Mousalar (Sunak)


İLHAM PERİLERİNİZ
GELMİYOR MU?


Artık, sizi esinleyen ilham perilerinizin gelmediğini mi düşünüyorsunuz? Kolayı var: Siz onlara gidin!... Hele, bu işi yapanların dokuz güzel kız olduğunu bilseniz, eminim hiç durmazsınız…
Eski çağlarda insanlar doğa olaylarını, doğaüstü olayları, hepsini de kendilerine benzeterek insanca anlamlar yükleyerek anlatmaya çalışmışlardır. Biz bugün bile farkında olmadan sanatsal yaratıcılığımızın ifadesinde “ilham perisinden” bahsederiz.
Yelkenlerimizi mitolojik esintilere açarak, zaman içinde yolculuğa çıkıyoruz. İlham perilerini; Tanrı Zeus’un dokuz güzel kızı Mousaları bulmaya gidiyoruz… Katılın bize!...
O günler, tanrıların yeryüzünde yaşadığı günlerdi… Neşeli Nymphalar’ın (perilerin) kırlarda türküler söyleyip dans ettiği, coşkun Kentaurların (at adamların) doludizgin koştuğu, efsanevi kahramanların canavarlarla dövüştüğü günlerdi… Satyrlerin (keçi kulaklı adamların) sabahlara kadar şarap içip eğlendiği, rahiplerin tanrılar için tapınaklarda yağlı tütsüler yakarak, adaklar sunduğu günlerdi…
Ve o günler, güzel Mousaların yani Zeus’un dokuz kızının Helikon Tepelerinde halka halka korolar kurup, bütün ölümsüzler soyuna; Olymposlu Tanrılara övgüler düzdüğü günlerdi… Onlar babaları Zeus’un konağına doğru yürürken, Olympos yolunda, tanrısal ezgiler sarardı dört bir yanı… Onlar, koca kalkanlı Zeus ile Eluther yamaçlarının Kraliçesi Mnemosyne’nin aşklarından olmaydılar… Dokuz gece sevişmişti Zeus ile Mnemosyne… Ve dokuz kız dünyaya getirmişti kraliçe, günü geldiğinde…
Klio, Euterpe, Thalia, Melpomene, Terpsikhore, Erato, Polymnia, Urania ve Kalliope denilmişti adlarına, bu güzel perilerin…
Klio’nun adı, kutlamak övmek anlamına gelmekteydi… Elindeki kâğıt tomarı ve kum saati ile tarih yazarlarını esinlerdi. Eski zamanlarda yaşamış büyük adamların zaferlerini dile getirirdi.
Euterpe flütüyle, lir eşliğinde söylenen (lirik) şiirleri esinlerdi ve bulunduğu yere neşe saçardı…
Thalia’nın adı, doğanın canlanıp şenlenmesi anlamına gelmekteydi... Elindeki maskesi ve çobandeğneği ile komedyayı ve çobanların sevdiği doğa şiirlerini (pastoral) esinleyerek, insanlara neşeyi ve gülmeyi öğretirdi.
Melpomene, tragedyayı simgelerdi… Bu yüzden bir elinde tragedya maskesi öteki elinde de Herakles sopası bulunurdu. En büyük kahramanların üzüntülerini ve kederlerini trajik sahnelerle canlandırırdı.
Terpsikhore, şiirin ve dansın esin perisiydi... Elindeki liriyle insanlara esin verir, dansın uyumunu ve ritmini düzenlerdi.
Erato, elinde ketrasıyla aşk şiirlerini esinlerdi… Sevme ve sevişme duygularını uyandırırdı.
Polymnia, tanrısal şarkıları ve sessiz tiyatroyu (pandomimi) esinlerdi... Tanrıların büyüklüğünü anlatan en eski, en güzel kasideleri okurdu.
Urania, elindeki küreyle gökyüzünün sonsuzluğunu, astronomiyi sembolize ederdi... Yıldızların, göklerin sırlarını yeryüzündeki fanilere açardı.
Kalliope’nin adı güzel sesli anlamına gelirdi... Ve destansı (epik) şiirin ve güzel söz söylemenin esin perisiydi. Yerinde söz söyleyenleri, birde kahramanlık destanı söyleyen ozanları esinlerdi.
Apollon’un arkadaşları olan Mousalar, bütün olayları bilen esin perileriydi. Hiçbir şarkı, hiçbir bilgi onlar için yabancı değildi. Onlar geçmiş zamanın olaylarını, gelecek zamanın sırlarını biliyorlardı. Bu sevimli kızlar dokuz kişiydiler. Daha sonraları bir hayranlık ifadesi olarak, Lesboslu kadın şair Sappho’ya da onuncu Mousa denmiştir.
Beyaz kollu Mousalardan ve ışık saçan okçu Apollon’dan gelir, ozanlar ve çalgıcılar soyu… Mousalar, bir ozana tanrısal sesler verdi mi, bal akar ozanın dudaklarından… Ve hep övgüyle anar o ozan, var olan tüm tanrıları...
Ve bir gün Mousalar, Helikon Tepelerinde keçilerini otlatan Hesiodos ile karşılaştılar... Çiçek açan bir defneden bir dal koparıp, verdiler ona, asa diye… Tanrısal sesler üflediler içine… Olacakları ve olmuşları yüceltmesi için... Her söylediği destanın başında ve sonunda övmesi için kendilerini…
Dile geldi ozan Hesiodos:
“(…) Selam size, Zeus’un kızları,
verin bana o büyülü sesinizi,
kutlayın benim dilimden ölümsüzler soyunu,
onlar ki doğdular toprak ana ve yıldızlı gök’ten,
karanlık gece’den, suları acı deniz’den.
Söyleyin nasıl doğdu tanrılardan önce
toprak, ırmaklar, şişkin dalgalarıyla engin deniz,
pırıl pırıl yıldızlar ve üstümüzdeki sonsuz gökler.
Sonra nasıl doğdu onlardan
her varlığı borçlu olduğumuz tanrılar,
nasıl paylaştılar şanları şerefleri
ve nasıl yerleştiler kıvrım kıvrım Olympos’a,
anlatın bütün bunları, ey Mousalar,
ta başından başlayıp anlatın,
ne vardı hepsinden önce anlatın(…)”
O günler, tanrıların yeryüzünde yaşadığı günlerdi…
Antik Dönemlerde sanatsal yaratıcılığa, masal tadında tanrısal öyküler yakıştırmıştı insanlar, inanarak… Sembollerle ve onlara anlam yükleyerek…
Tanrıların, soylu kralların ve ozanların sanatsal yeteneklerini özelliklede şiiri ve müziği Tanrı Apollon’un yönettiği dokuz güzel İlham Perisi; Mousalar esinlemekteydi…
Daha sıradan, daha doğal yaratıcılığın ve esinlemenin tanrısı Dionysos’tur. O, Şarabın ve tiyatronun tanrısıdır… Dionysos, Tanrı Zeus ile sevgilisi Semele’nin çocuğudur... Zeus, karısı Hera’dan korktuğu için, doğar doğmaz Nysa (Sultanhisar) Dağlarına göndermiştir onu… Dionysos üzümü ve şarabı burada öğrenmiş, tüm dünyaya, şarabın verdiği hoşluğu ve esrikliği tanıtmaya buradan başlamıştır. Şarabın ve Tiyatronun Tanrısı, tüm bunları “Dionysos Alayı” denilen dostları ve yol arkadaşlarıyla birlikte yapmıştır… “Dionysos Alayında” cilveli rakkaseler; Bakhalar, keçi ayaklı Panlar, şişman karınlı ayyaş Silenoslar ve keçi kulaklı Satyrler yer alırdı…
Sizlerin serzenişlerini duyar gibi oluyorum… Haklısınız. Elbette sanat, böyle masalsı dünyalarda, mitolojik öykülerin anlattıkları gibi olmuyor… Toprağa düşmüş tohum gibi nemi ve güneşi bekliyor sanatsal yaratıcılık… Sonra, olgunlaşarak patlayan tohum gibi, insan aklı ve yüreğiyle yoğrularak imgesel zenginliklere dönüşüyor… Ve insanların yeteneklerine göre farklı sanat türlerinde çıkıyor karşımıza…
Siz ne derseniz deyin, biz mitolojik esintilerin izinde yürümeye devam edeceğiz… Çünkü yazımızın başında söz verdik. İlham Perileri Mousaların izini süreceğiz…
Ozan Heseidos gibi dağ yamaçlarında beklemenize gerek yok. Hemen ruh halinize ve yeteneklerinize uygun, en güzel ilham perisini seçmeye bakın… Hala ayrımına varamadıysanız birde resimlerine heykellerine göz atın… Sonra demedi demeyin… Ben baştan söyleyeyim, Urania bana ilham veriyor… Urania kulağıma güzel sözler söyledi, geleceğe dair…
Dedi ki: “Ey güzel insanlar yeni yılda mutluluklar var, güzellikler var yeryüzünde payınıza düşen, hadi hemen bulmaya gidin hep birlikte…”