Arık Arıtma Adağı (EgeLife)


EGELİFE, 01 MAYIS 2007, YIL: 4, SAYI: 39

HAYDİ

ARIK ARITMAYA!

DENİZLİ SERVERGAZİ (YEŞİLKÖY) BELDESİNDE YÜZ YILLARDIR YAPILMAKTA OLAN

GELENEKSEL

BİR ADAK TÖRENİ

Buz mavisi ıslak kış günlerinin uyuşukluğunu, uyku mahmuru gözlerle üzerimizden atmaya çalışıyoruz. Doğa olanca coşkusuyla baharı karşılamaya hazırlanıyor. Kuşların ötüşü böceklerin seslerine, dağların yeşili göğün mavisine karışıyor. Toprağa düşmüş tohum filizlenmiş, güneşe doğru boy veriyor... Ağaçlar tomurcuklanıp, çiçeğe durmuşlar... Cemreler havaya, suya ve toprağa düşeli epey zaman oldu... Hıdrellezde doğayla, baharla bütünleştik, içimiz kıpır kıpır... Doğadaki uyanış hepimizi coşturuyor.

Yeşilköylüler, Ulu Tanrı'dan bolluk, bereket dilemek için adaklar sunma zamanının geldiğini biliyorlar.

Haydi, "Arık Arıtma Adağına!..."

Haydi, imeceye!...

Beldenin adı zamanla Taşoluk, Gerzele, Yeşilköy ve Servergazi olarak değişmiş olsa da, geleneklerine sahip çıkan bilge insanlar, güngörmüş yaşlılar hiç ara vermeden "Arık Arıtma Adağını" ve imeceyi sürdürmeye devam ediyorlar... Köyden beldeye dönüşen Yeşilköy, Servergazi Beldesi olarak sahip olduğu tarihsel mirasın farkında... Özellikle bölgenin Türkleşmesinde uçbeyi olarak savaşırken şehit düşen Selçuklu komutanı Servergazi'ye ait türbenin burada yer alması, beldeye ayrı bir tarihsel zenginlik katıyor. Servergazi Beldesi bugün, dünden aldığı kültürel mirası yarınlara taşımak istiyor. Belediye Başkanı Nihat Yeniyol, Pamukkale Üniversitesi ile işbirliği yaparak yeni açılımlar yaratmaya çalışıyor. Beldenin tarihsel belleği olan yaşlıları bilim adamlarıyla buluşturuyor...

Bin yılların imbiğinden süzülüp gelen geleneksel imece töreni için zamanın geldiğini, köyün güngörmüş yaşlıları haber verince; Oğullar, torunlar kolları sıvayıp hemen hazırlıklara başlıyorlar. Önce, hayırseverlerin kurduğu "Dernek" tarafından adak sırasının kimde olduğuna bakılarak, o kişiye hazırlık yapması için haber veriliyor. Adaklık boğa, yemeklik malzemeler alınarak her şey hazır hale getiriliyor.

Adaklık boğayı almak için başvuruda bulunan hayırseverlerin, sıranın kendilerine gelmesi için neredeyse birkaç yıl beklemesi gerekiyor.

"Arık Arıtma Adağından" bir gün önce akşamdan hazırlıklara başlanıyor. Yıllar öncesinden adak yemeği için alınmış olan kalaylı kazanlar, dığanlar gözden geçirilerek yeniden ortaya çıkarılıyor. Ertesi gün köyün ileri gelenleri, adakçılar, yemekçiler ve Arık Arıtma İmecesine katılacak köylüler sabah ezanında köy meydanında toplanıyorlar... Ve kendi aralarında görev dağılımı yaparak yola çıkıyorlar...

Çağrıya kulak verip baharda yapılan imeceye bizde katılıyoruz.

Ilgıt ılgıt esen seher yeliyle dağların arasından, vadilerin diplerindeki yollardan suyun kaynağına doğru ilerliyoruz. Ulu çınarların ve kestane ağaçlarının zamana meydan okuyan heybetli görüntüleri alaca şafakta hepimizi büyülüyor.

Güneş ışıkları dağların doruklarını yalayarak vadilerin içine inmeye başlarken adak yeri olarak düzenlenen şelaleye, "Suyun Pınarı"na varıyoruz. "Arık Arıtma Adağı" olarak getirilen boğa, kurban edilmek üzere saygıyla suyun başına getiriliyor. Görevliler, boğanın canı yanmasın diye onu özenle bağlayıp, arka ayaklarından kesim demirine asıyorlar. Dualarla kesim işlemleri başlıyor... Köyün imamı elinde tuttuğu leğene ilk akan kanı doldurarak dualar eşliğinde su arığına döküyor... Ve Tanrıdan bolluk ve bereket dileyerek kanlı kabı suda yıkıyor... Suya karışan kurban kanının görüntüsü hüzünle umudun yoğrulduğu tarifsiz duygulara dönüşüyor.

Çok eski zamanlarda, uzun savaş yıllarında yetişkin erkeklerin tümünün savaşlara gittiği seferberlik yıllarında, yoksulluk yüzünden ve adaklık boğayı kesebilecek yetişkin erkek olmadığından, yayladaki yaşlı Yörük beyi, köyün kadınlarına adak olarak bir koç gönderir. Ve o yıl kadınlar "Arık Arıtma Adağını" bu koçu keserek yaparlar... Ancak, Tanrı adağı ve akan kanı yetersiz bulduğu için arığın suyunu azaltarak, kurutur.

O günden sonra, durum ne olursa olsun, köylüler iki elleri kanda olsa bile, yılda iki kez boğa kurban etmeye devam ederler. Her yıl ilkbahar ve sonbaharda yapılan Arık Arıtma Adağı, köye gelen suyun çoğalması için yapılan geleneksel bir törene dönüşerek, sürüp gider... İlkbaharda yapıldığında bolluk bereket dileği, Sonbaharda yapıldığında ise şükran duyguları sunulmak istenir...

Kesilen boğa kasap tarafından önce iri parçalara ayrılıyor, sonra adak imecesine katılan köylüler tarafından yemeklik olarak doğranıyor. Bir yandan ocaklar kurulup ateşler yakılıyor... Bir yandan kazanlara yemeklik malzemeler konularak kepçelerle karıştırılmaya başlanıyor. Yemek yapmaktan anlayanlar kazanların başında tatlı bir telaş içindeler. Su taşıyanlar, odun toplayanlar hiç durmuyorlar... Yapılması gerekenleri bir bir anlatmaya çalışan yaşlı insanlar her şeyin kusursuz olması için telaşlı ve kaygılı ortalıkta dönüp duruyorlar. Yemek ikramı başlamadan kap kaçağın temizliğini, bulaşıkların yıkanmasını düşünen köylü kadınlar kazanlarının altını yaktılar, sular ısınıyor... Kovaları, leğenleri yerli yerine koyarak düzenlerini kurdular. Aralarında görev paylaşımı yaparak son hazırlıklarını yapıyorlar...

Pınar başında, adak yerinde yemekler pişmeye başlıyor... Haşlama, pilav ve irmik helvası odun ateşinde tam kıvamında pişiriliyor...

Köylüler bahçelerine su getiren kanalları temizlemek için "Arık Arıtma" imecesine katılarak paylarına düşen temizliği yapmaya çoktan başladılar bile... Kıştan kalan dalın yaprağın, taşın toprağın doldurduğu su kanalları temizlenerek bolca su sağlanacak...

Su arığı, kaynağından köyün içine kadar bölümlere ayrılmıştır: "Suyun Pınarı", "Istıranca", "Derin Arık", "Orta Arık", "Sulu Taş" ve "Yellice" diye... Bir de şelaleden Tanışman Yaylası'na doğru Yörüklerin sorumluluğunda olan "Denişli" bölümü vardır. Arık bölümlerinin arıtılması köyün mahalleleri arasında eşit olarak pay edilmiştir.

Adağın kanı toprağa bulaştı, suya karıştı... Bolluk bereket olarak geri dönecek. Kazanlardaki yemekler pişiyor... Doygun yemek kokuları göğe savruluyor... Çok eski zamanlardan beri Anadolu Uygarlıkları'nda, göçebe Türkmen boylarında tanrılara adaklar hep böyle sunulmuştu... O günlerden bu güne adak sunuları zamana uygun dinsel törenlere dönüşerek sürüp gidiyor...

Öğleye doğru, su kanallarını arıkları arıtan köylüler adak yerinde toplanmaya başlıyorlar... İş yapmanın haklı gururuyla yorgun ve mağrurlar. Yaşlılar, kadınlar ve çocuklar akın akın köyden adak yerine geliyorlar. Arabalar tozu dumana katarak insan taşıyor. Belediye otobüsü hiç durmuyor. Adak yerinde kalabalık giderek artıyor. Yemekler pişti, enfes lezzet kokuları ta uzak vadilerden bile duyulabiliyor. Köyün imamı yanık sesiyle mevlit okuyor, dualar ediyor. Eller bolluk bereket dilekleriyle havaya kalkıyor ve şükran duygularıyla yüzlere sürülüyor.

Adak yerinde suyun başında koyu gölgelere sofralar seriliyor... Kazanlardaki yemekler kepçelerle kovalara konularak sofralara dağıtılıyor... Telaşlı ve kalabalık insan sesleri birbirine karışıyor. Paylaşmanın ve birlikte yaşamanın coşkusuyla karnını doyuran insanlar şükrederek evlerine dönerken, bir dahaki "Arık Arıtma Adağında" yine buluşmayı umut ediyorlar.

Denizli çevresinde antik dönemlerden beri sürüp gelen yerel kült (inanç) törenleri, Türklerin bölgeye gelmesiyle Anadolu Erenleri'nin özellikleriyle bütünleşerek tarihsel sürekliliğini devam ettirmektedir. Beyağaç'ta Çiçekbaba Dağı'nda Eren Dede, Honaz Dağı'nda Çoban Dede, Çökelez Dağı'nda Ellez Dede ve Babadağ'ın zirvesinde yer alan adak yerlerinde hala dinsel törenler yapılmaktadır. Bu yerlerde yapılan ritüeller Anadolu Uygarlıkları'ndaki kültürel sürekliliğin en güzel örneklerini oluşturmaktadırlar. "Arık Arıtma Adağının" yapıldığı vadide antik dönemden kalma mimari parçalara rastlanılması vadiye inen ve adak yerine giden antik yolun kalıntılarının görülebilmesi bu düşünceleri doğrulamaktadır. Yine, vadinin derinliklerindeki mermer ocaklarından çıkarılan mermerlerin antik dönemlerde de Hierapolis'e ve Laodikeia'ya götürülerek mimarlıkta ve heykeltıraşlıkta kullanılması buranın tarihsel önemini artırmaktadır.

Servergazi Türbesi'nin yakınında bulunan "Körıstanlık" mevkiinde yeraltına yapılmış tek odalı sığınaklar da araştırılmaya değer mimari kalıntılardır. Taş duvarlarla çevrilmiş ve üzerleri geniş kayrak taşlarla örtülmüş bu sığınaklardan, burada çok sayıda bulunmaktadır.

Servergazi Beldesi gelenekleriyle, tarihsel ve kültürel mirasıyla dünle bugünü iç içe yaşıyor. Sahip olduğu bu zenginliklere yaşadığımız zamanın renklerini de katarak yarınlara aktarmaya çalışıyor...