, şehrin ana köprüsü durumundadır. Köprü korkuluğunun birinin kaidesi üzerindeki yazıta göre, açılış töreninin M.S. 157 yılının eylül ayında yapıldığı anlaşılmaktadır. İki korkuluk taşı üzerindeki kabartmada, köprüyü bağışlayan M. Apuleius Eurykles'in deniz yolculuğu gösterilmektedir. Eurykles, İmparator Hadrian tarafından kurulan, Panhellenion denilen Hellen Birliği'nde, M.S. 153 ve 157 yılları arasında Aizanoi'u Atina'da temsil etmiştir ve M.S. 157 yılının sonbaharında Aizanoi'e geri dönmüştür. Köprüye 1990 yılında karayolları tarafından yeni korkuluklar konmuş ve yeniden kaplanmıştır.
Şehrin ana kutsal alanı olan Zeus Tapınağının yapılabilmesi için , Anadolu'nun erken arkeolojik evrelerine ait tabakaların ortadan kaldırılmış olduğu, son kazılarda ortaya çıkmıştır. Tapınak avlusunun hemen altında Erken Bronz Çağı II'ye (M.Ö. 2800-2500) tarihlendirilen keramik parçaları ele geçmiştir. Ortadan kaldırılan tabakaların molozları tapınak alanının tekrar dolgusu sırasında kullanılmış olmalıdır. Tapınağın yapımına M.S. 2. yüzyılın 2. çeyreğinde başlanmıştır. Yapımı için gerekli harcamalar, olasılıkla geniş tapınak arazilerinin kiraya verilmesiyle sağlanmıştır. Toprağı kiralayanlar uzun yıllar para ödememekte direndiler. Ancak İmparator Hadrian'ın kararıyla paralar ödenince tapınağın yapımına başlanabildi. İmparator ile kent arasında bu konuyla ilgili yazışmalar Aizanoi için o kadar önemliydi ki, tapınağın ön galerisinin (pronaos) kuzey tarafında özel olarak hazırlanmış olan yerinde bulunmaktadır. Aynı duvarın dış tarafında da uzun yazıtlar vardır. Burada, köprünün yazıtından bildiğimiz M. Apuleius Eurykles'ten söz edilmektedir. Yazıt, Eurykles'in erdemlerinden ve kent için yaptığı işlerden övgü ile bahsedilmektedir. Tapınağın yazıtlarının ve kesme taşlarının üzerinde savaş sahnelerini, atlıları ve atları gösteren çizimler vardır. Bu çizimler,13. yüzyılda tapınağın etrafına yerleşen Çavdarlar'ın yaşamlarından sahneleri göstermektedir. Tapınağın kısa yanlarının her birinde 8, uzun yanlarında ise 15'er İon sütunu yer alır. Sütunlarla iç mekanlar arasındaki uzaklık, sütunlar arasındakinden iki defa daha geniştir; böylece burada pseudodipteros planlı bir tapınak uygulanmış olmaktadır. 53 x 35 m. ölçülerindeki podyum üzerine yapılmış olan tapınak ile alt katta tonozlarla örtülü büyük bir alt yapının oluşturduğu kompleks, Anadolu'daki Roma mimarlık sanatında pek alışılmış bir durum değildir ve başka bir benzerine rastlanmamıştır. Tapınağın altındaki alt katın araştırılmasında, Aizanoi'de Meter Steunene adıyla tapınılan Anadolu'nun Ana Tanrıçası Kibele’nin kült yeri olduğu sonucuna varılmıştır. Bu durum tapınağın yalnız tanrıların babası Zeus'a değil, aynı zamanda Tanrıça Kibele'ye de adanmış olduğunu göstermektedir. Tapınağın kuzey ve güney alınlıklarından düşerek bugün yerde sergilenen Medusa kabartmaları ise Didim Apollon Tapınağın’da da olduğu gibi, bir Anadolu mimarlık geleneğidir.
Aizanoi'deki stadion-tiyatro kompleksinin de başka bir benzeri yoktur. Stadionda yapılan 1982-1990 yılları arasındaki araştırmalar, bu yerin M.S. 160 yılından sonra başlanıp, aralıklarla M.S. 3. yüzyılın ortalarına kadar bir yapım süreci geçirdiğini ortaya koymuştur. Stadion girişinin doğu kısmının onarımı sırasında, yeni bulunan ve tekrar yerlerine konan yazıtlar, kendisini daha önce ana köprünün yazıtından tanıdığımız, M. Apuleius Eurykles'in bu kompleksin yapımında da rol oynadığını göstermektedir.
Stadionun tiyatroya bakan cephesi mermer kaplı bir duvarla sınırlıdır. Tiyatronun sahne kısmı zengin mermer bezemelerle kaplıydı. Bu bezemeler yüzyıllar boyu süregelen çeşitli depremler yüzünden oturma basamaklarının ortasına yıkıldıkları gibi kalmışlardır. Sahne binasını süsleyen özenle yapılmış mermer bezemeler yapının önce tek kat olduğunu ortaya koymuştur. Daha sonra stadion genişletilirken buraya da ikinci bir kat eklenmiştir. Düşmüş mermer parçaları arasında av sahnesi betimli kaliteli friz parçaları özellikle dikkat çekmektedir.
M.S. 3. yüzyılın 2. yarısında şehrin kuzeydoğusunda, aslında var olan, büyük kireçtaşı bloklardan oluşan bir bina içine, ikinci büyük bir hamam inşa edilmiştir. Hamam mekanlarından birinde, ortada Satyr ve Menad betimli kaliteli bir mozaik taban vardır. M.S. 4. veya 5. yüzyıldan sonra bu hamamın ana mekanı yeniden düzenlenmiş ve piskoposluk merkezi işlevini görmüştür.
Daha güneyde M.S. 2. yüzyılın 2. yarısında, olasılıkla gıda pazarı olarak kullanılmış yuvarlak bir yapı (Macellum) vardır. Burası 1971'de kazılmış ve kısmen onarılan duvarlarına, M.S. 4. yüzyılın başlarında İmparator Diocletian'ın 301 yılında enflasyonla mücadele için yaptığı ücret tespitlerinin bir kopyası konmuştur. Bu yazıtta, İmparatorluk pazarlarında satılan tüm malların satış ücretleri yer almaktaydı. Buna göre, örnek olarak; kuvvetli bir köle, iki eşeğin ücretine, yani 30.000 dinara; bir at ise üç köle ücretine eşitti.
Yuvarlak yapıyı kuzeydoğudan sınırlayan köy evinin arkası 1992 ila 1995 yılları arasında kazıldı. Burada, sütunlu galerilerle çevrili olan ve buluntulara göre M.S. 400 yıllarına tarihlenen bir cadde ortaya çıkarıldı. Sütun ve kiriş parçaları neredeyse bütünüyle ele geçtiğinden, mermer tamamlamaları az miktarda yapılarak yeniden ayağa kaldırıldı. Ayağa kaldırmada kullanılmayan mimari parçalar, galerilerin arka duvarlarına yerleştirildi. Ayrıca, malların satışa sunulduğu dükkanların girişi de buradaydı. İnsanı yağmur ve güneşten koruyan arkadların yapılması için diğer antik yapılardan malzeme sağlanmıştır. Değişikliğe uğratılıp kullanılan yalnız mimari parçalar değil, aynı zamanda terk edilmiş yapılardaki heykeller de yerlerinden alınarak buraya konmuştur. Böylece, kuzeydoğu galerinin sütunları önünde bir yazıt kaidesinde, soylu bayan Markia Tateis'in onur yazıtı ve flüt çalan panter postlu çıplak bir Satyr'in mermerden heykeli bir araya getirilmiştir. Heykel bugün Kütahya Müzesi'nde sergilenmektedir. Onur yazıtı ile Satyr heykeli arasındaki ilişki, Geç Antik dönem dekor anlayışında içerik endişesi olmadığını ve burada sütunlu bir caddenin çeşitli unsurlarla süslenmesi gayesinin güdülmüş olduğunu göstermektedir. Sütunlu caddenin yapılması için, ortadan kaldırılan en önemli yapı Artemis tapınağı idi. Sütunlu cadde, 6. yüzyıla kadar varlığını korumuş olup bir deprem neticesinde yıkılmış olmalıdır.
Bugün burada bulunan caminin adının “Eski Pazar Cami” olması kültürel sürekliliğin devamını göstermesi bakımından oldukça önemlidir.
Şehrin ne kadar büyük olduğu, onu çevreleyen nekropollerin (Mezarlıkların) büyüklüğünden anlaşılmaktadır. Nekropollerde çok çeşitli mezar tipleri görülmektedir; çok sayıda lahitler, Frigya ve Aizanoi bölgesi için tipik olan kapı biçimli mezar taşları bunlar arasındadır. Kapı biçimli mezar taşları, mezar mimarisinde öbür dünyaya geçişi sembolize eder. Çoğu M.S. 2. yüzyıla ait olan bu taşlar üzerinde bulunan yazıtlarda kimin mezarı olduğu, ya da kimin vakfettiği yer alır. Ayrıca mezar sahibini gösteren işaretler vardır. Kadın mezar taşları üzerinde yün, yapağı bulunan sepet ve ayna, erkeklerinkinde ise kartal, aslan ve boğa bulunur.
Aizanoi antik kentinde gezmek, zaman içinde gizemli bir yolculuk yapmaya benziyor…Önünde tavukların ve ördeklerin gezindiği hanay evler… Daracık sokaklar…Koşuşturan ve şen şakrak çığlıklarla oynayan çocuklar… Tarlasına bağına gidip gelen telaşlı ve yorgun insanlar… Farkındalar mı bilinmez… Gizemli bir kentin kalıntılarıyla kucak kucağa, yan yanalar… Nerdeyse tümü açık hava müzesine benzeyen ülkemizin benzersiz bir güzelliğidir bu…
Uzun süre, Çavdarhisar’da gördüğümüz doyumsuz güzelliklerinin etkisinden kurtulamıyoruz… Ve çiseleyen yağmurun altında, sonbaharın yorgun renklerine karışarak, dönüş için yollara düşüyoruz…